"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ruhu dinlendirmek

Sebahattin YAŞAR
07 Kasım 2018, Çarşamba 00:02
Ruh ne zaman yorulur? Ne yapınca yorulur? Hastalanır mı? Neden hastalanır, ruh hastası olur?

Maddî bir varlığı olmasa da, maddî varlıkları hayatlandıran bir iksirdir ruh. O olmadan hayat olmaz. O çıkınca bedenden can çıkar. Bedenin de varlık sebebi aslında ruha mesken olmaktır. Ruh yoksa beden de anlamsızdır.

Mevlânâ’nın Farsça Mesnevî’sinin ilk beyitleri tam da bu konuyu ele alır:

“Bişnev ez ney çuun hikâyet mi konet, vez cüdayiha şikâyet mi konet”

Ney, kamışlıktan koparıldıktan beridir, ayrılıktan dolayı hep inlemektedir.

Ruh, ruhlar âleminden ayrıldıktan beridir hep bir özlem içerisindedir. Neyin bütün hikâyeleri bu ayrılığın şikâyeti üzerinedir.

Ruh, ruhlar âlemine dönünceye, hapsedilen beden kafesinden çıkıncaya kadar bu inleme, bu sızlama, bu dertlenme sürecek.

Peki ruh ne zaman dinlenecek, nefes alacak, rahatlayacak?

Ruh, manevî, ruhanî, ulvî ortamlardan lezzet alıyor. Yüksek, ulvî ruhların bulunduğu mekânlar ruh için dinlenme vasıtası oluyor. Ruhlar âlemine (Sahibine) dönüşü çağrıştıran, hasreti gidermeyi anlatan her şey ruha iyi geliyor. Dünya ve dünyalıklara bağlılık ise ruha azap veriyor.

Hasret çekmek ruhun kaderidir. Ama bir gün bu hasret bitecektir. Türkülerde, şarkılarda, ağıtlarda, aşklarda hep bu ayrılığın, kavuşamamanın terennümü vardır. Ve bu terennüm de hikmetlidir.

Bu serüveni bilen olgun ruh, sakince kavuşma gününü bekler. Oysa kavuşmak için hırçınlaşan ruh, kendi kendini hasta eder. Kader inancı, bu hastalığın ilâcıdır. Kader gelince gören göz görmez olur. Kader, kederi kaldırır.

Ruhun kavuşması oluncaya/ölünceye kadar bu inleme devam edecektir.

Bu da ruhun kaderidir. Ruhu, Sahibine kavuşmayı anlatan manevî zikirlerle, sohbetlerle beslemek onun tedavisidir. Bu ulvî cihaz böyle işliyor.

Okunma Sayısı: 1315
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan ÇALIŞAN

    7.11.2018 13:29:29

    Son parağrafta " Ruhu, Sahibine kavuşmayı anlatan manevî zikirlerle, sohbetlerle beslemek onun tedavisidir."Diyorsunuz, yorum kısmında Abdullah beyde bu manevi zikir ve sohbetlerin "Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti,marifetullah içindeki muhabbetullahtur.Ve ruhu beşer için en tatlı surur ve kalbi insan için en safi sevinç,muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir." diyerek bu cümlenin bır nevi tefsirini yapmış.Yazardan da yorumcudan da istfade ediyoruz.Ayrca bir çok kalemin çıkmaz sokaklara girdiği ve içinde boğulduğu bir konuda Sebahattin YAŞAR beyin "Ruhu dinlendirmek" yazısı akademik seviyesi yüksek ve arşivlerde yerini alması gereken harika bir yazı olmuş diye düşünüyorum.

  • Abdullah Tunç

    7.11.2018 11:11:32

    "İnsan ebed için yaratılmıştır.Onun için hakiki gıdaları ilim,marifetullah ve muhabbetullah gibi umuru ebediyedir."Ruh bu gıdalarla tatmin olur,sakinleşir,muradına erer.Ne demişti Hz. İbrahim?Kelamı kadimdelki sözü: "La uhubbul afilindir."Yani ben batıp gidenleri sevmem."Kalb masivadan alakasını kestikten,ruh elini çektikten sonra ruhun saadeti başlar,marifetullah ve muhabbetullah ile kendinden kendinden geçer.Şu satırlar,ruhun ve kalbin içinde bulunduğu manevi hali en mükrmmel bir şekilde izah etmektedir."Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti,marifetullah içindeki muhabbetullahtur.Ve ruhu beşer için en tatlı surur ve kalbi insan için en safi sevinç,muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir."

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı