"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şahs-ı manevinin emanetine sahip çıkmak

Sebahattin YAŞAR
14 Mart 2018, Çarşamba
Pek çok ilde, pek çok teşekkülde tedbirsiz güvenin ortaya çıkardığı bir çok dramatik hikâyeler mevcut.

Hüsnü zan kuralı, adem-i itimat düşünülmeden yaşanmaya kalkılıyor. Onun da tokatları acı oluyor. Güvenmek, tedbirli olunca daha bir güzeldir. Ve asıl güven, içinde tedbir de olan güvendir.

Adam, ortamın sessizi, sakinidir. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz. Haftalık sohbetine gider, dersini dinler, gelir. Kendisine düşen bir hizmet varsa da yapar. Yıllar böylece gelip geçer. Bu süreçte çevresindeki diğer insanları da etkileyecek bir ma-kam, mevki, para, mülk, benlik, gurur gibi bir imtihandan da geçmiş değil. Henüz bu konularda rüştünü ispat etmemiş, ant- renmansız. Anlayacağınız tam bir tatlı su balığı. Böylelerin tahribatı daha bir büyük oluyor.

Doğrusu bir insana iyi veya kötü demek için birtakım gerekçeler lâzım. Hangi testlerden geçmiş insan iyidir, hangisi kötüdür. Yaşı büyük insanların da rüştünü ispat edecek hadiseler vardır. Hakikat şu ki, bir alış veriş yapmadığınız, bir yolculuk yapmadığınız, bir zayıf damarına dokunmadığınız bir insana nasıl iyi ya da kötü diyeceksiniz? O- nun için insanları büyük bir hasar vermeden, küçük güven antrenmanlarına tabi tutmak lâzım. Bu aynı zamanda aklın da gereğidir. Maddî ve manevî topluluklar, cemiyetler henüz güven testinden geçmemiş bir insana ciddî emanet teslim ederler mi?

Bir gün henüz bu tür bir güven testinden geçmemiş birisine çevresindeki topluluk bir teklifte bulunur. Teklif; içinde bulunduğu topluluğun bir mülkü emaneten, işlemler kolay yürütülsün diye kendisine verilecektir. Bu kişi, o güne kadar ki ortamda gösterdiği performans- la teklifin yapılabilecek kişisidir. İlginç olan da, o güne kadar kimseyle böyle bir ticarî/emanet muamelesi olmamıştır.

Bu emanet mülk, üzerine geçtikten sonra daha önce hiç yaşamadığı duyguları yaşamaya başlar. Dün üzerinde hiçbir şeyi olmayan kişinin bu gün üzerinde maddî değeri çok yüksek bir mülk vardır. Evet, o andaki düşünceler, tabiî ki bu emanettir, tabiî ki bu emval topluluğundur, tabiî ki bunun üzerinde kendisinin bir tasarruf yapması söz konusu değildir. Hatta bu kanaat cümleleri ve duyguları on yıllarca devam edip gider. Ne zaman ki, o içinde olduğu toplulukla kendisi arasında bir imtihan başlayana kadar. Öyle bir ağır imtihan ki, emaneti sahibine verdiğinde, o verdiği kişilerle bir bağlantısı da kalmayacaktır. 

Bu sefer nefis ve şeytan desiselere, hilelere başlar: “Yahu zaten sen de çevrendekilerle bir topluluk değil misin? Ha orada hizmet etmişsin ha burada ne fark eder. Zaten elindekini de versen senin bir hükmün kalmayacak…”

Derken, kişi boynuna bir yılan dolamıştır. Bir topluluğun malı olan bir emaneti, kendisinin tanımladığı başka bir topluluğa devretmiştir. İçinde yüzlerce insanın alın teri, göz nuru olan bir emaneti ilgililerin rızasını gözetmeden başka bir tasarruf yapmak ne ibretlik bir tasarruftur.

Doğrusu bazı insanlar sürekli imtihan olmuyor. Her gün ciddî bir şeylerle mücadele etmiyor. Ama onlar öyle bir zamanda öyle ağır bir imtihan oluyor ki, imtihanı her gün mücadele edenden daha şedit geçiyor.

İnsanın; bir topluluğun, bir cemaatin yani bir şahs-ı manevinin emaneti üzerinde tasarrufu olacaksa bir değil bin düşünmesi, bin istişare etmesi lâzımdır. Merhum Zübeyir Gündüzalp’in, cemaatin parasından para bile bozmama hassasiyeti, durumun ciddiyetini göstermiyor mu?

Şöhreti, parası-pulu, malı-mülkü olmayan bir insanın elbette böyle bir imtihanı da olmaz. Kendisine ciddî bir emanet verilmemiş bir insanın emanete ihaneti var mı yok mu nereden bilinecektir?

Tabiî işin emanete ihanet eden boyutu kadar; kendisine verilen emanete, onun hukukuna sahip çıkmayan kişilerin de imtihanı, mes’uliyeti söz konusudur. Doğrusu biri diğerinden daha ehven değildir.

İnsanların hak ve hukukunu gasbeden, o hukuklara zulmettiği gibi; kendisine emanet verilen mala, mülke, paraya sahip çıkmayan, onu topluluğun belirlediği amaçlar doğrultusunda kullanmayan da en az gasbeden kadar vebalde değil midir? Kişinin kendi malına, mülküne bir el uzatıldığında tepkisi ne olacaksa, bir topluluğun kendisindeki emanetine bir el uza- tıldığında da o tepkinin çok daha ağır olanını, -kanunlar çerçevesinde- sergilemesi gerekmez mi? Çünkü o, bir şahs-ı manevî emanetidir.

Kişi, kendi hakkından feragat edebilir, ama başkasının malından feragate hakkı yoktur. Kendi malını kaybetse, bir kişi etkilenir. Ama bir topluluğun kendisine teslim edilen emaneti kaybolsa, binler onda hak sahibidir. Vebal o kadar büyüktür. Üzerinde bir cemaatin, bir şahs-ı manevinin emanetini taşıyanlar çok daha dikkatli olmak zorundadır.

Okunma Sayısı: 1681
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah TUNÇ

    14.3.2018 09:58:24

    Umuma, cemaate ait emanetlere,mallara sahip çıkma ve koruma hususunda maalesef iyi bir imtihan verilmiyor.Bu konuda yeteri kadar hassasiyet gösterilmiyor. Vicdansızca gasıplar yapılıyor.Geçmişte bunun çok kötü örnekleri var. Çoğu insan bu hak ihlalinin,hak gasbının maalesef ne demek olduğunun şuurunda ve idrakın da değildir.Kamil bir iman sahibi, kolay kolay fert veya şahsi manevinin hakkına tecavüz edemez. Hazreti Ömer'in (R.A) Beytül Malın üzerindeki hassasiyetini hatırlayalım.İmamı Azamın pederinin bilmeyerek,başkasına ait yuttuğu bir elma suyu için katlandığı akıl almaz derecede ki fedakarlıkları bir düşünelim.Ve kendisinin,bir hak ihlaline sebep olur düşüncesiyle,idamını ve işkenceleri kabul edip teklif edilen kadılık makamını reddetmesi hak konusundaki inanılmaz derecedeki hassasiyeti gösterdiği gibi, tarihte sayısız örnekler var.Toplumun zulüm ve zalimlar karşısın da ki tavırları da sorunlu.Konu son derece önemli.Ne kadar tahşidat yapılsa azdır.Sağ olun hocam.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı