"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Teşekkür kaybı, tefekkür kaybındandır

Sebahattin YAŞAR
02 Aralık 2013, Pazartesi
Eğitim ortamımızda muhteşem bir göl var. Etrafında da yine bir o kadar muhteşem ağaçlar var.

Ve mevsim sonbahar…
Zaman, ‘tefekkür zamanı’ demek.
En ilginci ne biliyor musunuz? Çıkıp şu mekânlarda, manzaralarda tefekkür eden yok. Bu üzüntü verici. Düşünmemek, ölmek gibi bir şey. ‘Düşünüyorum, öyleyse varım.’ anlamlı bir söz. Yani adam gezinti yapıyor, çevreyi de seyrediyor, ama emin olun ki görmüyor. İçindeki çatışmayı çözmeye çalışıyor. Tabir yerindeyse ‘dağıtmaya’ çabalıyor. O, kendi mevsiminin etkisinde.
‘Hocam, şu ağaçtaki renk cümbüşüne bakar mısın?’ diyorsun, bir garip şekilde size bakıyor. Yani demek istiyor ki, benim o taraklarda bezim yok. ‘Tefekkür’ün herkese mahsus bir ibadet olmadığını anlıyorsunuz.
Ben de inadına çıkıyorum ve keyifle, lezzetle, hissede hissede tur atıyorum ve adeta bir muhteşem sofrada doymuş gibi kendimi ruhen doygun hissediyorum.
Bakışım değişiyor, yürüyüşüm değişiyor, ses tonum değişiyor; değişmeyen bir şey kalmıyor. ‘Tefekkür’, insanı büyüleyen bir şey. Bir maya gibi azıcık olsa da bütün güne etki ediyor. Ama tefekkür olmayınca, yeşil ova kuruyor.
Kurumuş insan örnekleriyle karşılaşıyorsunuz bu sefer. Düşünce fukarası olmuş zavallılar ne kadar da perişan vaziyette. Deniz içinde balık gibi, sudan habersiz.
Bu görüntü öğrencilerde de var. Öğrencilere soruyorum.
Taşlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sarı yaprak size ne diyor?
Karıncayı niçin tekmeledin?
Rüzgâr neden deli olsun?
Suya neden bakmıyorsun?
En son ne zaman başını gökyüzüne çevirdin? gibi, devam edip giden sorular…
Bu sorular da nereden çıktı kabilinden bön bön bana bakıyorlar.
Olacak şey değil.
Tefekkür, kelimelerle yapılan bir san’at. Kelimeleriniz yoksa, tefekkür de yok. Ne kadar kelimeniz varsa, o kadar bu san’atı icra edebilirsiniz.
Yine ne kadar kitap penceresinden, yazar penceresinden bakmışsanız, o kadar hayatın farklı yüzünü görebilirsiniz. Ya bakmazsanız, o zaman ‘kör’ oluyorsunuz. Gözleriniz var, ama göremiyorsunuz. Kötü körlük de bu zaten.
Sonbahar, insanda değişik duyguların uyanma mevsimidir.
Onun için birileri çılgınlaşır bu mevsimde. Yani kendisinde daha önce hiç görmediği taraflarını bulur. Kendine bile şaşırır. Zaman zaman kendi kendine ‘Bu, sen misin?’ der ve bu normaldir.
Asıl durağanlıktan korkmalı insan. Bedenen de fikren de yürüyememekten korkmalı.
Sonbahar, beni en çok heyecanlandıran mevsimdir. Onu izlemek için o kadar kilometreler teperim ki, ama her zaman fazlasıyla döner bana ve değer.
Biliyorum insanların gün geçtikçe, teşekkürü azalıyor.
Yine biliyorum ki bu, tefekkürün azaldığındandır.
Sahip olduğu nimetleri bilmeyen, onu verene neden teşekkür etsin.
Onun için önce marifet lâzımdır.
Tefekkür kaybı, teşekkür kaybına sebep oluyor.
Evet, insan, varlığa yüklediği anlam kadardır.
Varlığın anlamı yok diyenin, anlamı kaybolmuştur.

Okunma Sayısı: 308
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • süleyman solak

    02.12.2013 00:00:00

    Abi mükemmel bir yazı olmuş Allah kalemine güç versin işallah.

(*)

264.

gün

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı