"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yazar, neden yazar?

Sebahattin YAŞAR
09 Ağustos 2017, Çarşamba
Beyefendi, okuduğu yüzlerce kitaptan, kendi kitabını oluştururken yüzlerce de alıntılar yapmış.

Fransız, Alman, İngiliz, Amerikan gibi Batılı kaynaklardan ve Mısır, İran, Türkiye, Hint gibi Şarklı kaynaklardan bolca malûmatlar serdetmiş. Ortaya güzel bir garnitür çıkmış. Hayırlı olsun!

Yazar, yüzlerce yazardan, yüzlerce alıntı yapar, ortaya bir makale çıkarır. Bu okuyucu için güzel bir mönüdür. Ortada ciddî bir emek vardır. Okuyucu da istifade eder.

Oradan buradan, şundan bundan biraz biraz alıntı, kulağa hoş gelen, dimağı hoşnut eden cümleler güzel de; coğrafyalar farklı, anlayışlar farklı, doğrular yanlışlar farklı bu kadar farklılıklar, bu kadar zıtlar nasıl bir doğru etrafında birleşecekler? İşte asıl san’at da burada ortaya çıkacak.

Bütün bu süreç yaşanırken yazar işin neresinde? Bu süreçte kıymetli emekçiye ne düştü? Hangi yazardan hangi yarasına merhem buldu? Hangi kitabın etkisiyle hangi problemini giderdi? Hangi ülkenin, hangi yazarının, hangi cümlesi onun bir insanlık ayıbını ortadan kaldırdı?

Ya da bu kadar okunan kitaplar ondaki hangi duygu bozulmasını tamir etti? Ona istikamet veren, sabır veren, hoşgörü telkin eden, kırılganlığını gideren, dostluğunu sağlamlaştıran, iletişimine katkı sağlayan, moralini yükselten kaç kitap oldu?

Demek istediğim şey şu: Yüzlerce yazardan, yüzlerce alıntılar. Aynı bir konuda yazar sayısınca farklı farklı bakış açıları. İnançlara göre, kültürlere göre, ideolojilere göre, coğrafyalara göre değişen anlayışlar, yaklaşımlar, oluşan hayat tarzları… Bunun yazara faydası nedir?

Beyefendinin kitabı içerisinde dünya edebiyatında az çok ismi duyulmuş bütün yazarların bir şekilde ele alınan konu ile ilgili ismi geçmiş. Bunların içerisinde Kur’ân’dan, İncil’den, Tevrat’tan âyetler yer aldığı gibi pek çok peygamberlerden kıssalar da var. Böylece onlarca âlimlerin isimleri de bir şekilde, konu ile ilgili ortaya çıkmış.

Ama bu kadar malûmatlar ortaya konurken, bu kadar düşünürün arasında gezinirken her halde bu durumdan en fazla istifade etmesi gerekenin bu bahçıvan olması gerekmez mi?

Kanaatim o ki, yazarların bir kısmı, okuyucu için çalışırken, kendi gerçeğini, kendi sağlık durumunu göz ardı ediyor. Temizliğe giden hanımefendi veya beyefendi gittiği ortama sağlıklı bir hayat için katkı sağlarken kendi akıl, ruh ve beden sağlığını göz ardı ediyor.

Dünya kadar yazar - çizer arasında, yine dünya kadar görüş- düşünce içinde insanın eğer bir rehberi bulunmazsa, bir mihenk taşı olmazsa kafayı yememesi mümkün değildir. ‘Çok okuma, kafayı yersin’ takılmalarının da altında aslında, rehbersiz, temelsiz, alt yapısız okumaların insana bir istikamet vermesini bırakın, varolan normal hayat halinden bile insanı uzaklaştırma ve insanı her şeyle kavgalı hale getirme tehlikesi vardır.

Dünyanın her yerinden, her farklı görüş ve düşünceden, yüzlerce, binlerce kitapların içinde olan bir insan için en güzel şey; memleketine, mukaddeslerine, kültürüne göre, hem bu dünyada hem de inanıyorsa diğer dünyada onu mesut ve bahtiyar edecek hakikatleri bulabilmesidir.

Hakikate ulaştırmayan, hakikati algılamaktan alıkoyan ne varsa, ondan uzaklaşmak işte gerçek aydınlanmaktır. Okudukça, tanıdıkça, malûmat yığını içinde kaldıkça hakikate körleşen yazarlar varolduğu gibi, hakikatin karmakarışık bilgilerin arasında kaybolduğu, meşgul olanın boğulduğu durumlar da olmuyor değil.

Oysa insan sağlıklı bir rehber bulsa, bu kadar yorulmaklar ortadan kalkacaktır. Bir gramlık tatlandırıcı için, kilolarca keçiboynuzu yemek misali, insan verdiği emeğin karşılığında neye kavuştuğunun hesabını da yapmak durumundadır.

Bediüzzaman’ın talebesi Zübeyir Gündüzalp’in, Küçük Sözler’i bulunca, onu birkaç kez gece gündüz okuyup, ondaki hakikati keşfettikten sonra daha önce okumuş olduğu yüzlerce Batılı kitapları bahçeye çıkarıp, hepsini yaktığını kardeşinden duyduğumda şaşırmıştım. Hatta kardeşinin birilerine verelim yakma teklifine karşı da, ‘ben yandım, başkaları yanmasın’ demesi bana çok manidar gelmişti.

Yazarın bir konu ile ilgili onlarca yazarın kitaplarından alıntı yapması elbette bir gerekliliktir. Ama bu alıntılar yapılırken doğru ve yanlış, hak ve batıl neye göre sıralandı. Neyi esas alarak, diğerlerini ona bina ediyoruz bu çok daha önemlidir.

Meselâ o konu ile ilgili Kur’ân’dan alıntıladığın o âyetin orada olması ne anlam ifade ediyor? Yüzlerce yazarın cümlelerinin hemen yanı başına bir de İmam-ı Gazali’den, Mevlânâ’dan, Bediüzzaman’dan birkaç cümle koyunca ne olmuş oldu? O kadar kaynaktan, emekten bir helva meydana geldi mi?

Yazar, düşünür, san’atçı, siyasetçi, devlet adamı gibi değişik değişik mesleklerde yüzlerce Şarklı, Batılı yazarlardan alıntı yaptın, bunlardan hangisine göre sen, hangi görüşün yanında yer aldın? Muhakemenin dayanağı ne oldu?

Çalışmanın sonuna gelindiğinde, günlerini, aylarını verdiğin, onlarca kitap okuduğun bu konu ile ilgili sende ne gibi değişiklikler, ne gibi aydınlanmalar meydana geldi? Bu sorular önemli değil mi?

Doğrusu; yazar, neden yazar sorusu bana anlamlı geliyor.

Okunma Sayısı: 1005
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı