"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Duyarlılığımız

28 Ağustos 2015, Cuma
Sahabeler… Peygamberimizin (asm) Yıldızları… Onlar ki bize en güzel örnek.

Davranışları âyetlere konu olmuş şeref  ve izzet  sahipleri…

İşte böyle bir Peygamberimizin  (asm) yıldızı Ebu Talha Hazretleri.

Peygamberimizin (asm) yanına bir adam gelmiş ve açlığa artık tahammülünün kalmadığını söylemişti. Peygamberimiz (asm) bu adamı  misafir edecek yok mu diye söylemişti ashabına. Her sahabe canı gönülden misafir etmek isterdi. Ama kendilerine yetecek kadar bile yemekleri  yoktu. “Peygamberin misafirini  ağırlayacak yok mu” diye gözler ararken birilerini. Ayağa kalkmıştı Ebu Talha Hazretleri. “Müsaade ederseniz ben ağırlamak isterim ey Allah’ın Resulü”  demişti. Eve gelince eşine, “Allah resulünün misafirini en güzel şekliyle ağırlayalım” demişti, ama…Eşi yürek yakan şu cümleyi söylemişti. Ancak çocuklara yetecek kadar yemek var. Öyleyse dedi Ebu Talha Hazretleri “çocukları uyut, kandili de kapat, misafirimizin önüne koy o yemeği. Ama mahcup olmasın misafirimiz, rahat yesin, bizde boş tabağa kaşık vurur yermiş gibi yaparız.” Bu ne fedakârlıktı,  ne ulvî bir hasletti.

İşte Haşr Sûresinin 9. Âyeti bu olay üzerine nüzul etti: “Ve şunlar ki, onlardan önce yurdu hazırlayıp imana sahip oldular, kendilerine hicret edenlere sevgi beslerler, onlara verilenlerden nefislerinde bir kaygı duymazlar, kendilerinin ihtiyacı olsa bile onları kendilerine tercih ederler. Her kim de nefsinin hırsından (cimriliğinden) korunursa, işte onlardır o kurtuluş bulanlar!”

Başkalarının nefsini  kendi nefsine tercih etmek. İşte sahabe ahlâkı ve İslâmın emri buydu. Bugün bu hakikatin neresindeyiz? İhtiyacı olan insanları kendimize tercih ediyor muyuz acaba?

Bunları neden mi anlattım?  Çünkü bugün şehri gezmek istedim. Pahalı caddelerle gariban sokakları dolaştım. İkisi arasında bu kadar farkın olması beni çok şaşırttı. Neler mi gördüm? Köşe başlarında 4 veya 5 yaşında Suriyeli çocuklar ayaklarında doğru düzgün bir ayakkabıları dahi yok. Elbiselerinin büyük bir kısmı yırtık, gülümsüyorlar, ama mahzun bir gülümseme. Bir an için kendimi onların yerine koydum. Ülkemden, vatanımdan ayrıldım, arkamda onca akraba mı şehit bırakarak. Kaçtım, uzaklaştım savaştan. Çevreme bakıyorum, bu insanlar kimdi? Birşeyler konuşuyorlardı anlayamıyordum? Neden bana tuhaf tuhaf bakıyorlardı? Evimize ne olmuştu? Bu halete ruhum dayanamadı ürktüm. Devam ettim yürümeye, pahalı bir mağazanın önünden geçiyordum küçük bir çocuk annesinin mantosunu çekiştirerek yeni ayakkabı istiyordu. Vitrine baktığımda hayret ettim. Etiket fiyatı tam 209 TL. Annesi alırız oğlum sen yeter ki iste diyordu. Çocuğun ayakkabısına baktım yepyeniydi. Ama Suriyeli çocukların ayakkabısı yoktu.

Çocuklarımızı Sahabe ahlâkıyla yetiştiriyor muyduk acaba? Paylaşmayı mı öğretiyorduk onlara, yoksa doyumsuzluğu mu? Daha birçok olayla karşılaştım, ortak yanları insanların kendilerini ve ailelerinden başkalarını düşünmemesiydi. Aman Allahım ne kadar da duyarsızlaşmışım, yardıma ihtiyacı olan o insanlar için bir şeyler yapmak istedim. Ama ben öğrenciydim maddî olarak çok bir katkım olmaz yaptığım yardımın, derken. Ebu Talha’nın evindeki bir  tabak yemeğinde maddî olarak kıymetinin az olduğunu düşündüm. Yaptığımın az ya da çok olduğuna karar verecek olan ben değildim. Yapabileceklerimi yapmalıydım. Ne de olsa kararı verecek olan Allah’tı. Ve yapmaya da çalıştım. O an aslında bu kardeşlerimi hiç düşünmediğimi fark ettim, dünyamda ne kadar da az yer kaplıyorlarmış. Daha doğrusu ben kendimden başkasını çok az düşündüğümü fark ettim. Sahiden de ya biz bencilleştik mi? Etrafımızda meydana gelen olaylara duyarsızlaştık mı? Üstadımızın,  “ben kendi elemlerime tahammül ettim; fakat, ehl-i İslâmın eleminden gelen teellümât beni ezdi. Âlem-i İslâm’a indirilen darbelerin en evvel kalbime indiğini hissediyorum. Onun için bu kadar ezildim. “Bu sözler ne kadar yer kaplıyor dünyamızda? Kardeşlerimiz için maaşımızdan kaç lira ayırabiliyoruz? Benim param yok zaten zor geçiniyorum mu diyoruz? Peki onlara bir tebessüm de mi edemiyoruz? Tebessüm de sadaka değil mi? En azından kapılarını çalıp, “yanınızdayım kardeşim duâ ediyorum size” diyebildik mi? Yoksa gönül kapılarımızı da mı kapattık onlara? 

Gelin kendi dünyamızdan çıkıp kardeşlerimizin farkına varalım. Onların sadece maddî şeylere ihtiyacı yok, Risale-i Nurlara da ihtiyaçları var. Onlara sadece kıyafet değil iman hakikatlerini de ulaştıralım. Onlara Risale-i Nur’un müjdelerini ulaştıralım, başkalarını düşünelim, onların imanını dert edinelim, gelin hep beraber çıkalım kendi “ben” dünyamızın kapılarından.

Okunma Sayısı: 1710
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı