"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Uzaklar çağırıyor

Selim GÜNDÜZALP
02 Aralık 2012, Pazar
Mevlânâ’nın komşuluğunun bereketi ile…

Bulunduğum şehirden ayrılmak ve bir başka şehre taşınmak kolay olmuyor.
O kadar alışıyor ki insan yaşadığı yere, “Hadi” demekle olmuyor, birden çıkıp gidemiyor.
Sonra sonra, gittiği yerlere de alışıyor.
Ne garip değil mi?
Köklerinden sökülmüş bir ağaç gibi, bir başınıza kalıveriyorsunuz hiç bilmediğiniz bir yerde, tanımadığınız insanlar arasında. Ama hemen bir irtibat kuruveriyorsunuz, “Mademki bu da insan, hangi ırktan, hangi yaştan olursa olsun, bu da bir insan, onu da bir yaratan var, bu da Allah’ın bir kulu.” diyorsunuz.
Bilsin bilmesin, her insanın içindeki yalnızlığı ortadan kaldıracak bir şey var. Belki maddî imkânınız, paranız, gücünüz yok ama Rabbiniz var.
Yaşadığınız yer her neresi ise, o tanımadığınız insanlarla ve farklı simalarla, müşterek bir noktada buluşuyorsunuz. “Olsun, o da bu dünyanın insanı, onun da bir Rabbi var, onu da yaratan var.” diyorsunuz ve iç içe girmiş ilişkilerden sıyrılıp birden dikey boyuta geçiyorsunuz ve Allah’ı buluyorsunuz. Yüzünüze tatlı bir tebessüm yayılıyor. İçinizde bir ritim başlıyor. Neşeden kıpır kıpır bir yanınız.
Uzaklar çağırdığında, gitmek kolay olmuyor. Ama o yabancı yerlere de alışıveriyoruz bir müddet sonra. İçinizde taşıdığınız bu güçlü duygu ile, her şeyi yaratanın o sonsuz gücünü her şeyin üzerinde hissetmekle... Artık ne gam, ne keder… Yaşadığın ânın hakkını ver. “Allah” de yürü. İnsanın diline yakışan kelimeler, içini açan cümleler…

“Bir kez ‘Allah’ dese aşk ile lisan;
Dökülür cümle günah misl-ü hazan…”
- Süleyman Çelebi

Mekânın ya da insanların içinize doldurduğu yalnızlık ve yabancılık duygusu bir anda kayboluveriyor Allah inancı ile, Allah düşüncesi ile. Evet, her şeyin üstünde, her şeyin sahibinin mührü var, imzası var. Onu gören, Onu hisseden, yanlış düğmeye basmaz.
İçinizdeki asansör aşağı da inebilir, yukarı da çıkabilir. Yeter ki siz Allah ile olmak isteyin, Allah’tan uzak olanlardan uzak olmaya bakın. Yeter ki “Allah” deyin… Bir düğmeye dokunur gibi üst katlardasınız, en üst katmanlardasınız. Atılmış pamuk gibi bembeyaz bulutların üstündesiniz. Nefis bir manzara, masmavi bir gökyüzü… Demirden bir kuşun içinde küçücük bir camdan dünyayı seyrediyorsunuz. Ve aşağıda kibrit kutusu kadar bile olmayan küçücük eşyalar, evler, arabalar, uçsuz bucaksız tarlalar…
Bir türküde geçtiği gibi:

“Parsel parsel eylemişler dünyayı
Bir dikili taştan gayrı nem kaldı?
Dost köyünden ayağımı kestiler
Bir akılsız baştan gayrı nem kaldı?

Hediyem yoktur ki dosta götürsem;
İki damla yaştan gayrı nem kaldı?”

“Değer mi?” diyorsunuz “Değer mi bunlar uğruna bir ömrü telef etmeye? Bazen bir hiç uğruna verdiğimiz mücadeleler? Bir hiç uğruna canına kanına girdiğimiz insanlar, ülkeler?”
Sadî Şirazî’nin dediği gibi:
“Dünyanın baştanbaşa bütün saltanatı, bir insanın bir damla kanını akıtmaya değmez.”
Allah’a iman, her şeyin başı, esası ve her şeyin devâsı…
Bir gurbet ikliminde yaralanan kalbin şifâsı…
Onunla sarılır bu uzaklığın yarası.
Huuuu hu! Bulutlarla selâmlaşana, güneşe “merhaba” diyene, gizli gizli gözyaşı dökene ne mutludur, ne mutlu bu demde…
***
Allah’ım, adınla tuz bastım yarama.
İçim de iştirak ediyor buna. “Arama” diyor, “uzaklarda arama.”
Yakının yakınından da yakınsın sen bana.
Uzakların çağrısına uy ama nefsinin seni Allah’tan uzaklaştıran sesine uyma.
Zaten dünyada da hâlimiz, yaşadığımız her yerde böyle değil mi? Bitmez insanın o hasreti ötelere, uzaklara, cennetlere…
Hangi şehre, hangi ülkeye giderse gitsin, içinde hep o yalnızlık duygusunu taşır insan. Gittiği hiçbir yerde ebediyen kalamayacağını bilir de öyle gider. Yalnızlık, ruhunu işte böyle yoklar insanın, işte böyle çalar kapısını. Allah’a yakın etmek için…
Bilen bilir, bulan bulur. “Allah” diyen kurtulur. Uzaklar yakın olur. Yakınlık ne kelime, mesafeler yok olur. Allah’ı birden bulur, onun verdiği sevinç ile sağa sola selâm durur.
Huuuu hu! Merhaba ey yedi kat gökler… Merhaba yeni doğan güneş… Ey adresini bilir gibi yol alan atılmış pamuk misâli beyaz bulut, merhaba! Ey dağlar, ey hazineli direkler, merhaba! Ey iki mesafe arasına sıkışıp kalmış insanlar, merhaba! Bilen bilsin, duyan duysun. Duymayana da merhaba… Selâm olsun!
Selâm olsun bu dünyayı böyle güzel yaratan Allah’ın şahitliğindeki bütün mahlûkata. Şahit tuttuğu meleklere, yedi kat göklere selâm olsun…
Demir kuşun içinde nasıl ufacık görünüyorsa dünya ve içindekiler, bizim de hâlimiz öyle görünüyor herhalde meleklere. “Değer mi?” deyip acıdığımız, “Değer mi bu küçük şeylere?” diye içten içe yakındığımız ne varsa, her şeyi melekler de bizim için söylüyor gibi.
Bizim o küçük kapımız, düşünce dünyamızın ufacık penceresi, daha büyük pencereler açıyor. Bizi daha da ötesine yaklaştırıyor, daha, daha ve dahi Allah’a…
Eh, Ona yakın oldu mu içimiz, anlıyoruz o zaman biz neyiz, kimiz ve kimin içiniz. Dünyaya gelişimiz, dünyadan gidişimiz, demek hepsi bir büyük gerçeğin farkına varmak içinmiş. Nereye gidersek gidelim, nereye taşınırsak taşınalım, yolcuyuz işte, misafiriz işte.
Aynen, Ömer Bedrettin Uşaklı’nın o şiirinde geçtiği gibi:
“Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına
Ey ufuklar diyorum, yolculuk var yarına...
Ayrılık görünmüşken yâr tutmuyor elimden
Misafirim bugün ben, gurbet akşamlarına…”
***
Üstadımız diyor ki:
“Madem her yer misafirhanedir; eğer Misafirhane Sahibinin rahmeti yâr ise, herkes yârdır, her yer yarar. Eğer yâr değilse, her yer kalbe bârdır ve herkes düşmandır.” (Mektubat, 75)
***
Evet, gurbetteki her hâlimiz, Hazreti Âdem’le (as) başlayan o ilk gurbetin sancılarından bir iz taşıyor içimizde. Dünya gurbetine gittiği her yerde onu arıyor insan. Allah’ı, cenneti ve dahi ebediyeti… Zaman zaman gurbetin ve faniliklerinin bizi yoklaması, işte bunun için. Ebediyeti, cenneti bize tam mânâsıyla hissettirmek için. İçimize kök salmış o ebedî duygunun tatmin olacağı bir tek yer vardır: Orası.
İnsanın ruhu, dünyada hiçbir yere ait değildir. Sadece Allah’a aittir ve insan ebediyete namzettir.
***
“Kezalik, bu dünya menzilinin ve içinde oturan insanların ahvâline dikkat edilirse anlaşılıyor ki, bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakk’ın ebedî ve sermedî olan Dârüsselâm menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur.” (Mesnevî-i Nuriye, 39)
***
Dünya gurbetini ve uzaklarda yaşadığımız günleri anlamlı kılan tek şey, o duyguyu içimizde duyduğumuz ve yaşadığımız anlardır. Ne mutlu o duyguyu içinde duyan, hisseden ve fanilikte ebediliğin müjdesini duyanlara…
***
Rabbimize sonsuz hamd ile, Efendimiz’e (asm) sonsuz salât-u selâm ile…

Okunma Sayısı: 350
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    236.

    gün

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı