"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ahir zamanda Asr-ı Saadeti yaşamak

Şemseddin ÇAKIR
08 Haziran 2018, Cuma 00:21
Hem fani, hem baki hayatın saadeti için hayatımızı vahye göre inşaa etmemiz gerekir.

Bunun numunesi de, “Asr-ı Saadet”dir. Zira ne öncesinde ne sonrasında o asrın benzerini görmek mümkün olmamıştır. Meselenin anlaşılması için Efendimiz’in (asm) dünyaya teşriflerinden önce ve sonrasını mukayese edelim. Efendimiz’den (asm), önce, zulmet bulutları her tarafı kaplamış, insanlık canavarlıkta sırtlanları geçmiş, kuvvetliler zayıfları eziyor,  zenginler fakirleri sömürüyor, kız çocukları diri diri gömülüyor içki, zina kumar kan dâvâsı almış başını giderken; Fahri Kâinat (asm) bir güneş gibi doğuyor. Bütün kötülük ve çirkinlikleri güneşin karanlığı kovması gibi kovuyor. Böylece; zulmün yerini adalet, vahşetin yerini medeniyet ve cehlin yerini ilim ve irfan alarak bir Asr-ı Saâdet doğuyor. İnsanlık daha önce bu hayatı hasretle beklediği gibi bugünde o asırdan uzaklaşmanın ıztırabı yaşanıyor.

Bugünün en önemli sorusu ise böyle bir hayatın veya asrın daha yaşanıp yaşanamayacağıdır. Hatta bu hususu sahabeler bile bizim adımıza merak ederek Efendimiz’e (asm) “Biz hayatımızdan son derece memnunuz, fakat bizden sonrasını merak ediyoruz, daha peygamber gönderilmeyeceği ve insanlığın karakterinde de geçmişte olduğu gibi zaman içinde bozulmalar olacağına göre onların kurtuluşu bundan sonra nasıl olacak Ya Resulallah (asm)!” diye sormuşlar.

Efendimiz de (asm), “Benden sonra, bana vekâleten her asırda bir müceddit gönderilir, onlara uyanlar kurtulur, bunların sayısı on iki olup on üçüncüsü ve en son gönderilecek olanı Mehdidir. İşte onun zamanında Asr-ı Saâdet misali bir hayat yaşanacaktır”diye müjde verir. İşte şimdi de birçok insanlar bu müjdeyi beklemektedir.

Demek her derdin bir devası vardır. Ahirzamanda da bu derdin devasının “Hz. Mehdi” olduğu rivayetlerden anlaşılmaktadır. 

Şimdi onun için herkes Mehdi peşine düşmüş, ancak kriterlerini bilmeyenler, bir takım hurafelerle Mehdi arayışına giriyorlar. İnsanlar cehaletlerinden dolayı Deccali tanımadan Mehdi’yi bulmaya çalışıyorlar. Halbuki, Deccalsiz Mehdi olmaz. Bazı idareciler, sun’î ve aldatıcı başarılarından dolayı, kendilerini Mehdi ilân ettirmeye başladılar. Bu durum dahi, gerçek Mehdi’yi zarurî kılmaktadır. Bu mesele dahi, ehl-i imanın bir imtihanıdır. Zira Mehdi, nur-u imanın kuvveti ile bilinebilir.

Şimdi bazıları kendini Mehdi gördüğüne göre, bunun doğru formülünü nasıl belirlemek lâzım? Bu meselede yardımcı olmak maksadıyla şu ikaz veya izahlarda bulunabiliriz diye düşünüyorum: Evvelâ Mehdi’yi bulmak için çok gayret etmeli, çok çalışmalı. Zübeyir Ağabey’in dediği gibi, “Mehdi geldiği zaman seni vazife başında bulsun”. Feraset, basiret ve gayretten mahrum olanlar hiçbir zaman Mehdi’yi bulamazlar. Ondan sonra da Mehdi diye bir takım şarlatanlara, meczuplara sarılırlar.  

Hem dini ticâret haline getirip, ondan menfaat elde edenler, ne Mehdi olabilir, ne de Mehdi’yi bulabilir. Bugün bu şekilde Mehdi bekleyenler ve Mehdilik bekleyenler mevcuttur. Bunlar bekleyedursun, hakikî Mehdi’yi bulan ve onun eteğine yapışan bahtiyarlara ne mutlu...

Okunma Sayısı: 2266
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı