"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bayram

Şemseddin ÇAKIR
15 Haziran 2018, Cuma
Büyüklerimiz “Allah kışımızı kış, yazımızı yaz etsin” derlermiş. Ben de; “Allah bayramımızı bayram etsin” diyor ve okuyucularımızın mübarek Ramazan Bayramını tebrikle yazıma başlıyorum.

Bayram lügavî olarak; Mutluluk, sevinç ve umut duygularını yaşatan kavramdır.

Terim olarak; Dinî ve millî bakımdan ehemmiyetli olan, milletçe her sene kutlanılan gün ve geceler demektir.

Bayramlar takım elbiseler, tatlı tebessüm ve ikramlarla adeta sevinç gösterileri olup, genelde neşe ve huzur vesileleri olarak bilinir ve ikiye ayrılır:

1. Dinî bayramlar

2. Millî bayramlar.

Diğer bir ifâdeyle  İlâhî ve beşerî de denebilir.

Dinî bayramların, içtimâî ve sosyal niteliği de olan ahlâkî, itikadî, iktisadî, örfî ve millî birçok faydası vardır ve herkesi ilgilendirir. Meselâ; Dinî bayramlarda küçükler büyükleri ziyaret eder ve böylece küçükten büyüğe saygı ve hürmet, büyükten küçüğe şefkat ve merhamet,  zenginden fakire yardım ve himmet, fakirden zengine de saygı ve hürmet giderek tam bir kaynaşma olur. 

Zira, Ramazan Bayramı’nda fakirleri koruyup kollamak, yedirmek, içirmek, giydirmek ve kuşatmak hedef olduğu gibi, Kurban Bayramı’nda da, bunların yanı sıra, kurban etleri dağıtılarak adeta et yeme imkânı olmayanlara et ziyafetleri çekmek, böylece küçük büyük ve zengin fakir arasında tam bir kaynaşma sağlamaktır. 

Dinî bayramlar; Sosyal dayanışma ve barış şuurunun fertlere kuvvetle değil, sevgi ve saygı ile hakim kıldığı sosyolojik bir vakıadır. Bunlar çok derin duygulardır, hatta öyle ki, “İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez, / Zira bu terazi bu kadar ağır sıkleti çekmez” sözü burada da geçerlidir, yani herkes bunun idrakinde değil.  Müzmin dargınlar kucaklaşır, düşmanlıklar, dostluğa dönüşür. Bu gibi meziyetler dinî bayramların aslî unsurlarıdır, millî bayramlarda bunları bulmak pek mümkün değildir. Demek marjinalleşen bu bayramları yeni bir tecditle orijinalleştirmek lâzımdır. Bu da teknoloji değil, ancak kuvvetli bir itikad ve terbiye ile telâfi edebilir. Zira “İnsana veren yükseklik ne ilim, ne irfandır, insanlarda fazilet hissi Allah korkusundandır.” Yine filozof ve düşünürlerin ancak nazarî planda ele aldıkları, hatta hayal bile edemedikleri en büyük meziyetleri dinimiz asırlarla icra etmiştir.

Hem dinî bayramlardan değil hayattakiler ölmüşler bile nasibini alır meselâ; bilhassa arefe ve bayram günleri onların kabirleri ziyaret edilir, hatimler ve Yasin-i Şerifler okunur ve onlar dahi ihya edilir.

Demek bayramlar tatil havasına indirgenip, basitleştirilmemeli, bayram havası ile icra edilmeli. Bu da özellikle bayram hutbelerinde işlenilmeli.

İnsana hayvan kadar değer vermeyen ve kurbana hayvan katli diyecek kadar gabîleşip, insan katliâmlarına alkış tutan o sığ ve menhus zihniyetlere hayvanların insanlar için kurban edilip onların dahi hayatının bakîleştirilerek o kesilmenin dahi onlar için bir mazhariyet olduğu, Bediüzzaman’ın ifadesi ile “Herşeyin maddeden ibaret olduğunu zannedenlerin akıllarının gözlerine indiği, gözün ise maneviyatta kör olduğu” böylelere lâf anlatmak köre renk tarif etme zorluğunda da olsa, o körlere anlatılmalı ve bu vesile ile bir insanlık dersi verilmeli ve değil hayvanı, koskoca kâinatı Sultanımızın bize tahsis ettiği gerçeği kavlen ve fiilen ifâde ve isbat edilmeli.

Millet ve insanlar olarak bu gibi meziyetlere ne kadar hasret olduğumuz izahtan varestedir, onun için ünlü sosyolog ve filozofumuz Cemil Meriç “Bir milletin tahakkümü altına girmek, arazisini değil adet ve an’anesini kaybetmek demektir” der. Hele bu bayramlar vesilesi ile dargınların barıştırılması, insanlarla küs olanların duâlarının dahi kabul olmayacağı düşünülünce işin vahametinin daha iyi anlaşılması lâzım. 

Buna hem şahıs, hem cemaatler ve hem de millet ve devletler olarak çok büyük ihtiyacımız var. Hani “Toplu vurdukça gönüller, onu top sindiremez” diye nutuk atıyoruz, fakat şimdi âlem-i İslâm düşman gülleleri altında inim inim inliyor, biz de seyirci kalıyorsak, bu gibi sosyal aktivitelerimizin hakkını veremeyip İslâm kardeşliğini ihya edemediğimizin ifadesidir.

Muazzam bir organizasyonla ben bu dinî bayramların bu gibi felâketlere de çare olacağına inanıyorum. 

Hac mevsimi de aslında böyle bir kaynaşmadır, fakat Müslümanlar işin şuurunda değil ve Bediüzzaman’ın Rüyada Bir Hitabe meselesini önemine binâen hatırlatmak istiyorum, bazı noktalara dikkat çekeyim. Aynı rüyada İslâmın diğer şartları ile hac beraber gösterilmeyip, daha sonraki bir rüyada müstakilen gösterilmiştir. 

Meselâ; Diğer ibadetlerin ihmali musîbetken, haccın ihmali neden gazap ve kahır celbediyor? Yani anlayana Cenâb-ı Allah Kurban Bayramı vesilesiyle, değil bir memleketi, âlem-i İslâmı buluşturup bayram yaptırıyor, aksi takdirde felâket olur demektir.

Bu gerçeğin ise, değil cahil cühela,  Diyanet bile farkında değil. Bu muazzam potansiyel değerlendirilemeyip hebâen mensur gidince gadap ve kahrı da dâvet ediyor. Zira namaz ferdî olarak dinin direği ise, hac âlem-i İslâmın direğidir demektir. İki sene önce hacda idim, bu gerçeği görevli olarak hacca gelen Diyanet yetkililerine bile anlatamadım, yani meseleden o kadar uzakta ve gabileşmişler ki hayret etmemek elde değil.

Batının ilerlemesinin bir sebebi de bu gibi sosyal aktivitelere çok önem vermeleridir. Yani Bediüzzaman’ın ifadesi ile hac aynı zamanda teavün ve teârüftür (yardımlaşma ve tanışmadır) ve en büyük bir İslâm kongresi ve siyasetidir, fakat siyonizmin kucağına itilen Araplar ve âlem-i İslâm haccın ruhu olan bu gerçeği bilememekte ve seviye o kadar düşük ki anlayamamaktadırlar.  

Millî bayramlar bir milletin hayatî meselelerde gösterdiği başarıları simgeler, hiç olmazsa o alanda bazı sosyal aktiviteler gerekir. Fakat bunlara millî bayram demeye bin şahit lâzım. Zira bütün resmî gayretlere rağmen bir türlü millî olamamış ve millete mal olmamıştır. Zira o ruhtan çok uzaklaştırılmışlar. Bu kadar önemli meseleler birkaç resmî protokolle geçiştiriliyor.

Netice olarak: Nefretlerin saygıya, düşmanlıkların dostluğa, mutsuzluk ve umutsuzlukların tekrar ümit ve mutluluğa tebdil olup saadet-i dareyne mazhariyetimiz dileği ile bayramınızı tebrik ediyor, sizleri Kadir-i Zülcelâl ve Erhamürrahimin olan Rabbime emanet ediyorum!

Okunma Sayısı: 1644
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı