"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir seyyahın tebligatı

Şemseddin ÇAKIR
05 Ekim 2018, Cuma
Geçenki yazımızda Tiflis seyahatimizden ve orada Üstad Hazretleri’nin Rus polisine tarihî bir ders verdiği Şeyh San’an Tepesi’nden bahsetmiştik.

Bir seyyahın müşahedatı - 1

Bir seyyahın müşahedatı - 2

Bugünkü yazımızla da genel değerlendirme ve oraya gideceklere tavsiyelerle seyahatimizi noktalayalım. 

Her Müslüman i’layı kelimetullah ile vazifeli olduğundan, biz de gittiğimiz yerlerde tebliğ vazifemizi yapmaya çalıştık. 

İşin doğrusu yola çıkarken pek de hazırlıklı değildik. Elde olmayan sebepler ve yaşanmadan bilinmeyen meseleler de işin içine girince arzu ettiğimiz şekilde hareket edemedik. Meselâ: Elimizde olmayanlardan birisi,  aracımızın,  gümrükte kalması oldu. Bir de dil bilenimiz yoktu. Ayrıca lira ile Gürcistan parası arasında dengesiz ve belirsizliklerle kaoslarla tedirginlik yaşanması gibi. Yanımızda Hıristiyanlık ve İslâmı anlatan, onlara verecek bir kitabımız da yoktu. Dolayısıyla bu bir tecrübe olsun ve artık ben “Kutsî rivayetlerin izdüşümü Hz. İsa” diye bir kitap yazıyordum, ona hız vermeliyim.

Bu gibi  hizmetlerin tahakkuku için duânızı bekliyor, bir dahaki sefer elimde kitabım ve yanımda tercümanım olarak, bir ekiple Üstad’ın dikkat çektiği o yerlere tekrar gitmek istiyorum. Meselâ: Üstadın Kastamonu Lâhikası’ndaki o işaret ve beşâretleri orada anlatmanın çok merak uyandıracağı kanaatindeyim. Üstad hiçbir şeyi boşuna söylemeyeceğine göre “Rusya da dinsiz kalamaz, geri dönüp Hıristiyan da olamaz İslâmla musâlahaya mecburdur” diye neden söylemiş?

“İşte Kafkasya ve Türkistan, İslâmın iki bahadır evlâtlarıdır, Rus harp mektebinde talim görüyorlar” sözüyle ne demek istemiş?

 “Asyanın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır” ne demek?

İşte bunların hepsi ayrı ayrı mesajlar olup cihan vüsatinde değerlendirme konusudur.

Bizimki  ilk gezi olduğu için bazı eksiklerimiz ve tecrübesizliklerimiz oldu. 

Gidecek olanlara da bazı tavsiyelerde bulunmak isteriz. Şöyle ki:

Gürcistan’a giderken, modern bir ülkeye gidiyormuş gibi değil,  Komünizmden kalma bakiyeleri ve harabeleri olan, himmete muhtaç, fakat dünyaya yeni yeni açılan, AB’ye girmenin heyecanını yaşayan, her tarafta şantiyeleri olan mümbit bir memleket gibi bakılmalı. Yani bir turist gibi değil hizmet eri gibi gidilmeli.

Giderkende;

1- Bir Nur Talebesi olarak Risale-i Nurlar’ın varsa Rusca veya Gürcüce, hiç olmazsa İngilizcelerinden bol miktarda Risâle götürmek.   

2- Yanınızda dinî literatüre de hâkim bir tercüman olmalı.

3- Oradan mutlaka birinin isim telefon ve adresi olmalı ve dersane ile irtibatlı olmalı. Hizmet niyetiyle gidildiğinde çok güzel neticeler alınacağından eminim.

Meselâ, buna örnek verebilirim. Ben Almanya’da iken bir arkadaşla Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra, vilayetlerden birine gitmiştik. Orada yaşadığım bir tebliğ ve hidayet örneğini aynen nakledeyim. 

Ateist olduğunu sonradan öğrendiğim bir kişiyle aynı mekânda bulunuyorduk, adam da camdan etrafı seyrediyordu. Ben tabiri caizse adeta adama sataştım, çünkü benim tebliğ edecek cihanşumul bir iman dâvâm var, tebliğ ve hidayetin mükafâtı ise çok büyük... Adam camdan boş boş bakıyordu, fırsatı değerlendirmem lâzımdı.  Nasıl olsa aramızda tercümanlık yapacak Almanca bilen arkadaşlar da vardı. Bu fırsat kaçmaz dedim,  yanımdaki gence bu kişiyi göstererek “sor şuna dini ne imiş” dedim. 

Genç sordu, o da “Ben ateistim, dinim yok “ demez mi? Benim de bir ateistin bu derece pervasız olarak ateistliğini söylemesi, bir Müslüman olarak zoruma gitti ve bu sefer meseleyi daha da ciddiye alarak gence; “tekrar sor ateizm mümkün mü imiş” dedim.  Arkadaş da sordu.

   Bu sefer de, “neden mümkün olmasın işte ben” deyince, münâzara başladı.

   Ben de  “ateizmin mümkün olmadığını isbat etmek istiyorum, sorularıma cevap verebilir mi?” dedim.

  O  da işi ciddiye aldı ve “bu arkadaş ilahiyatçı mı?” dedi. Bizimkiler “evet” deyince “sorsun” dedi. Ben de Tabiat Risalesi’ni baz alarak şu soruları sordum:

- Bir harf kâtipsiz olur mu?

- Olmaz.

- Bir iğne ustasız olabilir mi?

- Olmaz. 

Ve devam ettim; resim ressamsız,  nakış nakkaşsız,  eser müessirsiz,  köy muhtarsız, vilayet valisiz, memleket başbakansız hepsine müsbet cevaplar verince; bu sefer ben; “Bunların hiçbiri san’atkârsız ve sahipsiz olamıyor da şu muhteşem sistem, bütün nizam ve intizamı, ahenk ve düzeniyle nasıl san’atkârsız ve sahipsiz olabilir?” deyince önce şaşırdı ve sonra kendini toparlayıp “onlar da olamaz” dedi. Ben de “o halde! “ deyince.

“Ben de artık Allah’ın varlığına inanıyorum” dedi. Ben de “Kelime’i Şehadeti getir” deyince, “benim de soracaklarım var” dedi. Sorsun dedim. “başka neye inanmam lâzım” dedi. Ben de imanın şartlarını sırası ile ifade ederek.

- Meleklere.  

- O niye? 

- Allah’tan (cc) mesajları peygamberlere getirmek için böyle bir ara görevli gerekli.

- Başka.

- Kitaplara. 

- O niye?

- Cenâb-ı Allah’ın gönderdiği mesajları alabilmek için. 

- Tamam, başka neye inanmam gerekiyor?

 - Peygamberlere; zira insan cinsinden birinin bu mesajları insanlara duyurması lâzım. 

- O da doğru, başka?

- Ahiret gününe, deyince biraz duraklar gibi oldum, çünkü bakıyorum tabiri caizse işler tıkırında gidiyor, “yoksa beni mi işletiyor” diye aklıma gelmişti. O da bu düşüncemi galiba hissetti ve bana “Bak beyefendi belki sen işlettiğimi sandın, fakat şerefim üzerine yemin ediyorum ki ben samimiyim. Sorduğunuz sorular ve verdiğiniz cevaplar bana çok mantıklı geldi. Ben bu gibi şeylere hayatta hiç evet demedim, fakat sizin sorularınızın ve anlattıklarınızın aksini düşünemediğim için hep evet demek mecburiyetinde kalıyorum. Samimiyim, lütfen devam edelim” dedi. Ben bu manzara karşısında o kadar sevindim, heyecanlandım ve duygulandım ki o anı kelimelerle ifade edemem. Çünkü birinin hidayetine vesile olmak üzereydim. Zira karşılığı; sahralar dolusu koyunlar ve güneşin üzerine doğduğu en hayırlı şey ne demek? Güneş öyle hayırlı birşey üzerine doğmamış kolay mı?

Kendimi toparlayıp, “çünkü orada Mahkeme-i Kübra var, çünkü; buradan zalim izzetinde, mazlûm zilletinde gidiyor. Demek ki öyle bir Mahkeme-i Kübraya bırakılıyor ki, ve gerçek adalet ancak orda tecelli edecek” deyince; “Çok doğru, olması lâzım” dedi.

Ve tekrar Kelime-i Şehadeti teklif ettim. İbadetlerin günde ne kadar zamanını alacağını sordu. Ben de “bir saat yeter” deyince onu da kabul edip Kelime-i Şehadet getirdi. Sonunda Nurcu oldu ve  şimdi oradaki dersanede hizmet ediyor. Beni oraya geziye götüren mühendis İlyas Balta’dan ara sıra bilgi alıyorum.

Madem bu Tabiat Risalesi böyle etkili ve pratik bir çaredir hemen bu eserin her dile çevrilerek yanımızda bir rehber gibi taşınması lâzım ve hatta buna ilâveten Reşhaların da olsa iyi olur, zira onların çoğu inançlı Hıristiyan. Bir ahirzaman peygamber inancına ihtiyacı olduğu gibi, birde Hz. İsa’nın (as) ahirzamanda nasıl ineceğini izah eden Risale-i Nur mesajlarını ihtiva eden bir eser lâzım.

Bu gibi tedbirleri aldıktan sonra biz evvel Allah, hatta dünyayı feth ederiz ve edeceğiz inşallah!

Okunma Sayısı: 1284
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah

    6.10.2018 15:56:00

    Hocam eski bir öğrencinizim.En kalbi duygularla size selamlarımı sunarım. 672 Khk ile ihraç olalı iki yılı geçti. Yazılarınızda bizden de bahsetmeniz bizi mutlu edecektir. Hayat çok zor halimiz perişan. Dualarınızı beklerim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı