"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ehl-i Suffemiz ve hâl-i pürmelâlimiz

Şemseddin ÇAKIR
06 Ekim 2017, Cuma
Millî Eğitimimizin sadmeler geçirdiģi bu devrede dalâlet vâdilerinde hayrete düşmüş bir mübtediyi andıran çelişkiler beni hayli üzüyor, aklısıra âleme nizâmât verenlerin “kuyuyu görmez rehgüzerinde” sözüne masadak olması gerçekten düşündürücüdür.

Sanki bunların önünde hiç örneği de yokmuş gibi! Etraflarına baksalar, kör gibi hareket etmeyecekler, başarılı örneklerden ders alıp, şu kördüğümü çözecekler diye düşünüyorum.

Hele biz Müslüman olarak en kuvvetli ve cihanşümûl hazine ve örneklere sahibiz. Meselâ elimizde Efendimiz’in (asm) Ashâbı Suffa örneği var. Bizim örneğimiz eşsiz muallim ve rehberimiz Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (asm) bizzat yetiştirdiği mümtaz insanlar olan Ashâbı Suffa’dır.

Daha önce kısaca ifade ettiğim Ashab-ı Suffa modelinin detaylarını vermek istiyorum; Tâ ki eğitimde de sünnete uygun bir çözüm bulmaya gayret edelim. Bu güzide kurumu önce olduğu gibi nakledip sonrada çıkarımlar yapacağım isteyen bugünkü karşılıklarını daha iyi bulabilir.

Ehl-i Suffa’nın fonksiyonları:

Ehl-i Suffa veya Ashab-ı Suffa; Hem bir eğitim kurumu, hem bir korunma, ve barınma, hem bir yetimhane veyâ darulaceze, hem bir yatılı okul ve hem bir kışla gibi hayatın bütün fonksiyonlarını icra eden bir külliyedir.

Hâli ile bu kurumun elemanlarının çoğunluğunu muhacirler oluştururdu. Burası aynı zamanda bir üniversite idi, zirâ orada kısa bir müddet ders gören irşad ve tebliğ için dünyanın her tarafına gider, Bediüzzamanın ifadesi ile, “medenî ümeme üstadlık ederdi.”

Diğer bir fonksiyonu da misafirhane, yani bugünün otelleri olup, onun için oralara “adyâf’ül İslâm” (Müslümanların misâfirhaneleri) de denirdi. Aynı zamanda İslâm’ı kabul edenlerin sığınağıdır. Hatta bu mekânlar o kadar işlerlik kazanmış ki yerli olduğu halde, orada severek kalıp oranın feyzinden disiplininden istifâde etmek isteyen çok insanlar da olmuştur. (Buhâri Salat, 58, Nese-î Mescid, 29) 

Mevcutlardan evlenip ayrılanlar oldukça yerleri yeni gelenlerle dolar, böylece dolup boşalan bir kışla fonksiyonunu dahi icra ettiğinden Suffa’nın sayısı ve mekânı  devamlı değişmekte ve gelişmekte olduğundan mevcut hesabı verilememekte olup ortalama 70-400 arası değişiklik arz etmiştir.

Medine’ye gelen heyetlerin de konakladığı hesaba katılırsa aynı zamanda diplomasi ihtiyacını da karşılamış olur ki, orada yetişenlerin genel kültürü alabildiğince zenginleşmiş olacaktır.

Bu kurumda geçimlerini sağlayacak işleri olmayanlar da olduğu için orası aynı zamanda bir darulaceze iş ve işçi bulma kurumu görevini de icra eder.     Efendimiz (asm) onları her akşam ashaba birer ikişer dağıtır kalanları da kendi evine götürürmüş. (Buhari “Mevkituş-şehst” 41. İbn Sa’d,1, 255) İşte Peygamber Efendimiz (asm) de böylece en muazzam bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma örneği göstermiş oluyor.

Resul-ü Ekrem (asm) kendisine getirilen sadakaların tamâmını Suffa ehline gönderdiği gibi hediyeleri de yine onlar arasında paylaştırırdı. (Müsned 11,515; Buhâri “Riksk”, 17) ve onların ihtiyaçlarını âile ihtiyâçlarının önüne alırdı. Nitekim Hz. Fâtıma (ra) kendine yardım etmek için bir hizmetçi istemiş, Hz. Peygamberimiz (asm) Ehl-i Suffa’nın ihtiyaçlarını giderebilmek için kızının arzusunu geri çevirmiştir. (Müsnet,1,197, Buhari “Farzul-himus” 6)

Hurmaların hasat zamanı gelince herkes gücüne göre hurma salkımlarını getirir, mescide asar, Ehli Suffa bunlarla karınlarını doyururdu. (Müsned. 111, 487)

Ashab-ı Suffa’dan güçlü olanlar gündüzleri mescide su taşıyarak ve dağdan getirdikleri odunları satarak ihtiyaçlarını temin etmeye çalışır, geceleri Kur’ân-ı Kerîm tilâveti ve ilim tahsil etmeye gayret sarf ederlerdi. (Müslim “imâre”, 147; Müsned 111, 270)

Bununla birlikte Ashab-ı Suffa geçim darlığı içinde zahidâne bir hayat yaşıyordu. Hatta pek çoğunun üzerine giyebilecek uygun bir elbise bulamadığına ve bazılarının açlıktan dolayı namazda ayakta durmakta zorlandığına dâir rivayetler vardır. Kur’ân-ı Azîmüşşan’da “Kendilerini Allah yoluna vakfedip, yer yüzünde dolaşarak geçimlerini sağlama imkânı bulamayan yoksullar” ifâdesi ile (Bakara 2/373) bütün zamanlarını Resül-i Ekrem’i dinlemeye ayırmaları sebebi ile geçimlerini kazanamayan Ashab-ı Suffa’ya işâret edildiği bildirilmektedir. (a.g.e.1; 255)

Suffa Ashabı vakitlerini Rasulullahı  (asm) dinleyip ondan İslam’ın esaslarını öğrenerek geçirmeleri dolayısıyla kısa zamanda bir eğitim kurumu haline geldi.

Zaman zaman Kur’ânın nüzulüne şâhit olan Suffa ehli, Hz. Peygamberimiz’e (asm) sorular sorarak birçok meselenin vuzuha kavuşmasına da vesile olurdu. (Buhari, 84) 

Efendimiz (asm) ilgilenmenin de ötesinde Suffada dersler veriyordu. Ayrıca onlara yazı yazmayı öğretip Kur’ân’ı okutmak için Ubade bin Sâmit gibi hocalar tayin etmişti. Ebu Hüreyre diğer sahabelerin kendisi kadar hadis rivâyet etmediklerini soranlara; “Muhacirler çarşıda ticârette, Ensar da mal ve mülkleriyle meşgulken Ehli Suffa’dan birinin de Resulullah’tan (asm) ayrılmadığını, diğer sahabelerin bulunmadığı meclislere de katılarak onların duymadığı hadisleri duyup ezberlediğini söylemiştir (Buhari “Büyü”, 1)

Onlar dinledikleri hadisleri diğer sahabelere de naklederek ilmin yayılmasına ve anlaşılmasına çok büyük katkılarda bulunmuşlardır. Hadislerdeki birçok senet silsilesinin birinci halkasını Ehl-i Suffa’ya mensup isimlerin teşkil etmesi de bunun bir delilidir.

Ehl-i Suffa özellikle İslâmî tebliğ için ihtiyaç olan yerlere gönderiliyordu. 

Hicretin 4. (635) yılında Medine’ye gelen beni Amir b. Sasa’nın reisi Ebu Bera Âmir b. Mâlik Resul-i Ekrem’in (asm) İslâm’a dâvetini kabul etmemekle kabilesine İslâm’ı anlatacak bazı kimselerin gönderilmesini istemiş ve onları himaye edeceğini de söylemişti. Bunun üzerine Hz. Muhammed (asm) yetmiş kurrayı onların irşâdına göndermiş. Ancak bu sahabeler Birimâuna Mevkii’nde Ebu Vera’nın yeğeni Âmir b. Tufeyl ve arkadaşlarınca şehid edilmiş. Hz. Muhammed (asm) hayatının en büyük üzüntülerinden birini bu hadise yüzünden yaşadığı rivayet edilmektedir.

Ehl-i Suffa İslâmî ilimlerin gelişmesinde doğrudan etkili olmuş; başta Ebu Hüreyre olmak üzere, İslâm hukuk sisteminde ortaya çıkan ehl-i hadis ve ehl-i rey ekollerinin ilk temsilcileri kabul edilen Abdullah b. Ömer ile Abdullah b. Mesud gibi çok sahabe de Suffa’dan yetişmiştir.

İlk dönem zühd hareketleri de Ehl-i Suffa ile başlamış ve tasavvufun da nüvesini teşkil ettiği kabul edilmektedir.

Bazı tabakât müellifleri de eserlerinde Ehl-i Suffa’yı genişçe tanıtmış bunlardan Ebu Nuaym El İsfehani, Hilyetil Evliya adlı eserinde Suffa’da kalan 100 kadar sahabe hakkında bilgi vermiştir.

Bu konuda müstakil eser yazanlardan biri de Şemseddin Essahavi ise Ehl-i Suffa‘dan 104 kişiyi tanıtmıştır. 

Kaynaklarda Suffatu’n Nisâ’dan da bahsedilir. (Müsned -12-145; Ebu Davut “Hufud” 11 Nesei “kayus şarih”, 8) Hanım sahabelere mahsus olduğu anlaşılan bu Suffa’nın yeri ve katılanlar hakkında sarih bilgi bulunmamaktadır. Ancak aynı sistemin hanım sahabelere de uygulandığı izahdan varestedir.

Not: Daha sonra bu örnek inşallah Bediüzzaman Hazretleri’nin Medreset’üz Zehra projesi ile mezc edilerek bir reçete oluşturulacaktır.             

Okunma Sayısı: 738
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı