"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hamiyet-i diniye mi, hamiyet-i milliye mi?

Şemseddin ÇAKIR
03 Ağustos 2018, Cuma
Dinsiz hayatın hiçbir karşılığı yoktur. Yani şayet din olmazsa, bir şeyin iyi veya kötü olduğu da delillendirilemez; İyi kötü, doğru yanlış gibi... Yani her şey sıfıra müncer olmaktadır ve hayvandan daha aşağı düşer.

Başta hamiyet terimini anlamaya çalışalım. Hamiyet; himmet, gayret, fedakârlık, çile, cesaret gibi gibi anlamları ifâde eder. Üstad onun önemini ifâde için “Kimin himmeti milleti ise, o başlı başına küçük bir millettir” demiş ve himmeti istimal etmenin öyle kolay bir hadise olmadığını, hayatî mücâhede safhalarını da göstermiş, eserlerinde de himmetin ne olduğunu şöyle anlatmıştır:

“Himmetiniz şevke binip mübâreze-i hayat meydanına çıktığı vakit en evvel düşman-ı gaddar olan yeis rasgelir, kuvve-i maneviyesini kırar siz o düşmana karşı ‘Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz’ kılıncını istimal ediniz”.

Böylece bize himmetin ne kadar önemli olduğunu ve onun düşmanlarının ne kadar çok ve gaddar olduğunu anlatır. .

Himmeti dünya olanın dünya kadar zahmeti olacağı da akl-ı selim sahiplerince teslim edilmiştir.

Bir tren yolculuğu esnasında bir üniversiteli Bediüzzaman’a, “Hamiyet-i diniye mi esas olmalı, milliye mi?” diye sorar ve bu esnâda tren de bir tünelden çıkmak üzeredir. Biraz ileride bir çocuk da tren yolunun kenarında beklemektedir. Böyle bir soru ve manzara karşısında Bediüzzaman o üniversiteliye “Senin bu soruna benim bedelime şu çocuk lisan-ı hal ile cevap veriyor. Zira bu çocuğun yerinde meşhur millî kahramanlardan Rüstem-i İrânî ve Herkül-ü Yunanî olsaydı, onların zamanında tren olmadığı için treni ilk gördüklerinden onun bir nizamın esiri olduğunu bilmeyecekler ve yer altından çıkan bir canavarın üzerlerine saldırdığını zannedeceklerdi. Onların millî kahramanlıkları beş para etmeyecek ve korkularından km’lerce kaçacaklardı. Fakat bu trenin bir nizamın esiri olduğunu bilen mü’min misal o dindar çocuk kaçmak şöyle dursun bir de lisan-ı haliyle ‘Sen beni bağırmanla korkutamazsın, sen bir nizamın esirisin, hadi işine bak’ deyip bir metre uzağında korkusuzca durmaktadır” diyerek, hadisat-ı âlem karşısında hamiyet-i diniye sahibi bir çocukla bir millî kahramanın durumunu kıyas etmiş, hamiyet-i milliyenin hamiyet-i diniye karşısında ne kadar âciz duruma düştüğünü ifade etmiştir. Yani bir dindar bilir ki, hadiselerin dizgini Cenâb-ı Allah’ın elindedir, o izin vermeden bir yaprak düşemez. Bir münkir ne kadar kahraman da olsa cebanete düştüğü ve hadiseler karşısında nasıl titreyip kaçtığı bu misalle açıkça belirtilmiştir.

Onun için Bediüzzaman “İman insanı insan eder, belki de sultan eder, küfür ise insanı en zelil canavar bir mahlûk eder” demiştir.

Böylece anlaşıldı ki hamiyet; Hamiyet-i diniye ve hamiyet-i milliye olmak üzere ikiye ayrılır.

Ancak başka himmet veya hamiyetler de vardır. Meselâ, yine “Kimin himmeti nefsi ise o insan bile değildir” gibi. Yani “İdrak ayinesi pas tutmuş ise hiçbir tecelliye mazhar olamaz.”

Behimi hislerin ulvî hislere galebesi ise âyet-i kerimelerin ifadesi ile insanı hayvanlığa, belki daha aşağı durumlara düşürür. 

Kâmil insanların zevk-i mealisine hoş gelen bir halet, çocukça bir hevese nahoş gelebilir.

Eğer elestte verdiğin sözü tutmadınsa ölmekten kork! Zira ölüm o sözünün hesabı içindir. Yoksa sen hayatta olmayacaktın.

 Dinsiz hayatın hiçbir karşılığı yoktur. Yani şayet din olmazsa, bir şeyin iyi veya kötü olduğu da delillendirilemez; İyi kötü, doğru yanlış gibi... Yani her şey sıfıra müncer olmaktadır ve hayvandan daha aşağı düşer.

Zalim olan veya zalime mail olan hiç kimsenin ettiği yanına kâr kalmaz, çeker aheste aheste demişler.

 “Külli âtin garip” (Her gelecek yakındır) Bir şeyin vukuu muhakkaksa o vaki bilinmelidir. Bu gerçeği çoğu insanlar bilmez ve unutmuş gözüküyor biz de “angaribüzzaman görüşeceğiz inşallah” diyoruz.

Bediüzzaman “Biz dini severiz, dünyayı da din için severiz, zira dinsiz dünyada hayır yoktur” der ve “Ben tahmin ediyorum ki eğer Şeyh A. Kadir Geylani (ra) ve şah-ı Nakş-i Bendi (ra) ve İmam-ı Rabbâni (ra) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar bütün himmetlerini hakaik-i imaniyenin ve akâid-i İslâmiyenin takviyesine sarfederlerdi.” (Mektubat)

Bu asırda en bariz hamiyet-i diniye Risâle-i Nur’dur. 

Vesselâm!

Okunma Sayısı: 895
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı