"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hocaların cehli

Şemseddin ÇAKIR
21 Nisan 2017, Cuma
Bu başlığı gören çelişki sanacak.

O halde ben de tezimi savunayım. Bu ifade hem bir tesbit, hem de hoca unvanını bir şekilde elde edenleri ikazdır ve maksadım bir camiayı tezyif ve tahkir değil, bilâkis himaye ve tahkimdir. Çünkü ilmin ve gerçek âlimin kıymet ve önemini bilenlerdenim ve hoca veya âlimlerin izzetini düşünerek böyle bir konuyu işleme zarureti hissedenlerdenim. Bilirim ki “sadık görünür kisvede erbab-ı hiyanet / Mürşid sanılır lâhzada ashab-ı dalâlet” demişler ve bunlar bugün aynen vakidir.

Hem de bu âli makama arız olan adi türlerin olduğunu hem naslardan (âyet ve hadis), hem de vakıattan biliyor ve müşahede ediyoruz. Bunlar bir nevi durgun suda türeyen bakteriler misali, bu mümtaz camiaya çok zarar verdiklerini dile getirmek istiyorum. 

Bediüzzaman Hazretleri günümüz (ahirzaman) meselelerinin, eski zaman meselelerine göre, daha girift olduğunu, eskiden tek bir şahıs tarafından çözülen meselelerin, günümüzün şartları içinde artık ancak bir meclis, şahs-ı manevî tarafından çözülebileceğini belirterek, meşveretin ve meclisin önemine dikkati çekmiştir. Bu önemli gerçeği bilmeden Donkişotluk yapıp allâmelik taslamak ve Müslümanları sükût-u hayâle uğratmak, bu asırdaki bir hoca için cehalet alâmeti sayılır ve ilmin izzetine zarar verir endişesini taşıyorum.

Bediüzzamanın bu müşküle çözümü ise şöyledir: “Sadaret üç mühim şûrâya bizzat istinat ediyor, yine kifayet etmiyor. (Şimdi o dahi kalktı ŞÇ) Hâlbuki böyle inceleşmiş ve çoğalmış münasebat içinde, içtihadattaki müthiş fevza (anarşi, kargaşa), efkâr-ı İslâmiyedeki teşeddüt, fasit medeniyetin tedahülüyle ahlâktaki müthiş tedennî ile beraber, meşihat (fetva) cenahı bir şahsın içtihadına terk edilmiş. Fert tesirat-ı hariciyeye karşı daha az mukavimdir. Tesirat-ı hariciyeye kapılmakla çok ahkâm-ı diniye feda edildi. Hem nasıl oluyor ki, umurun besateti ve taklit ve teslim cari olduğu zamanda, velev ki intizamsız olsun, yine meşihat bir şûrâya, lâakal kazaskerler gibi, mühim şahsiyetlere istinat ederdi. Şimdi iş besatetten (sadelik) çıkmış, taklit ve ittiba gevşemiş olduğu hâlde, bir şahıs nasıl kifayet eder?” (Divan-ı Harbi Örfî), “Şimdi zaman cemaat zamanıdır, hâkim şahs-ı manevîdir. O hâkimin müftüsü de ona mücanis olup bir şûrâ-yı âliye-yi ilmiyeden tevellüt eden bir şahs-ı manevî olmak gerektir.” (Sünûhat)

Biz bir türlü demokrasiyi bürokrasinin vesayetinden, din ve bilimi de ideolojinin esaretinden kurtaramadığımızdan, işler tersine gidiyor ve gittikçe sarpa sarıyor. 

Elbette bu işlerin vebali âlimlerin sırtındadır. Allah böyle haksızlıklar karşısında susup dalkavukluk yapmanın hesabını sormayacak mı? Maalesef halk ise, “uyutan yalanı uyaran gerçeğe” tercih ediyor ve önüne arkasına bakmadan bulduğunun peşine düşüyor, böylece şeyh uçamasa da müritleri uçuruyor. İşte böylelerden birileri Bediüzzamana “Siz âlimsiniz biz cahiliz ve mazuruz” deyince Üstad onlara “Siz gerçi cahilsiniz, fakat akîlsiniz, sizinle üzüm paylaşsam beni aldatırsınız, o halde cehaletiniz mazeret değil” diyor, böylece “fanî dünya için kılı kırk yarıp da ebedî hayata niçin hiç önem vermeden bulduğunuzun peşine düşüyorsunuz” demek istiyor. 

Genellikle cahiller ilimle âlimi aynı zannederek bir türlü akılları âlimin yanlışını kabullenmek istemez, halbuki dahi olduğu alanında bile bilginlerin noksanları çoktur. Meselâ, fizik dahisi Einstein’ın bazı kuramlarını kuantum fiziği çürütüyor. 

Şeytanın dahi bir âlim olduğunu ve yanlış, hem de ne yaman yanlışlar yaptığını pek hesaba katmazlar. Hatta “Deccal bile ilmi ile dalâlete düşer” buyrulmuştur. Demek ilimle âlim aynı değilmiş, ilim her şey, fakat bazen âlim denilen kişi hiçbir şey olabilir ve hatta yağın bozulması gibi zehirleyici olur. Onun elinde ilim altın kupa içinde zehir gibidir. Yine bir hadis-i şerifte; “Menfaatperest âlim halka, sürüye saldıran kurttan daha çok zarar verir” buyruluyor. O halde âlim denilenler de her yanlışı yapabilir ve maalesef en büyük yanlışları da bazı âlimler zâlimlere dalkavuklukla yapmışlar. Firavunun Belam’ı, Cengiz’in Cafer Hocası ve Süfyanın Börekçileri gibi, ki bunlara Hz. Ali (ra) ulema-is su diyor. Hatta bazı âlimler casus ve hain de olabilir. Tarihteki meşhur Ukba kadı gibi… Çünkü onların şeytanları da kendilerine göredir.

Okunma Sayısı: 1677
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı