"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kader âdildir

Şemseddin ÇAKIR
08 Eylül 2017, Cuma
Kader; takdir, adâlet; ihkâk-ı hak demektir. Yâni haklıya hakkının verilmesidir.

Adalet deyince hep müsbeti anlaşılır. Halbuki Bediüzzaman Hazretleri adaleti, müsbet ve menfi adalet olmak üzere iki kısma ayırmaktadır. Müsbet adalet, hak sahibine hakkını vermektir. Menfi adalet ise, haksızları terbiye etmek, haksızlıklarından vazgeçirmektir.

 Menfi adalet, İslâmî bir kâide olan “Def’i mazarrat celbi nef’a râcihdir” düsturuna göre daha mühimdir. O halde, öncelikle adaletsizliğe sebep olan şartları ortadan kaldırmak gerekmektedir. Bir haksızlık meydana gelmeden önce tedbir almak, haksızlığa uğradıktan sonra onu telâfi etmekten daha kolaydır. Belki de hakikî adalet, insanların adalet arar duruma düşmemesidir.

Adalette bir de kaderin hükmü vardır. İnsan olarak biz bu hükmü bilmediğimiz için, bize zahiren zulüm gibi görülen bir olay, hakikatte tam adalet olabilir. 

Bu durumu Bediüzzaman Hazretleri şu veciz cümlesi ile ifade etmiştir: “Beşer, zahirî esbaba bakar; bazan yanlış eder, zulmeder. Fakat kader, başka noktalara bakar, adalet eder.”  

Ayrıca, şu atasözü de oldukça mânidardır: “Yolda ayağın bir taşa dokunsa, kalbini yokla.” 

Kaderin adaleti konusunda, Hz. Musa (as) ile ilgili şu kıssa meşhurdur. 

Hz. Musa (as) zahiri zulümleri gördükçe kendi kendine “acaba bunda nasıl bir adalet olabilir, bu açıkça haksızlık” diye düşündüğünden, bu durumu Cenâb-ı Hakk’ın Âdl ismi ile bağdaştıramaz. Rabbine iltica ederek, “Rabbim ben Senin Âdil-i Mutlak olduğuna inanıyorum, fakat bu dünyada o inancımla bağdaşmayan haksızlıklar görüyorum. Bana bunun hikmetini bildir” diye duâ eder. Cenâb-ı Hak da, “Ya Musa, falan çeşmenin başındaki ağacın altına otur, olanları seyret” diye buyurur. Hazreti Musa, o ağacın altına oturur, olacakları beklemeye başlar. Biraz sonra çeşmenin başına âmâ bir ihtiyar gelir, oturur. O sırada zengin olduğu anlaşılan bir atlı gelir, atından iner, çeşmeden su içtikten sonra tekrar atına biner ve oradan uzaklaşır. Fakat su içerken altın kemerini düşürmüştür. Az sonra bir çocuk gelir, altın kemeri orada bulur ve alıp gider. Atlı, biraz gittikten sonra altın kemerini düşürdüğünü fark eder ve tekrar çeşmenin başına döner. Âmâ adam orada oturmaktadır. Adamın yakasında tutar ve “altın kemerini sen aldın değil mi, çabuk geri ver” diye hırpalamaya başlar. Adam, “evlâdım bak ben âmâyım, senin kemerini nasıl göreyim” dediyse de, atlı öfkelenir ve adamı orada öldürür. Hazret-i Musa şaşkındır.  “Yarabbi, bu nasıl adalet, atlı haksız yere bir adamı öldürdü” diye serzenişte bulunur. Cenâb-ı Hak da, “Ya Musa, o âmâ adam, zamanında o atlının babasını öldürmüştü. Atlının babası da, kemeri alıp giden çocuğun babasını zamanında ırgat olarak çalıştırmış, ücretini ödemeden adamı kovmuştu. O altın kemeri hak etti. Şimdi anladın mı benim adaletimin nasıl tecelli ettiğini?” der. 

Günümüzde de bir çok zulüm ve adaletsizlikler işleniyor. Neredeyse, umumî bir musîbet haline gelen bu zulümlerde, ekseriyetin hatasını da göz önünde bulundurmak gerekir. Zira Bediüzzaman Hazretleri, “umumî musîbetler, ekseriyetin hatalarından kaynaklanır” diyor. Tabi bu durum, zulmedenleri temize çıkarmaz. Onlar yine de zalimdirler. Ama musîbet geldiği zaman masumlara da dokunuyor.

Bediüzzaman, Osmanlı tarihinde de, Cumhuriyet tarihinde de gördüğü adaletsiz ve haksız uygulamaları hem  eleştirmiş, hem de hakikî adaletin nasıl olması gerektiğini şekilde izah etmiştir. Bazıları gibi kuru bir Osmanlı hayranı olmamış, padişah da olsa yapılan haksızlıkları ifade etmekten çekinmemiştir. Adaletin kaynağı olarak Kur’ân-ı Kerîm’i Sünnet-i Seniyyeyi göstermiş, “Padişah, Peygamberimizin (asm) emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir; biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygambere (asm)  tâbi olmayıp zulmedenler, padişah da olsalar, haydutturlar” diyecek kadar  cesaret göstermiştir.

Bugün de memleketimizde çeşitli haksızlıklar ve zulümler yaşanıyor. Bunda zalimlerin olduğu kadar mazlûmların da payı olduğunu söylemek mümkün. Zira yine Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “Hangi fiilinizle kadere fetva verdirdiniz?” sualine herkes kendi açısından cevap aramalı. Zira kader âdildir. Kimseye haksız yere zulmetmez. Bazı masumların bu dünyada hakları zayi olsa da, öbür dünyada fazlasıyla karşılığını alacaklardır inşallah. 

Okunma Sayısı: 2682
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı