"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mutlu garipler

Şemseddin ÇAKIR
11 Ocak 2019, Cuma
Geçen Cuma yazımda istikametin teminatı olan bir cemaatin kıyamete kadar var olacağı müjdesini bir hadis-i şerife istinaden vermiştim.

Bu hususda yazılı sözlü tebrik ve teşvikler aldım ve devam mesajı çıkardım. Şimdi de o bahtiyar cemaatin diğer hususiyetlerini ifade etmeye gayret sarfederken, gurbetin hüznü mü ağırbastı bilmem,  o cemeatin aynı zamanda garip olduğu dikkatimi çekti ve onun için böyle bir başlığı uygun buldum.

Efendimiz’in (asm) Ebu Zerri Ğıfari’ye bu hususta söyledikleri çok calibi dikkat ve hayrettir, herkes kendini ona göre mihenge vurabilir.

Şöyleki; “İslâmiyet garip geldi, garip dönecek o gariplere ne mutlu” hadis-i şerifinden de anlaşıldığına göre, o cemaat ahirzamanın garipleri olacakmış. Demek bir asrı cehaletin bir de asrı fesat ve ceberutun garipleri olacakmış. Birisi Ebu Cehlin diğeride, Süfyanın zulmüne maruz kalacakmış. O âhirzamandaki gariplerin hususiyetleri ise Ebu Zerri Ğıfariye hadis-i sahihde şöyle sıralanıyor... Ben aradaki tekrarları tayyederek, direkt manayı vereceğim Rabbim hatadan muhafaza etsin.

Efendimiz (asm) onlar için gamlandığını ifade edip bir ahh! ederek şöyle buyuruyor:

“Onların durumları enbiyaların durumları gibidir ve onlar şühedâlar menzilesindedir. Babalarından ve kardeşlerinden sadece Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak için ayrı düşerler. Malı Allah için terk ederler.  Nefislerini tevazu ile hor hakir ederler. Şehevat ve Dünya fuzuliyatına rağbet etmezler.

Allah’ın beytlerinden bir beytde muhabbetullahdan dolayı mahrum ve mahzun olarak toplanırlar, kalplerini Allah’a verirler, ruhları Allah’a bağlı, onları bilmek Allah’a âit. Onların birinin hastalanması bir sene ibadetten efdaldir ve onlardan biri öldüğü vakit şereflerinden dolayı semada ölenler gibidir.

Onlardan birisi elbisesindeki bir böcekten müteezzi (incinmek, eziyet görmek) olduğu vakit ona Allah indinde yetmiş hac ve gazve ecri ve İsmail zürriyetinden kırk köle azat etmiş sevabı verilir.

Onlardan her birisi on iki bin kişiye muadildir. Onlardan birisi ehlini hatırlayıp da gamlandığında her bir nefesine bir derece yazılır. Onlardan birisinin arkadaşları arasında iki rekât namaz kılması, Nuh’un Cebeli Lübnan’da bin yıl ibâdet ettiği gibi ibadet eden bir adamın ibâdetinden daha efdaldir. Onlardan birinin tesbihi kıyamet gününde bütün Dünya dağları kadar altın tasadduk edip de gelen bir kimsenin ecrinden daha fazladır.

Onlardan birine bir kere nazar etmek, Allah indinde Beytullah’a nazar etmekten daha sevimlidir. Ona nazar eden Allah’a nazar etmiş gibidir. Onun sevindirdiği kimse Allâh’ın sevindirdiği kimse gibidir. Ona it’am eden Allah’ı it’am etmiş gibidir. Onların yanına günahlarda israr eden hantallaşmış bir topluluk otursa günahlarını onların hürmetine affetmeden kalkmazlar.

Onların gülmeleri ibâdettir, şakalaşmaları tesbih ve uykuları sadakadır.

Allah onlara hergün yetmiş kere nazar eder. Ben bunlara müştâkım ya Ebazer”! buyurarak ağlayıp, mübarek gözlerinden inci gibi yaşlar dökmesi nelere değmez? Ve onun bedeli ne olabilir? aklı başında Müslüman bunları düşünmeli...

Bir kere daha ”ALLAH” deyip, “onlara müştakım, onlara kavuşmak istiyorum.” buyuruyorlar. Biz de, “ne olur bizi o zümreden eyle Yarab!” diye niyaz ediyoruz, etmeliyiz, biz daha fazla ağlayıp, göz yaşı dökmeli değil miyiz?

Fahri Kâinat Efendimiz (asm) bir de sonunu şöyle bir duâ ile bağlıyor “Allah’ım onları muhafaza et, muhâliflerine karşı onlara yardım et, kıyâmette gözümü onlarla “NUR” landır” buyurarak bitiriyor. (Mahmut Sami Ramazanoğlu. Ashab-ı Kiram-2, s: 216-219)

Biz de bu duâya bütün ruh’u canımızla sayısız aminler diyoruz.

İnsan bunları öğrenince düşman ve gafil ehli dünya, gözünde o kadar küçük ve sefil hale geliyorki, Yunus Emre misali “Ko gülen gülsün Hak bizim olsun,  gafil ne bilsin Hakkı seven var” demekten kendimizi alamıyoruz...

Evet Fahri Kâinat Efendimiz’in (asm) bu sözlerinin derununu biz kavrayamıyoruz, ancak bu sözlerde şu gibi âyet-i kerimelerin tefsirleri sadedinde olduğunu düşünelebiliriz, zira Cenab-ı Hak “Dikkat edin Allah’ın velileri ki, onlara korku yoktur, onlar mahsunda olmayacaklardır” (Yunus Sûresi, 62)

Şurası da çok açık bir gerçek ki Asr-ı Saadetten sonra bu gariplerin başında Bediüzzaman gelir. Zira o, giyim, konuşma, Afyon hapsinde zehirlenip eksi 20 derecelerde yaşayış ve Urfa’daki garip kalmış mezarı gibi her şeyiyle garipliği destanlaştırmış bir büyük şahsiyettir. 

Zaten bihakkın hem Fatın’ül asr,  hem garibüzzaman ve asrımızda bir Asr-ı Saadet Müslümanı Bediüzzaman gibi  ünvanlar hep ona verilmiştir. İşte onun hayatını düşününce Efendimizin (asm) o övgüleri hedefini buluyor, yoksa eynessera minessüreyya!

Rabbim bizi ona hakikî talebe ve ahirzaman garipliğine lâyık eyle!. Amin, Amin elfü elfi Amin! takabbel yarabbel âlemin!

Londra’dan binlerce selâmlar.

                     

Okunma Sayısı: 2672
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı