"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Rüyada bir hitabe - 2

Şemseddin ÇAKIR
08 Şubat 2019, Cuma
Bu hitabedeki hàli ve istikbali mesajları nakle ve akla havale edip, Birinci Dünya Savaşı’nı kastederek, şöyle devam ediyor:

“Zira şu musîbet maye-i hayatımız ve ab-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyyenin inkişaf ve ihtizazını harikulâde tacil etti. Biz incinirken âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse bağıracaktır. Şayet ölsek yirmi öleceğiz üçyüz dirileceğiz. Harikalar asrındayız. İki üç sene mevtten sonra meydanda dirilenler var. Biz bu mağlûbiyetle bir saadet-i âcile-i muvakkata kaybettik, fakat bir saadet-i acile-i müstemirre bizi bekliyor. Pek cüz-i ve mütehavvil ve mahdut olan hali geniş istikbal ile mübâdele eden kazanır.

Birden meclis tarafından denildi.

“İzah et”

Dedim:

Devletler, milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terki mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecir olmak da istemez.”

Buradaki “Devletler, milletler muharebesi, tabakatı beşer muharebesine terki mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi ecir olmakta istemez” sözündeki işarat ve beşaretlerini bugünkü hayattaki karşılıklarıyla tesbit ederek biraz açmak ve müzakere etmek istiyorum. 

 Meselâ; tabakatı beşer ne demektir?

Malûm sosyal hayatta çeşitli sınıf, kademe ve tabakalar var. Avam, havas, işçi patron, köylü şehirli, zengin fakir vs.

Hatta yine Üstad kendi ifadesiyle “beşerin edvarı hamsesi var” demek suretiyle geçmiş asırlardaki daha vahşet durumlara da dikkat çekerek o beş devreyi şöyle sıralıyor:

1- Vahşet ve bedeviyet dönemi

2- Memlûkiyet

3- Esirlik

4- Ecirlik

5- Malikiyet ve serbestiyet olmak üzere. 

Ancak sonuç olarak Üstad “insan esir olmak istemediği gibi ecirde olmak istemez” diye sosyolojik bir vàkıaya da, dikkat çekip, insanlığın insaniyeti kübra olan gerçek İslâm medeniyetine de kavuşacağını ifâde etmektedir. 

Meselâ: Vahşet devrinin ancak İlâhî dinlerle aşılıp, herbir peygamberin beşeri sanatlarda pişdar (öncü ve örnek) olması, Hz. Nuh’un (as) gemicilik, İdris’in (as) terzilik, Davut’un (as) demircilik ve Hz. İsa’nın (as) tıb gibi...

Zaten İslâm gönderildiği zaman zulmet bulutları her tarafı kapamış, insanlık canavarlıklarda sırtlanları geçmiş, kuvvetliler zayıfları eziyor, zenginler fakirleri sömürüyor, kız çocukları diri diri gömülüyor, içki kumar vs almış başını giderken Fahri Kâinat Efenfimiz (asm) teşrifleriyle; zulmün yerini adalet, vahşetin yerini medeniyet ve cehlin yerini ilim ve irfan alarak çağlar aşılmış, insanlığın medarı iftiharı olan Asr-ı Saadete kavuşmuştur.

Filozof ve düşünürlerin ancak nazarî planda ele alabildikleri en ideal hayat, İslâmla idrak edilmiştir. Demek bütün adları geçen o devirler, İlâhî dinler dışındaki inkârcı toplumlardaki vahşetlerdir.  

Bu vahşetler toplanarak insanlık tarihindeki beşerî ve tarihî  patlama olan 1789 büyük Fransız ihtilâli kebirini netice vermiştir. Ondan sonra da insanlığın başına yine; sanayi devriminin doğru yönetilememesi, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve dengesizlikler sonucu olarak yecüc ve mecüc misali komünizm belâsına sebep olmuştur. 

Bu da yine İslâmdaki faizin haramiyeti, zekât ve fitre gibi yardımlarla İslâmî kesimde aşılmış. Meselâ Bediüzzaman zekâtın nasıl bir köprü olduğunu “zenginden fakire şefkat, fakirden zengine hürmet götürdüğünü, şayet bu köprü yıkılırsa zenginden fakire baskı, zulüm ve husûmet fakirden de zengine haset kin ve intikam sesleri yükselerek devletler ve milletlerin hafif muharebesi tabakatı beşerin şedit olan harbine terki mevki ediyor” (Sözler, Lemeat s. 648) diye uyarmıştır.

Bu mevzu İşaratü’l İ’cazda daha teferruatıyla anlatılmıştır. O kısmı şimdi  Marmara İlahiyatta profesör olan bir arkadaşıma yıllar önce okumuştum, o da bana hayatında ilk defa bir komünisti bu bilgi ile mat ettiğini itiraf etmişti.

Ayrıca “İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz” gibi hadisler de izahtan varestedir.

İşte bu gibi hayatî ve dinî gerçeklere rağmen o rüyadaki hitabede; “Galip olsa idik, hasmımızın ve düşmanımızın elindeki cereyan-ı müstebidaneye belki daha şedidàne kapılacak idik. Halbuki o cereyan hem zâlimàne, hem tabiat-ı âlem-i İslâma münafi, hem ehl-i imanın ekseriyet-i mutlakasının menfaatine mübàyin, hem ömrü kısa, parçalanmaya namzettir. Eğer ona yapışsa idik, âlem-i İslâmı fıtratına, tabiatına muhalif bir yola sürükleyecekdik. Şu medeniyet-i habise ki, biz ondan yalnız zarar gördük ve nazar-ı şeriatta merdut ve seyyiatı hasenatına galebe ettiğinden; maslahatı beşer fetvasıyla menhus ve intibâhı beşerle mahkûm-i inkiraz; sefih, mütemerrit, gaddar, manen vahşi bir medeniyetin himàyesini Asyada deruhte edecektik.” demek suretiyle o günkü İslâm toplumunun ne hâle geldiğini ve onun için mağlûp olduğunu haber veriyor. Bugünkü mağlûbiyetimizin ve âlem-i İslâmın sefâlet sebeplerine de, dikkat çekip söylemiş oluyor, vesselâm...

Diğer soru ve cevaplara haftaya devam edelim inşallah.

Okunma Sayısı: 1254
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı