"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sudan dersler

Şemseddin ÇAKIR
19 Mayıs 2017, Cuma
Bir bilge, bir gün, bir gence “Okuma yazman var mı evlâdım?” diye sorar. Genç, “Ne demek amca, ben aynı zamanda sınıf birincisiyim” deyince, bilge, “Aferin evlâdım şu ağacı okur musun?” diye bir başka soru sorar. Genç şaşırır, “Amca ağaç okunur mu, bu kitap mı, gazete mi?“ diye cevap verir.

Bilge, “Evlâdım asıl okunacak kitap budur, zira “Bir Kitabullah-ı Âzamdır serâser kâinat, hangi harfini yoklasan mânâsı hep Allah’a çıkar. Yani kâinat da bir kitaptır, bu ağaç ise o kitabın bir kasidesidir. O bir ayine veya san’attır, sen onu okumakla mükellefsin. Cenâb-ı Hak, ‘Fa’tebiru yaülül elbab’ (Ey akıl sahipleri ibret alın) buyuruyor. Bu bir emirdir, yani onun San’atkârını anlayacaksın, bulacaksın, bileceksin, çünkü eşyada esma var, akıl ve fikir tecelli etmiştir. Şu şekli, şu simetriği, şu meyveleri görmüyor musun? Allah’tan başka hangi san’atkâr bunları yapabilir? Yani bu ağaç Allah’ın Musavvir, Mukaddir, Rezzak ve Mücemmil gibi isimlerinin tecellilerine mazhardır” deyince, genç, “Anladım ki gerçek okuma budur. Allah senden razı olsun” der. Bundan sonra eşyayı esma adına okumaya söz verir! 

Cenâb-ı Allah da Kur’ân-ı Kerîm’de bize su ile ilgili hatırlatmalarda bulunuyor. “...hayatı olan her şeyi sudan yarattık, hâlâ inanmıyorlar mı?” (Enbiya, 30), “…arşı da su üstündedir” (Hûd, 7) buyurmakla suyun yeryüzündeki hayatın merkezinde olduğuna dikkatimizi çekiyor.

Coğrafya ve fen ilmi bize dünyanın yüzde yetmişinin su olduğunu ispat ettiği gibi, tıp ilmi de insan bedeninin yüzde yetmişinin dünya misali su olduğunu ispat etmiştir.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri suyun üç halinden bahsederek bize bir insaniyet dersi veriyor: Öncelikle, “Evet, hararet suyu kaynatmakla suyun bünyesini tahrip ettiği zaman, o tahrip neticesi vücuda gelen buhar ademe gitmez. Belki, nizamat-ı havaiye mu’cibince muayyen bir mecraya sevk edilir ve muayyen bir mevkiye çıkar, emr-i İlâhîye intizaren, orada durur.” (İşarat’ül İ’caz s. 223)  ifadesiyle suyun kendini buharlaştıran hararetleri söndürecek rahmete dönüşmesi için önce kaynaması gerektiğini hatırlatıyor. Böylece zahiren musîbet, bâtınen rahmet olmuştur, zira buharlaşarak mevkii yükselmiştir. 

Üstad Sünûhat isimli eserinde suyun donma halinin etkisini anlatır; “Fıtrî meyelân, mukavemetsûzdur. Bir avuç su, kalın bir demir gülle içinde atılsa, kışta soğuğa maruz bırakılsa, meyl-i inbisat demiri parçalar” der. Aynen öyle de genişleme ve demiri parçalama gücü de soğuğun tazyikinden sonra olmuştur ve Üstad derse devamla “... fıtrî bir heyecan, demir güllede su gibi zulmün bürudetli husûmet-i kâfirânesine maruz kaldıkça her şeyi parçalar” diyerek, suyun bir başka gücüne işaret eder. Ancak su, bu tahrik veya tazyiklerden kaçıp sakin, durgun kalmayı tercih etse, işte o zaman gerçek felâket olur, çünkü içinde bakteriler ürer. Bir mikrop yuvası olur. O su kirleten, tiksindiren ve tehlikeli bir hal alır.

İşte insan da aynen böyledir. Hareketsiz kalan, çalışmayan insan, tıpkı durgun su gibi, hem kendisi, hem de içinde bulunduğu toplum için tehlikeli bir hal alır. Kendisine zarar verir, zira hareketsiz kalan bir insan en büyük zararı kendi bedenine ve ruhuna verir. İçine düşeceği sıkıntı sebebiyle ruh darlığı çeker ve dedikodu, zan, gıybet gibi günahlarla da bulunduğu toplumu zehirler. Onun için büyüklerimiz “Harekette bereket, faaliyette rahmet var” demişler. Bediüzzaman Hazretleri, “Fıtratı müteheyyic olan insanın rahatı, say ve cidaldedir” der. Yirmi Altıncı Söz’de Bediüzzaman Hazretleri’nin şu ifadeleri de meseleyi izah eden bir parçadır:

“Eğer desen: ‘Kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır, çirkinlik de güzeldir. Hâlbuki, şu dâr-ı dünyadaki musîbetler, beliyyeler, o hükmü cerh ediyor.’ 

“Elcevap: Ey şiddet-i şefkatten şedit bir elemi hisseden nefsim ve arkadaşım! Vücut hayr-ı mahz, adem şerr-i mahz olduğuna, bütün mehasin ve kemalâtın vücuda rücuu ve bütün maasi ve mesaip ve nekaisin esası adem olduğu delildir. Madem adem şerr-i mahzdır; ademe müncer olan veya ademi işmam eden hâlât dahi şerri tazammun eder. Onun için, vücudun en parlak nuru olan hayat, ahval-i muhtelife içinde yuvarlanıp kuvvet buluyor, mütebayin vaziyetlere girip tasaffi ediyor ve müteaddit keyfiyatı alıp matlûp semeratı veriyor ve müteaddit tavırlara girip Vahib-i Hayat’ın nukuş-u esmasını güzelce gösterir. İşte şu hakikattendir ki, zîhayatlara âlâm ve mesaip ve meşakkat ve beliyyat suretinde, bazı hâlât arız olur ki; o hâlât ile hayatlarına envar-ı vücut teceddüt edip zulümat-ı adem tebaud ederek hayatları tasaffi ediyor. Zira, tevakkuf, sükûnet, sükût, atalet, istirahat, yeknesaklık, keyfiyatta ve ahvalde birer ademdir. Hatta en büyük bir lezzet, yeknesaklık içinde hiçe iner. 

“Elhâsıl: Madem hayat Esma-i Hüsnâ’nın nukuşunu gösterir; hayatın başına gelen her şey hasendir. Meselâ, gayet zengin, nihayet derecede san’atkâr ve çok san’atlarda mahir bir zat, âsâr-ı san’atını, hem kıymettar servetini göstermek için, adî bir miskin adamı, modellik vazifesini gördürmek için, bir ücrete mukabil, bir saatte murassa, musanna, yaptığı gömleği giydirir, onun üstünde işler ve vaziyetler verir, tebdil eder; hem, her nev’î san’atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zata dese, ‘Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla vaziyet veriyorsun, beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun’ demeye hak kazanabilir mi? ‘Merhametsizlik, insafsızlık ettin’ diyebilir mi? İşte, onun gibi, Sâni-i Zülcelâl, Fâtır-ı Bîmisal, zîhayata göz, kulak, akıl, kalp gibi havas ve letaif ile murassa olarak giydirdiği vücut gömleğini Esma-i Hüsnâ’nın nakışlarını göstermek için çok hâlât içinde çevirir, çok vaziyetlerde değiştirir. Elemler, musîbetler nev’inde olan keyfiyat, bazı esmasının ahkâmını göstermek için lemaat-ı hikmet içinde bazı şuaat-ı rahmet ve o şuaat-ı rahmet içinde lâtif güzellikler vardır.” 

Demek, feleğin çemberinden geçirilen insan, binbir hallerle imtihan edilen kul neticesi itibariyle Cenâb-ı Allah tarafından güzel bir neticeye hazırlanıyor. Bunun için de hareket lâzım.

“FA’TEBİRU !”

Okunma Sayısı: 1221
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı