"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yollar

Şemseddin ÇAKIR
05 Ocak 2018, Cuma
Önce yol nedir onu tanımlamaya çalışalım. Yol medeniyetin temel unsurlarından olup, olmazsa olmazlarındandır.

Yol; Menzili maksuda vâsıl olmak için kullanılan vesiledir.

Arapçada yol anlamına gelen üç kelime vardır: 1- Tarik; Dar ve tenha yol demektir. 2- Sebil; bu da dar tenha fakat işlek bir yoldur. 3- Sırat; geniş, otoban gibi bir yoldur. Onun için Cenâb-ı Hak Fâtiha-i Şerifte “sırat-ı müstakim” tabirini tercih etmiştir.

Genel kaide, “en doğru yol en kısa yoldur” denilmiştir.

Bediüzzaman ise, “İnsan bir yolcudur; âlem-i ervahdan, rahm-i maderden, sabâvetten, ihtiyarlıktan kabirden haşirden sırattan mizandan geçen uzun bir yolculuğumuz var” der. Ve bu yol öyle bir yoldur ki kimse hariç kalamaz.

Hatta sırat-ı müstakim yolu o kadar önemlidir ki, Efendimiz (asm) “Hut Sûresi beni ihtiyarlattı” buyurmuştur. Bunun üzerine sahabe (ra) kendisine “neden ya resulallah” diyor ve Efendimiz (asm) Cenâb-ı “Hak emrolunduğun gibi dosdoğru ol” buyuruyor. Acaba ben dosdoğru yolda mıyım endişesi ile ihtiyarladım” buyuruyor. Demek ki doğru yol endişesinin bizi de ihtiyarlatması gerekir.

Yollar maddî ve manevî diye ikiye ayrılabilir. Maddî yol; kara, deniz, hava ve demiryolu diye sınıflandırılabilir. Manevî yol ise, “Sırat-ı Müstakim olan ve insanı sahil-i selâmete götürecek olan iman ve Kur’ân yolu diyebiliriz. Şimdi bir de bu yollara, dijital yol dediğimiz sanal yol eklendi.

Bugünkü teknoloji ile yerdeki en girift adresleri, yerdeki insanlar bulamazken, navigasyon denilen bir âlet, size istediğiniz adresi tarif ediyor gideceğiniz yere emniyetle ulaşmanızı sağlıyor. Uzayda dolaşan bir uydu, yerdeki bütün yolları görüyor ve size en ince ayrıntıları ile tarif ediyor.

Arş-ı Azam’dan inzal olunan Kur’ân-ı Azimüşşan da bize aynı zamanda navigasyon gibi hem dünya, hem de ahiret yolunu tarif etmiş olmuyor mu? Saadet, felâket, hidayet, dalâlet yollarını en ince noktalarına kadar en doğru bir şekilde tarif edip göstermiyor mu? Cenâb-ı Hak insana her iki yolu da göstermiş, tercihi insanın iradesine bırakmıştır.  Hidayet yolunda gidenler âlâyı illiyyine çıkarken, dalâlet yolunda gidenler esfeli safiline düşmüşlerdir.

Hak veya bâtılın diğer karşılığı inanmak ve inanmamaktır. 

Evet, her şeyin başı, inanmak veya inanmamaktır.

“Gel gidelim ulu raha, 

Yüz sürelim dergâha,

 Yolcular gitmese de

Yollar gider Allah’a” denilmiş.

Yâni inanmışlık bir nur, inanmamak zulmettir. İnanmışlık saadet, inanmamak felâkettir. İnanmışlık âlâyı illiyine çıkmak, inanmamak esfel-i safiline düşmektir.

Acaba “inandım” demekle iş bitiyor mu? Hayır, burada da iş çatallaşıyor. İnancını doğru anlayıp gereğini yapmak var, inancını yanlış yorumlayıp yanlış yola sapmak var.  

İnancının muhtevasını isâbetle tayin edemeyen, inanmışken aldanmış duruma düşer. Onun için bir dine inananların en büyük handikabı budur! 

Yahudilik de bir ilâhi din idi, fakat dinlerini ırklarını önüne geçirerek aldanmış duruma düştükleri için İlâhî din oldukları halde İlâhî gazaba liyakat kesbetmişlerdir.

Hıristiyanlar da dünyevîleşerek aldanmış duruma düşüp, İlâhî din oldukları halde, dâllin sınıfına dâhil olmuşlardır.

Peki Müslümanların hâli nedir denirse! Görülen o ki, İslâmlarda umumî bir aldanmışlık yok, ancak kısmî anlamda inancının medlül ve muhtevâsını isâbetle tâyin edemeyip aldanan çoktur.

Bediüzzaman bilhassa tabaka-i avam için “Avâm-ı nasdan hakâik-i imânı hakkı ile tabir eden yüzde birdir” meselesini zikreder. (İşârâtül İ’cazdan) İnsanı asıl Cehenneme düşüren de itikaddaki sapıklıktır onun için en mühim meselemiz aslında tahkiki imandır, fakat insanlık bugün teferruatta boğuluyor.

Bediüzzaman “İman insanı insan eder belki de sultan eder küfür ise insanı en canavar mahlûk eder” deyip “ben bütün mesâimi imana (en doğru yol olan tahkiki imâna) teksif etmiş bulunuyorum” der. Çünkü doğru imânın yolu da doğru olur zira “doğru cismin eğri gölgesi olmaz” denilmiştir.

Demek bu kadar felâketlerin sebebi en mühim meseleyi ihmaldendir, yani doğru iman olmadan hiç bir şey doğru olamaz. Zira muâmelat itikada bağlıdır. Allah bizi bütün yolsuzluklardan korusun. Amin...

Okunma Sayısı: 1721
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • sevinc

    5.1.2018 15:45:27

    ben yazilarinizdan dolayi cok tesekkur ederim.. her okudugumda kendimi bir daha sorguluyorum .. sizden ricam birde kapiya gelen sizden birseyler isteyenlere karsi dogru tutum ne olmali bazilarini araba ile getirip birakiyorlar ve benim onlara cok yardim edesim gelmiyor .. bu konu ile ilgilide bizi bilgilendirirseniz cok mutlu olurum dogru davranis ne olmalidir

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı