"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Maddî ve manevî bir ilâç: Duâ

Şeyma TÜRKAN
17 Ekim 2016, Pazartesi
Duâ Cenâb-ı Hakk’tan rahmet ve yardım dilemek, yalvarış, niyaz anlamlarına gelmekle beraber salât ve namaz anlamlarına da geliyor.

Nur Külliyatı’nda ise duânın kulluğun azim bir sırrı olduğu naklediliyor. Yani adeta kulluğun ruhu hükmünde olduğundan ehemmiyeti çok yüksektir. Ve duânın tesiri azimdir. Zira duânın külliyet kazanarak devam etmesi neticesinde galibiyeti söz konusudur. Duânın külliyet kesbetmesi; kâinatın duâlarını kendi duâlarının içine almakla mümkündür. Namazda olduğu gibi. Veya Kur’ân-ı Kerîm’deki duâların, başta Peygamberimiz (asm) olmak üzere diğer peygamber ve evliyaların duâlarını duâmız içine almakla duâya külliyet kazandırabiliriz. Bununla beraber duânın makbuliyet kazanmasının da bazı şartları bulunuyor.

Duâ edileceği vakit öncelikle maddî ve manevî temizliğe dikkat edilmeli, yani abdestli olarak tövbe istiğfarla beraber en makbul duâ olan salâvat-ı şerifeyi şefaatçi olarak duânın başında ve sonunda zikretmek, bilhassa Kur’ân’dan ve hadislerden öğrendiğimiz duâlarla huşu ile halis duygularla duâ etmek; aynı zamanda farz namazlardan sonra, Cuma günlerinde, üç aylarda, mübarek gecelerde, hususan icabet saatinde, mübarek mekânlarda, mescidlerde duâ etmek duânın makbuliyetine vesiledir. Bununla birlikte her duâya cevap verildiğini Rabbimiz buyuruyor. Bunu unutmamak çok önemlidir. Yani duâ eden bilmelidir ki duâsına mukabil ya bu dünyada ya da ahirette mükâfatı veriliyor. Ya aynen, ya tehir edilerek veya daha evlâsı (iyisi) verilerek o duâya cevap vardır.

Esasen duânın en güzel, en lâtif, en leziz meyvesini Üstadımız şöyle beyan ediyor: “Duâ eden adam bilir ki, birisi onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir. O’nun kudret eli her şeye yetişir. Bir Kerim Zât var, ona bakar, ünsiyet verir. Bu kişi O’nun huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyar, dünya kadar ağır yükü üzerinden atıp ‘Elhamdülillah’ der.” İşte bu huzur başka hiçbir şeyin veremeyeceği bir inşirahtır. Ve yine Bediüzzaman, “Duâ ubudiyetin ruhudur ve halis bir imanın neticesidir; çünkü duâ eden adam, duâsıyla gösteriyor ki, bütün kâinata hükmeden birisi var, en küçük işlerime ıttılaı var.” diyerek kulluğun özünü idrak ettiren duâ ile ubudiyet hakikati arasındaki müthiş bağlantıyı öğretir.

Aynı zamanda Üstadımız ‘Bana duâ edin, size cevap vereyim.’ âyetinden de anlaşılacağı üzere Rabbimiz eğer vermek istemeseydi, isteme duygusunu bize vermezdi diyerek bu hakikate mantıkî bir izah getirmekle akılları teslim ettiriyor. Ayrıca “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var” diye buyrulan Furkan Sûresi’nin 77. âyetiyle de Rabbimizin katında duâdan daha değerli bir şeyin olmadığını anlıyoruz. 

Bu hakikatlerle beraber duâyı başka cihetleriyle ele alırsak 7. Söz’ü incelediğimizde, Hâlık’ımıza tevekkül ve ilticada bulunmanın, şükür ile duâ etmenin ne kadar mühim bir tiryak olduğu hakikatini okuruz. 26. Söz’den ise duâ ve tevekkülün insanın hayra meylettirdiğini, istiğfar ve tövbenin insandaki şer meyelanları kestiğini öğreniyoruz. Ve 2. Lem’a’da da Eyyüb (as) kıssasından iktibasla ondaki zahiri yaralara mukabil bizde iman zafiyetinden doğan batınî, ruhî, kalbî yaralarımıza Hz. Eyyüb’ün (as) o mühim duâsını okumamızın ehemmiyetine vurgu yapıldığı dikkatimizi çekiyor. Ve 1. Lem’a’da yer alan Hz. Yunus’un (as) duâsının mahiyeti aktarılırken ise bizim de Hz. Yunus’a (as) iktidaen, umum esbabtan yüzümüzü çevirip, doğrudan doğruya Müsebbibü’l-Esbab olan Rabbimize iltica ederek aynı duâyı tekrarlamamızın önemine değinildiğini görüyoruz.. Ve ayrıca Üstad Bediüzzaman, hususiyetle mektublarında maddî ve manevî zehirlere karşı Cevşen ve Evrad-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibend’in şifa tesirinde olduğunu söylerken, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinden gelen şifa duâsının, yüz bin doktora mukabil geldiğini açıkladığını okumaktayız. 

Netice-i kelâm, evvelen iman hakikatlerinin bize hakikî şifayı verdiğini ve o hakikî imanın kudsî ilâçlarından ve nurlarından, tövbe ve istiğfarla, duâ ve niyazla” ancak istifade edebileceğimizi unutmayalım.

Okunma Sayısı: 1058
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı