"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Musibetler karşısında…

Şeyma TÜRKAN
18 Ekim 2016, Salı
Cenab-ı Hak, musibetler vasıtasıyla esmasının nakışlarını göstererek kulunu sınamaktadır.

Ama aslında hayatımız da musibetlerle tasaffi eder. (temizlenir). Çünkü bir mümin musibet karşısında, hamd ve sabır ile Rabbine niyaz makamına durdukça, o musibet ona kefaret-üz zünub (günahlarına kefaret) oluyor. Keza Peygamberimiz asm. “Her musibet, affedilecek bir günah için gelir.” diye buyurmuyor mu! Bu yönüyle musibet, Allah’ın hem bir ikazı hem de iltifatı oluyor elbette. Üstadımız Nur külliyatının pek çok yerinde musibetlere Kader penceresinden nazar etmeyi öyle güzel öğretiyor ki (özellikle 26.  Söz, Kader bahsi’nde), her musibetin  bir rahmet ciheti olduğunu anlıyoruz. 

Peki bir musibete karşı mü’min hangi bilinçle yaklaşmalı ve tavrı nasıl olmalı? Bu noktaya Üstadımız 17. Lem’a’da şu güzel izahı getiriyor: “Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emanetin mâliki her şeye kadîr, her şeyi bilir bir Rahîm-i Kerîmdir. O senin yanındaki mülkünü senden satın almak istiyor-tâ senin için muhafaza etsin, zayi olmasın. İleride mühim bir fiyat sana verecek. Sen muvazzaf ve memur bir askersin. Onun namıyla çalış ve hesabıyla amel et. Odur ki, muhtaç olduğun şeyleri sana rızık olarak gönderiyor ve senin takatin yetmediği şeylerden seni muhafaza eder. Senin şu hayatının gayesi, neticesi, o Mâlikin esmâsına ve şuûnâtına bir mazhariyettir. Sana bir musibet geldiği vakit, de: “Biz Allah’ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır.” (Bakara Sûresi, 2:156.) Yani, “Ben Mâlikimin hizmetindeyim. Ey musibet! Eğer Onun izin ve rızasıyla geldinse, merhaba, safâ geldin. Çünkü, elbette bir vakit Ona döneceğiz ve Onun huzuruna gideceğiz ve Ona müştâkız. Madem herhalde bir zaman bizi hayatın tekâlifinden âzâd edecektir. Haydi, ey musibet, o terhis ve o âzâd etmek senin elinle olsun, razıyım. Eğer benim emanet muhafazasında ve vazifeperverliğimi tecrübe suretinde sana emir ve irade etmiş, fakat sana teslim olmaklığıma izin ve rızası olmazsa, benim takatim yettikçe, emin olmayana, Mâlikimin emanetini teslim etmem” der.” (Lem’alar, 123-124) 

Binlerce musibete ve belâya giriftar olabilen insan, nokta-i istinadının (dayanak noktası) Rabbi olduğuna itikad ettiği nisbette kendisine bir teselli ve kuvvet bulabilir. Cenab-ı Hakk’ın kâinatta cereyan eden şuunatının hikmetlerini okuyabildiği ölçüde de yaratıcının kudretini idrak edebilir. Ve böylece medet beklenecek olan tek güce sığınabilir. Rabbini tanıyıp, imanını tahkiki surete çevirebildiği kadarıyla da başına gelecek olan bütün hadiselere imanının gücüyle meydan okuyabilir ve korkarak yeise düşmez. Bunun yanısıra başımıza gelen musibetleri ancak  ahirete imandan gelen imdadla metanetle karşılayabiliriz. Çünkü nice mazlumlar, fakir, hasta, biçare musibetzedeler, ezel ve ebed sahibi olan zatın hakiki adaleti tecelli ettireceği ahiret alemlerine olan inancı ile asıl saadete kavuşabilir.

Okunma Sayısı: 1067
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı