"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur’da ruh kavramı

Şeyma TÜRKAN
16 Haziran 2016, Perşembe
Kur’ân-ı Kerîm’de İsra Sûresi’nin 85. âyetinde “Bir de sana ruhtan soruyorlar, de ki: ruh Rabbimin emrindendir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir” buyrulmaktadır. Bu âyetin hakikatini idrak etmek için Bediüzzaman Hazretleri’nin eserlerine başvurduğumuzda Sözler Risalesi’nde ruhun şu ifadelerle tarif edildiğini görüyoruz:

“Ruh, zîhayat, zîşuur, nuranî vücud-u haricî giydirilmiş, câmi, hakikattar, külliyet kesb etmeye müstaid bir kanun-u emrîdir “

Bu izahtan yola çıkarak ruh kavramının Emir âlemi’ne ait bir varlık olarak hayat ve şuur sahibi bir mahlûk olduğunu anlayabiliriz. Emir âlemi; yaradılışa ait kanunlar âlemidir.1 Yani bir nevî şehadet âlemini ayakta tutan komut ve kumanda merkezidir.2 İşte bu âleme ait oluş “ruhun doğrudan doğruya perdesiz vasıtasız icad edilmesine işarettir”3 Yani Rabbimiz “cesedimizi maddî bir sebep vesilesi ile yaratırken ruhumuzu perdesiz bir şekilde emri ve iradesi ile inşa etmektedir. Ruhun cevher olması, zaman ve mekânın kayıtlarından azade bir özelliğe sahip olması bu yüzdendir.”4

Ayrıca, Rabbimiz ruha nurânî bir vücud giydirerek ve ruha külliyet kazandırarak; onu terakki etme ve inkişaf etme kabiliyeti ile yaratmıştır. Bu yönleriyle ruhun bekaya mazhariyeti olduğu da anlaşılmaktadır. Ruh; hayat sahibi olan bir kanun olarak, Hayy esmasının şuurlu bir aynasıdır. Ruh harici vücut libasını ve şuurunu çıkarmış olsa bir kanun hükmünde olur. “Ruhu, Emir âlemi’nden gelen neşv-ü nema (büyüme - gelişme) kanununa benzetebiliriz. Neşv-ü nema kanunu bitkiler âleminde ne ise, ruh da, hayvan ve insan için o anlama gelmektedir.”5 Zira, Bediüzzaman Hazretleri kâinattaki varlıklar üzerinde cereyan eden kanun-u emir için “Eğer o kanun-u emrî, vücud-u haricî giyse idi, o nevilerin birer ruhu olurdu.”6 demiştir. Harici vücut giymiş olması ise, yazılan şerhlerde bu emrî kanunun inceler incesi bir ‘sadef’ veya bir ‘kılıf’ içinde olması şeklinde açıklanmıştır.

Hususen ceset, ruh ile hayat bularak ayakta kalmaktadır. Hem “insanın en kıymetli ve üstünde titrediği malı, onun ruhudur”7 Ceset fenaya mahkûm olsa da ruh bizatihi ayakta kalır. Yani ruh ezeli değildir, mahlûktur ama bâkîdir. İncir ağacı ölse de onun ruhu hükmünde olan teşekkülat (şekillenmeler) kanunu, onun çekirdeğinde baki kalır. Böyle zayıf emrî kanunların bile bekaya mazhar olması, ruh gibi kıymetli bir cevherin bekaya daha lâyık olduğunu göstermektedir.8 Nitekim Bediüzzaman Hazretleri Sözler Risalesi’nde ruhun bekası ile ilgili olarak “Sıfat-ı iradenin tecellisi ve âlem-i emirden gelen ruh, bekaya mazhar olmak daha ziyade kat’îdir, lâyıktır. Çünki zîvücuddur (vücut sahibi), hakikat-ı hariciye sahibidir. Hem onlardan daha kavîdir (kuvvetli), daha ulvîdir. Çünki zîşuurdur (şuur sahibi). Hem onlardan daha daimîdir, daha kıymetdardır. Çünkü zîhayattır (hayat sahibi).”9 ifadesiyle bu hakikati izhar etmişlerdir.

Böyle kıymetli bir cevher olan ruhun ab-ı hayatı (hayat suyu) ise namazdır. Yani ruh, Sermedî bir Mahbubun rahmet çeşmesine namaz ile teveccüh edebilmektedir.10 Bediüzzaman Hazretleri Hutbe-i Şamiye adlı eserinde vicdanın ve ruhun dört unsurundan ve havassından bahseder. Bunların irade, zihin, his, lâtife-i Rabbaniye olduğunu ifade eder. Hepsinin bir gayesi olduğunu izah eder. Ve İradenin ibadetullah, zihnin marifetullah, hissin muhabbetullah, lâtifenin müşahedetullah gayesinde olduğunu tarif ederek takva denilen kâmil ibadet ile de bunların tamamlanacağını beyan eder.

Ayrıca  İşarat-ül İ’caz’da ise ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvetin fıtrata yerleştirildiği vurgulanır. “Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye. İkincisi: Zararlı şeyleri def’ için kuvve-i sebuiye-i gazabiye. Üçüncüsü: Nef’ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.”11 Bu kuvvelerin ifrat ve tefrit mertebelerde su-i istimali ise ruhi bozukluklara sebep olmaktadır. Binaenaleyh sırat-ı müstakim olan sünnet yolunda bu kuvveler kullandığı takdirde ise vasat ehli olunur ki böylece insan ahsen-i takvim makamına yükselmeye namzed olur.

Dipnotlar:  

1- Osmanlıca- Türkçe Lügat.

  2- www.sorularlarisale.com

  3- Barla Lâhikası, Bediüzzaman Said Nursî

  4- www.sorularlarisale.com

  5- Risale-i Nur’da Küllî Kaideler, Ali ÜNAL.

  6- Sözler, Bediüzzaman Said Nursî.

  7- Barla Lâhikası, Bediüzzaman Said Nursî.

  8- Sözler, Bediüzzaman Said Nursî.

  9- Sözler, Bediüzzaman Said Nursî.

10- Sözler, Bediüzzaman Said Nursî.

11- İşaret-ül İ’caz, Bediüzzaman Said Nursî.

Okunma Sayısı: 1458
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı