"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şanghay mı; Brüksel mi?

Şükrü BULUT
11 Şubat 2026, Çarşamba
Küreselcilerin, ihtilâlleri olan 12 Eylül’e balans ayarı çektikleri günlerde de bu tartışmaları işitiyorduk.

Militan Kemalistler Şanghay’da, hükümetler ise çekingen üsluplarla Batı’da kalmayı konuşuyorlardı. Balans ayarından sonra başlayan “ihtilâlin ikinci etabında”, Erbakan’ın yenilikçi çocukları ihtilâlin bekçiliğini devralmışlardı. Hızlı Brükselci olarak başladılar. Çoğu demokratın, Siyasal İslâmcının bu vaatlere kandığını, arşivlerdeki beyanatlarından bulabilirsiniz.

O zamanlarda, Yeni Düzencilerin üstadı Karl Popper’ı, popülist olan akademisyenlerimiz, siyasetçilerimiz ve bir kısım yazarlarımız liberal biliyorlardı: Kemalizm’e, totalitarizme hatta açıktan komünizme itiraz barındıran ifadeleri, başörtüsüne ve bazı hürriyetlere toleranslı davranması ve diktatörlere karşı görünmesi; onu toplumda müsbet olarak öne çıkarmıştı.

Biz Çin’i Bediüzzaman’dan komünist okumuştuk. Sovyetlerin dağılışından sonra, yeni Çin Komünist Partisi’nin Tiananmen Meydanı’ndaki binlerce talebeyi katledişi, komünizmin devam etmekte olduğunu gösteriyordu. Dünya efkâr-ı ammesi, Keynes’çilerden sonra dünya ekonomisini ele geçiren Pazarcıların bağlı oldukları neoliberalizmi bilmiyordu. Londra Ekonomi Okulu’nu, Karl Popper’ı ve Açık Toplum’cuları tanımıyordu. Popper’ın şakirtlerinden Soros ve Thatcher gibi neoliberalizm pratisyenlerini, Dünya Bankası’ndaki yeni asistanları Özal’ı, Dervişoğlu’nu ve diğer kurtarıcıları da bilmiyordu. Neoliberallerin Davos koordinasyonundan sonra; Reagan, Thatcher, Kohl ve Özal gibi vazifeli başkanlarla Global Dünya Devletine “Yeni Yüzyıl” parolasıyla yola koyulduklarından da haberleri yoktu… 2026’nın zirvelerinden 1980’lerin vadilerine bakma kolaylığıyla ele aldığımız mevzudaki yanlışlarımızı, okuyucularımız bildirirlerse hatalarımızı tashih ederiz, inşaallah…

Türkiye aydınlarının bilemedikleri önemli detay ise; neoliberallerin önderlerinden Milton Friedmann’ın, sıkıntıya girmiş Çin Komünist Partisi’nin yardımına koşmasıydı. Çin’in komünist idarecilerine uzun uzadıya “Yeni Dünya Düzeni” dersleri veren Chicagolu meşhur Marksist iktisatçı Milton Friedman, onlarla bir anlaşmaya varmıştı. İsmi otoriter kapitalist olacak rejim, komünist kalırken kadro da mevkilerini yitirmeden devam edeceklerdi. Tıpkı Hayek’in, Pinoschet’inin Şili’sinde yaptığı gibi… Yeni düzen için, ABD’deki ve AB’deki sermayeyi Neoliberaller bölgeye taşıyacaklardı (Müntefering’in çekirge sürüsü). Daha çok para kazanmak isteyen Yahudî işadamları, yüklerini köpek balığı fonlarıyla Amerika ve Avrupa’dan önce okyanuslara taşıyacaklardı. 

AB ülkelerinde sökülen fabrikalar, kapı önlerine konulan yüzbinlerce işçi, kıtayı terk eden kapital ve yeni teknolojiyle neoliberal idareciler, AB’deki rakiplerini âdeta nakavt edeceklerdi.

Gelelim 2013’e kadar neoliberallerce alkışlanan Türkiye’mize… İdarecilerimizin geceli-gündüzlü AB ve Euro aleyhinde konuştukları Türkiye’mize… İhtiyaçlarının yüzde doksanını Çin’den temin eden Türkiye’mize… Milletimizin enerjisini, emeğini ve hatta çocuklarını; Körfez Savaşı’yla başlayarak ta Gazze’ye kadar küreselcilerin istediği şekilde harcayan Türkiye’mize… Bankacılık sistemini Londra üzerinden Şanghay’a bağlayan Türkiye’mize… Çin Komünist Partisi’nin, bankalar aracılığıyla halkını soyma usullerini ülkemize getiren kudretli idarecilerimize… Vatandaşın oturduğu evinden arabasına, çeşmesinden ormanına, üzerinden geçtiği köprüsünden ekinini topladığı ovasına ve kaynaklarını küreselci dev şirketlere havale eden bir Türkiye’miz sizce Batı’ya mı yakın, yoksa Şanghay’a mı? Brüksel’den ne kadar uzaklaştırıldığımızı istatistikler gösteriyor. Birleşik Krallık’ın Körfez’deki ülkelerinin aralarına da almazlar bizi. Kaldı ki Londra’nın bir ayağı daimî olarak Şanghay’da… Amerika ise, aramızda zaten okyanuslar var. Gidemeyiz. Hakikaten biz nereye yakınız? İhtiyaçlarımız, bankacılık sistemimiz, otoriter idaremiz ve üretimimiz ile daha çok nereye aitiz?

“Çin ile çalışmayalım” demiyoruz. Ejderhaların ülkemize hücumunda, Rusya gibi, Çin’le dolaylı ittifaklar da mümkün. Fakat neoliberallerin Çin’de uyguladıkları otoriter rejime evet mi diyeceğiz. Mülkiyetsizleştirilmeye, hürriyetsizleştirilmeye, insaniyetten koparılmaya, Türk insanının Çin Komünist Partililerin sistemiyle perişan edilmesine evet mi diyeceğiz? Bin yıllık İslâmî sosyal yapımızı bırakıp neoliberalizmin kapitalist sosyalizmini mi takip edeceğiz? Geniş ve de derin bir konu… Bizimkisi kısacık işaretler…

Okunma Sayısı: 1190
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sait Köse

    23.02.2026 10:01:21

    Çok ilginç ve perdeleri kaldıran çok değişik bir bakış açısı. Evet ahir zamanin başlamış olan hayat ve şeriat döneminde bankalar, sağlık sistemi, kısacası ekonomiye bakmak zarureti başlamış. Hastalık teşhis edilirse tedavi etmenin yüzde 50si başlamış demektir. Demek bu konularda geniş bakış açısıyla bizleri daha da çok uyarmaniz lazım. Kanaatimce Almanya'ya gelmiş olan "İslâmi bankacılık" hakkında da yazmaya başlamanız gerekiyor. Vesselam

  • Hayati

    12.02.2026 08:06:53

    Küreselcilikten milli ekonomiye dönerken, Doğu Peri’nçek’in milliliğe buladığı komünizme düşmeyelim. Onun demokrasi münafıklığı globalistlerden geri değildir. Çok dikkat lazım.

  • Osman

    11.02.2026 23:50:50

    Milletinin servetini, kaynaklarını ve iktisadi bağımsızlığını dinsizlere kaptırmak istemeyenlerin hoşuna gidecek bir yazı. Kalbinize ve dimağınıza Rabbim kuvvet versin.

  • Kerim

    11.02.2026 15:05:37

    Zevkle okuduğum bir makale oldu. Yorumcuların konuya katkılarını da tebrik etmek gerekiyor. Toplumun yabancısı olduğu meseleleri ilmi olarak ele almışsınız. Tebrikler.

  • irfan göçmen

    11.02.2026 15:02:13

    Kalemize sağlık hocam.

  • S.topuz

    11.02.2026 11:24:22

    ..."İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini (A.B!?) zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir. Ve Kur'ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi' ve İslâmiyet metbu' makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir."...Bediüzzaman Said Nursî,Risale-i Nur Külli-yatı,Mektubat57

  • S.topuz

    11.02.2026 11:19:42

    "İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûna hâkimiyet verir. Öyle de: Allah'ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev'inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise; daha ileri gidip, cebbarane surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlub olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın uluhiyet dava etmesi, ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur." Mektubat - 56 😢🇹🇷🙌🌹🤲🌹🌙☝️🕋😭😭😭🕊🕊🕊🌍🇪🇺🕋😭🇹🇷😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸😭

  • Doğu Batı

    11.02.2026 10:49:54

    (5) Netice itibarıyla; Brüksel’in demokratik kriterlerinden kaçıp Şanghay’ın otoriter limanına sığınmak, yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktır. Türkiye, hürriyetçi bir demokrasiyi ihya etmediği müddetçe, hangi bloka dahil olursa olsun, küresel sermayenin ve yerel otoritelerin kıskacında kalmaya mahkûmdur.

  • Doğu Batı

    11.02.2026 10:49:38

    (4) Türkiye’nin finansal göbeğinden Londra-Şanghay hattına bağlanması, bizi "Batı’dan koparken Doğu’ya köle olma" tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Biz ne Batı’nın sefahatini ne de Doğu’nun istibdadını seçmek zorundayız. Bizim yolumuz, adaleti esas alan, hürriyeti ekmek kadar aziz bilen ve şahsi mülkiyeti devlet otoritesine karşı koruyan bir "hürriyet-i şer'iye" yolu olmalıdır.

  • Doğu Batı

    11.02.2026 10:49:22

    (3) Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle, "Asya’nın bahtının miftahı, meşveret ve şûradır." Şanghay modeli ise meşvereti değil, istibdadı esas alır. Bankacılık sisteminden sosyal kontrol mekanizmalarına kadar Çin usulü bir yapının Türkiye’ye ithal edilmesi, bin yıllık İslami ve insani sosyal dokumuzu tahrip etme riski taşımaktadır. Zira İslamiyet, mülkiyet hakkını mukaddes sayar; ferdin hürriyetini ise imanın bir gereği olarak görür.

  • Doğu Batı

    11.02.2026 10:49:02

    (2) Yazıda altı çizilen en hayati nokta, neoliberalizmin Çin üzerinden dünyaya pazarladığı yeni kölelik düzenidir. Milton Friedman’ın "Chicago Okulu" eliyle Çin Komünist Partisi’ne entegre ettiği bu model, sermayeyi devleştirirken bireyi hiç hükmüne getirmektedir. "Mülkiyetsizleştirme" ve "hürriyetsizleştirme" olarak tanımlanan bu süreç, insanı sadece bir "üretim dişlisi" haline getirmeyi hedefliyor. AB standartlarını rehber edinmekten vaz geçenlerin, rotayı Şanghay’ın denetimli ve baskıcı atmosferine kırması, ekonomik mecburiyetten ziyade bilinçli bir şekilde demokratik değerlerden kaçıştır.

  • Doğu Batı

    11.02.2026 10:48:40

    (1) “Şanghay mı, Brüksel mi?" sorusu, aslında sadece bir dış politika tercihi değil, bir zihniyet ve istikbal meselesidir. Bugün Türkiye, küresel güç odaklarının kıskacında bir yol ayrımına zorlanıyor. Bir tarafta insan hakları, hukuk ve demokrasi standartlarıyla (eksiklerine rağmen) Brüksel; diğer tarafta ise "otoriter kapitalizm" havuzunda mülkiyeti ve hürriyeti eriten Şanghay...

  • Hüseyin T

    11.02.2026 10:21:32

    [2] "Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur" (Mülk, 15) buyuran Rabbimiz, tabiatı ve serveti insanın hizmetine vermişken; bugün bu nimetlerin, insanı esir alan bir puta dönüştürülmesi, en büyük zulümdür. Türkiye gibi, yüzyıllardır İslâm'ın adalet terazisini taşımış bir beldenin evlâdı olarak, küresel sistemin rüzgârlarına kapılıp aidiyetimizi yitirmemiz, ümmetin şahitliğinden bir vazgeçiş olur.

  • Hüseyin T

    11.02.2026 10:21:05

    [1] Kıymetli yazarımızın bariz bir şekilde ifade ettiği bu müşâhade, bize şunu gösteriyor: Dünyevî sistemler, ister neoliberal ister komünist kisveye bürünsün, insanı mülkünden, hürriyetinden ve nihayetinde insan-ı kâmil olma istidatından koparmaya matuf birer tuzak olabilir. İktisadî kalkınma perdesi altında, milletleri mâneviyatlarından uzaklaştıran, kadim sosyal nizamlarını parçalayan bu yaklaşımlar, aslında modern çağın "firavunî" düzenleridir. Bizim için aslolan, Rabbimizin "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" (Bakara, 30) hitabına mazhar olan insanın, ne bir sermaye kölesi ne de otoriter bir nizamın robotu olmasıdır. İslâm'ın emânet, adâlet ve hürriyet terazisi, bize bu sistemler arasında savrulmadan duracak bir mihenk taşı bahşetmiştir.

  • Bülent Bektaş

    11.02.2026 08:42:27

    Çok güzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık Şükrü bey

  • Kenan

    11.02.2026 06:59:01

    Küresel ekonomi ile küresel siyaseti yönlendiren epstein çetesinin mahiyeti mutlaka açığa çıkacaktır. Çünkü zaman sabırsızdır.

  • Hayati

    11.02.2026 01:23:37

    Çinin ne olduğu ve kimlerce idare edildiği bilinmeden, küresel sermayenin neyin peşinde olduğu bilinmez. Elbette burada İngilizlerin tarihi rolleri de mühimdir.

  • Osman

    11.02.2026 00:40:31

    Aman efendim, hakikaten şaşırdık. Kimin eli kimin cebinde. Veya hangi düşman görünen hangileriyle dost. Derin işler. Allah kolaylık versin.

  • Mustafa coban

    11.02.2026 00:12:30

    Türkiyenin yönü batidir.türkiye avrupadadir ve avrupanin bir parcasidir.bu 1920 den beri böyle deyil.osmanli padisahinin orduyu modernleṣtirmek icin fransiz subaylari getirdigi günden beri böyledir.gercekler acidir.kabullenmekten baṣka care yok

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı