"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bu hal isyan mıdır?

Süleyman KÖSMENE
04 Eylül 2018, Salı
Nur Hanım: “Annemin kanser hastalığı, kızımın da evlilik çağına gelmiş ve evden çıkacak olması bende birbirini tetikleyen karamsar duygulara sebep oldu. Gözyaşlarımı tutamıyorum. Oysa ben hakikatleri okuyorum. Bu hal isyan mıdır? Bu hali nasıl dağıtabilirim?”

BİR ARTI BİR EKSİ  

Dünya hayatı tekdüze gitmiyor. Cenab-ı Hak genellikle bize bir artı bir eksi veriyor. Yani bir sevinç, bir ıstırap… Üst üste iki eksi, yani iki ıstırap pek vermiyor. Üst üste iki artı aldığımız, yani iki sevinç yaşadığımız da pek olmuyor. Mutluluktan bizi uçuran bir tecelli gelir. Tam mutluluk aklımızı başımızdan alacakken, bir ıstırap, bir üzüntü verir. Üzüntü ruhumuzda denge unsuru olur.

Gelen üzüntü tam gözyaşlarımızı sel yapacakken, ummadığımız bir sevinç kalbimizi yatıştırır.

Bu, insan ruhunun acılara dayanıksız oluşundan ve kaderin insan üzerindeki merhametinden böyledir. Yani kader insanı kontrolde tutuyor.

Aslında her iki halin de, kulluğumuza yakışan biçimde tek çaresi var: “Tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.”1

DÜNYANIN AĞIRLIKLARI  

Bu fezleke cümlesinin öncesinde Bediüzzaman’ın tavsiyesi şöyledir:

“Hakiki imanı elde eden adam… Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak’ın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder, sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i safilîne çeker.”

Dünyanın yükü bazen olanca ağırlığıyla üzerimize çöküyor. Hastalıklar, musibetler, yolunda gitmeyen işler, hatta bazen rutin yürüyen işler vs. Üzerimizde çeşitli baskılar oluşturuyor ve bizi incitiyor. Bizler insan olarak şöyle ya da böyle yufka yürekliyizdir. Ağlarız ve Allah’a sığınırız. Yufka yürekli oluşumuz aslında iyidir; daha hızlı gözyaşı dökmemizi ve daha içten dua etmemizi sağlar.

İşte tevhid, teslim ve tevekkül inancı mıknatısın demiri çektiği gibi üzerimizdeki ağırlığı kendine çeker. Üzerimizde yük bırakmaz! Eğer üzerimizde yük hissediyorsak, onu da kadere bırakalım. Elimizden geleni yapalım. Ama üzerimize yük almayalım. Çünkü elimizden geleni yaptıktan sonra, artık gücümüz kesilir. Tevekkül etmezsek, altında eziliriz.

Mesela aslında hastalığın, geldiği kişiye ve hastabakıcıya rahmet cihetiyle büyük bir getirisi vardır. Hastalığın verdiği ıstırap ile o getiriyi terazide tartsak kesinlikle getirinin çok fazla olduğunu, hastalığın onun yanında çok az kaldığını göreceğiz. Buna orantısız sevap diyelim. Yani azıcık hastalığa, orantısız biçimde yüksek ve coşkun rahmet!

Keza kızımızın evden gelin çıkması gibi güzel bir tecellinin, kızımızdan artık ayrılık zamanının gelmesi gibi tatsız bir yanı vardır. Ve bu tatsız yan, fazla şefkat cihetiyle bizi müteessir eder.

GÖZ AĞLAR, KALP ÜZÜLÜR

Cenab-ı Hakkın orantısız biçimde rahmet ettiği bir meselede, kendini helak etmeye gerek var mı? Keza, her genç kızın rüyası olan evden düzgünce gelin çıkmak gibi güzel bir tecellinin, şefkatimizi inciten yönüne dayanmaktan ve şefkatimizi duaya çevirmekten başka çaremiz var mı?

Bunca ve daha nice yükleri çekmek durumunda kalan insan, Risale-i Nur’da geçtiği gibi, yükünü gemiye bırakırsa rahat eder2. Gemiye bırakmaz da sırtına alırsa, altında ezilir. Şeytan belki de bu ezilmişliği kullanır ve kişiyi isyana sürükler.

Ağlanmaz mı? Şefkatimiz bizi fazla müteessir ederse ağlarız. Ağlamak iyidir. İsyansız ağlamak rahmetin tecellisidir. Bu günah değildir. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm), mübarek oğlu İbrahim’in vefatı nedeniyle ağlamıştır. Sahabe-i Kiram:

“Yâ Resûlallah! Siz de mi ağlıyorsunuz? Böyle ağlamaktan bizi men etmediniz mi?” diye sorduğunda şöyle buyurmuştur:

“Göz ağlar, kalp üzülür. Bizim ağlayışımız merhametin ve şefkatin eseridir. Biz ağlarız ama isyan etmeyiz. Ey İbrahim! Biz, senin ayrılmandan dolayı çok üzgünüz.”

Oysa yüreğinde o kadar acı vardı ki dağa bakarak şöyle mırıldanmıştı:

“Ey dağ! Eğer, bendeki üzüntü sende olsaydı, muhakkak yıkılmış gitmiştin. Fakat biz, Allah’ın bize emrettiğini söyleriz: ‘İnnâ lillahi ve İnnâ ileyhi râciûn.”3

Dipnotlar: 1 -Sözler, s. 501  2- Sözler, s. 501  3- Müslim, 4:1808; Belâzurî, Ensab, 1:452.

 

Okunma Sayısı: 2601
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Tam

    4.9.2018 11:58:23

    Bir degisimi kabul etmeksizin ona tahammül etmeye insan alisir. Hic kimsenin omzuna onun tasiymayacagi yük koyulmaz. Caresizlige varan durumlar zuhur edebilir ama her zorluktan sonra mutlaka kolaylik vardir diyorsa ayet, mutlaka öyledir. Okur nuraya yazarak yükünü hafifletmenin caresini aramis, belki tenhada Rabbisine münacaatta bulunsa daha menfaatli olurdu.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı