"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İdarecilerin ateşle oynamaları

Süleyman KÖSMENE
18 Şubat 2019, Pazartesi 00:08
Hasan M. Bey: “İbni Abbas’dan (ra) rivayetle: “Bazı hareketlerini akla ve dine uygun, bazılarını da çirkin bulduğunuz bir kısım idareciler çıkacak. Onlara verdiği desteği geri alan kurtulur. Onlardan uzak yaşayan selâmete erer. Onlarla haşir neşir olan da helâk olur.”1 mealindeki hadisi nasıl yorumlayabiliriz?”

ALLAH, ÖMER’DEN SORAR  

Peygamber Efendimiz (asm) idarecileri ve idareciler şahsında ümmeti fitnelerden uyarıyor. İdarecilerin sebep oldukları fitneler ise, fitnelerin büyüğünü teşkil ediyor.

Çünkü idareciler, idare ettikleri kavmin şahs-ı manevisini temsil makamındadırlar. Kavimleri ile maddî manevî ne kadar bütünleşirlerse o derece başarılı olurlar. Kavminden ne kadar uzak düşerlerse o ölçüde başarıdan da uzak düşerler. Doğruları kavmin en büyük talihidir. Yanlışları da en dehşetli talihsizliğidir.

İdareciler de insandırlar. Doğruları olabileceği gibi, yanlışları da olur. Adalet edebilecekleri gibi, zulüm de edebilirler. Yönettikleri insanlardan herhangi biridirler. Peygamber Efendimiz (asm) bu durum ifade için, “Nasıl yaşıyorsanız öyle yönetilirsiniz.” 2 buyurmuştur. Günahtan korunmuş değildirler. İsmet sıfatları yoktur. Günahlarına karşı diğer insanlar gibi tövbe ile yükümlü oldukları gibi, tövbe etmediklerinde mahşerde hesaptan kayırılmış kimseler de değillerdir. Diğer insanlar gibi.

Üstelik diğer insanların mahşer yükü sadece kendisi veya sorumluluğunu üstlendikleri birkaç kişi iken, idarecilerin mahşer yükü oldukça ağırdır, bütün kavmidir. Hazret-i Ömer’e (ra) atfedilen, “Dicle kenarında bir koyunu kurt kapsa Allah Ömer’den sorar” veya “Keşke anam beni doğurmasaydı!” gibi sözleri bu sorumluluğun ağırlığını ifade ediyor.

İYİ İDARECİ ÖRNEKLERİ  

Yanlış yaptıklarında, kavminden kendilerini uyaran çıkarsa iyilik yapmış olur. İyi idareci halkının kendisine ulaşma ve kendisini uyarma yollarını kapatmaz. Velev insafsız da olsa halkının uyarısını dinler, halkının sesine kulak verir. Kendisinin layüs’el (sorumsuz) olmadığını bilir. Kendisine biat eden veya oy veren halkın da kendisini eleştiri hakkı bulunduğunu teslim eder. Kendisine yanlışını söyleyenleri saygıyla, sabırla dinler ve asaletle, sükûnetle doğrusunu yapar.

Asr-ı Saadette bu hep böyleydi. Hulefa-i Raşidin döneminde de böyleydi. Hazret-i Ebu Bekir (ra) ümmetin büyüğü olarak seçildiği halifelik görevine başladıktan sonra verdiği ilk hutbede, “Ey İnsanlar! Ben istemediğim halde başa getirdiniz. Ben en iyiniz değilim. Doğru yaparsam bana itaat edin. Yanlış yaparsam beni uyarın!” dedi.

Sert mizacı dolayısıyla adı anıldığında bile insanları titreten Hazret-i Ömer (ra), bir kumaş meselesinde kendisinden bilgi soran ve insanların içinde “aksi takdirde seni dinlemeyeceğiz ey Ömer!” diyen adama, “haydi oradan! Utanmaz adam! Sen kiminle konuşuyorsun böyle? Haddini bil! Atın şu haini dışarıya!” gibi bir tepki göstermemiş, kızmamış, hiddet etmemiştir. Sadece, “Oğlum Abdullah! Sen cevap ver!” demiş; Abdullah da ayağa kalkarak, kendi hakkını babasına verdiği için babasına tam bir elbise çıktığını söylemiştir. Adam mahcubiyetle: “Şimdi konuş ey Ömer! Seni dinliyoruz!” demiştir.

Bunlar efsane değil, masal değil, mitoloji değildir. Bunlar Asr-ı Saadette yaşanmış örneklerden sadece iki tanesidir.

SALTANAT-I DÜNYEVÎYE ALDATICIDIR  

Sonraki dönemlere Peygamber Efendimiz (asm) “Isırıcı saltanat, ceberut saltanat dönemleri” 3 demiştir. İşte bu saltanat dönemlerinde ekser idarecilerin zulümleri adaletlerinden, yanlışları doğrularından daha çok olmuştur. Dünya saltanatının cazibesine kapılıp haktan ve adaletten sapmaları daha çok olmuştur. Bu sebepledir ki, hilâfetin Âl-i Beyt-i Nebevîde neden devam etmediğini soranlara Bediüzzaman Hazretleri, “Saltanat-ı dünyevîye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-ı İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur’âniyeyi muhafazaya memur idiler.” 4 diye cevap vermiştir.

Halk idarecilerinin yanlışlarını doğru bilir, zulümlerini adalet sayar ve onlarla içli dışlı olursa... Uyarmayı ve hakkı söylemeyi bırakır, nemalanmak için doğruyu gizlerse… Yalan revaç bulur, zulüm devam eder, masumların âhı yerde duyulmaz, ama gökte Arş’a çıkarsa…

İşte böyle zamanlarda gazab-ı İlâhîden korkmak lâzımdır.

Dipnotlar:

1- Camiü’s-Sağir Hadis No: 4781. 2- Acluni, I / 146, II / 127. 3- Ahmed b. Hanbel, 4/273. 4- Mektubat, s. 172.

Okunma Sayısı: 2955
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı