"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsan hukukunu korumayan adalet, adalet değildir

Süleyman KÖSMENE
04 Aralık 2018, Salı 02:00
Necdet Atıcı: “Eski Said Dönemi Eserlerinde (Mebusana Hitap makalesinde) geçen, hukukullahta izinsiz tasarrufla kastedilen nedir?”

HUKUKULLAH’TA İZİNSİZ TASARRUF   

Bediüzzaman, 19 Aralık 1908 tarihinde mebuslara hitap ediyor. Konuşmasında Allah’ın hukukunu millet menfaati olarak niteliyor. Medeniyet bahçesinde kamu menfaatinin Allah’ın mebusu olan Peygamber Efendimiz’in (asm) şeriatıyla sulanmasını istiyor. Böylece medeniyetimizin İlahî adaletle gençleşeceğini ve ebedileşeceğini müjdeliyor.

Konuşmasının devamında Bediüzzaman bu davasının hikmetleri üzerinde duruyor.

Kâinatın her yerinde Allah’ın adaletinin tecelli ettiğini ifade eden Bediüzzaman, Allah’ın adaletinin ve ahkâmının hayata geçirilmesini istiyor. Başka kural ve hüküm aranmamasını, başka yerden getirilen devşirme kuralların toplumda tam adaleti sağlamayacağını, insanlara haksızlık ve zulüm olacağını hatırlatıyor.

“Hukukullah”tan maksat, toplumun İlahî adaletle ve hukukla sağlanan umumi menfaatidir. İlahî hukuk yerine başka medeniyetlerden getirilen hukuk toplum menfaatine ve maslahatına uymaz. Başkalarının elbisesi bu topluma dar gelir. Müslüman toplumu gayr-i Müslim’in kanunuyla yönetecek olursanız, ilahî hukukun hakkı ve yetkisi bulunan alanda izinsiz tasarruf yapmış olacaksınız. Oysa hak sahibi bizzat taraf-ı İlahîdir. Hak sahibinin izni olmadan, İlahî hukuka uygun olmayan böyle bir tasarruf caiz olmaz.1

MESELE  ADALETTİR 

Çünkü başka medeniyetlerin hukuku ile sosyal adalet sağlanmıyor. Toplum fertleri bundan zarar görüyor.

Devletin görevi, sosyal dengesizlikleri ortadan kaldırmak ve toplum fertleri arasında gerçek adaleti sağlamaktır. Zayıfın, masumun, kimsesizin, yetimin ezilmesini önlemek, fakirin hukukunu gözetmek, zenginin kazancından sosyal eşitliği sağlayan bir ibadet olarak fakir lehine zekât almaktır. Haksız kazançları önlemek, hırsızlıkların, gaspların ve yolsuzlukların önüne geçmektir. Suçsuzu suçlamaktan kaçınmak, suçluyu görmezden gelmemektir.

Mesela İlahî hukuk, sosyal devlet olma şartını yerine getirmek şartıyla, başkasının malına hırsızlık için uzanan elin kesilmesi cezasını getirmiştir. Bu, kesin sonuç almaya, toplum menfaatini tam sağlamaya dönük bir cezadır.

Vay efendim hangi devirdeyiz? Bu ceza çağdışı! Gibi söylemler adaletten ve hukuktan uzak söylemlerdir. Mesele adalettir. Hukuk-u İlahidir. İnsanların hakkını tam teslim etmektir. İnsanların hakkının zayi olmasını önlemektir. İnsanların hukukunu korumayan bir adalet anlayışı çağdaş olsa kaç para eder?

ELLİ SENEDE BİR CEZA 

Bediüzzaman Hutbe-i Şamiye’de bu meseleye şöyle bir örnek veriyor.

Bir zaman bir adam, bedevîler içinde hakikat ehli bir zatın evine misafir oluyor. Misafir, ev sahibinin parasını korumaya pek dikkat etmediğini, paraların açık yerlerde durduğunu görüyor ve şaşkınlıkla soruyor:

“Hırsızlıktan korkmuyor musunuz?”

Ev sahibi, “Bizde hırsızlık olmaz!” diyor.

Misafir daha da şaşırıyor. Diyor ki: “Biz kasalarımıza kilitlediğimiz hâlde çok defalar hırsızlık oluyor.” Ev sahibi şöyle diyor: “Biz emr-i İlâhî namına ve adalet-i şer’iye hesabına hırsızın elini kesiyoruz.”

Misafir: “Öyle ise çoğunuzun bir eli olmamak lâzım gelir.”

Ev sahibi: “Ben elli yaşına girdim, bütün ömrümde bir tek el kesildiğini gördüm.”

Misafir iyice şaşırıyor: “Memleketimizde her gün elli adamı hırsızlık ettikleri için hapse sokuyoruz. Sizin buradaki adaletinizin yüzde biri kadar tesiri olmuyor.”

Ev sahibi: “Bizde, bir hırsız elini başkasının malına uzattığı dakikada, Arş-ı İlâhîden nazil olan emir hatırına gelir. İmanın hassası ile, kalbin kulağı ile, kelâm-ı ezelîden gelen ve hırsız elinin idamına hükmeden “Hırsız kadının ve erkeğin ellerini kesin”2 ayetini hissedip işitir gibi, iman ve itikadı heyecana ve hissiyat-ı ulviyesi harekete gelir. Ruhun etrafından, vicdanın derin yerlerinden, o sirkat meyelânına hücum gibi bir hâlet-i ruhiye hâsıl olur. Nefis ve hevesten gelen meyelân parçalanır, çekilir. İman kalpte, kafada daimî bir manevî yasakçı bıraktığından, fena meyelânlar histen, nefisten çıktıkça, ‘Yasaktır!’ der, tard eder, kaçırır….

İşte bu mana içindir ki, elli senede bir ceza, sizin her gün müteaddit hapsinizden ziyade bize fayda veriyor.”3

Dipnotlar:

1- Eski Said Dönemi Eserleri, s. 29 

2- Maide Suresi: 38 

3- Eski Said Dönemi Eserleri, s. 366

Okunma Sayısı: 2272
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı