"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kararlı ve azimli olmak

Süleyman KÖSMENE
11 Mayıs 2018, Cuma
Recep Bey: “Kararlı ve azimli olmakla gurur, kibir ve ucb arasında ne gibi farklar vardır?”

Önemli Nüanslar

Kararlı ve azimli olmak, bir hizmete dört elle sarılmak, bir hizmeti yapmak için Allah’a dayanarak kendine güvenmektir. Ucb değildir. Şekil itibariyle gurura, kibire ve ucba benzeyebilir. Ucb ise ameline güvenmektir. Bunlar birbirine benzese de, birbirinden farklıdırlar. Gurur, kibir ve ucb, azimle ve başarıyla övünmek, başarıyı tamamen kendinden bilmek, kendini Allah’ın başarılı kıldığını ve Allah’a teşekkür etmesi gerektiğini geçmek, kendi başarısının yeterli olduğunu, Allah’ın yardımına ihtiyacı olmadığını vehmetmektir.

Bazen tevâzûun nankörlükle, bâzen de tahdis-i nimetin, yani Allah’ın verdiği nimetleri ikrar etmenin övünmekle karıştırıldığını ve ikisinin de zarar olduğunu kaydeden Bediüzzaman, ne Allah’ın ikrâmı olan nimetleri “tevâzû” adına yok saymaya, ne de bunları “tahdis-i nimet” adına sahiplenmeye ve bunlarla övünmeye hakkımız olmadığını ifade eder.  

Sözler Güzeldİrler; Fakat…

Bediüzzaman bu hususu bir misal ile şöyle açıklar: “Meselâ, nasıl ki murassâ ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese,  

“Maşaallah, çok güzelsin, çok güzelleştin!” 

Eğer sen tevazukârâne desen, 

“Hâşâ, ben neyim? Hiç! Bu nedir, nerede güzellik?” 

O vakit küfrân-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mahir san’atkâra karşı hürmetsizlik olur. Eğer müftehirâne desen, 

“Evet, ben çok güzelim. Benim gibi güzel nerede var? Benim gibi birini gösteriniz!” 

O vakit, mağrurane bir fahirdir.

İşte, fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: 

“Evet, ben güzelleştim. Fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir; benim değildir.” 

Üstad Bediüzzaman Hazretleri aynı düsturla, bu asrın hakîkat hazînesi olan Risâle-i Nûr hakkında diyor ki: “Sözler güzeldirler, hakikattirler. Fakat benim değildirler; Kur’ân-ı Kerîm’in hakaikinden telemmu’ etmiş şuâlardır.”1

Güven Duygusu Şükrün Bİr Şulesİ Olmalıdır

Kendine güven duygusunun kibirle ilgisi yoktur. Kur’ân buyurur ki: “Bir işe karar verip azmettiğin zaman Allah’a dayanıp güven, Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah Kendisine tevekkül edenleri sever.”2

Kendimize güveniriz. Çünkü Allah’a güveniriz. Allah’ın bizi mümtaz yarattığını biliriz, kabul ederiz ve bu farklı yanımızla şükrederiz, Allah’a kulluk yaparız. Bu, fahr ve gurur olmaz, kibirlenmek ve ucb olmaz; bu, şükür olur. Fakat Allah’ın verdiği imkânları, Allah’ın ikrâm ettiği duyguları ve meziyetleri kendimize değil; Allah’a mal ederiz.

Allah’ın bize ne yüksek duygular verdiğini, bizi diğer varlıklardan farklı olarak ayrıcalıklı duygular ve cihazlarla donattığını, bize yüksek hasletler ve meziyetler verdiğini elbette ikrar ederiz, etmeliyiz ve bu imtiyazı yaşarız. Allah’ın kulu olmakla şeref duyarız. Ve bütün bu meziyetlerin bir Allah vergisi olduğunu bir an unutmayız. Bu meziyetlerle hayırlı işler yaparız. Meziyetlerimizi haramda ve Allah’ın râzı olmadığı şeylerde kullanmayız; hayırda ve iyi şeylerde kullanırız. Meziyetlerimizi inkâr etmemize de gerek yoktur. 

Lezzetli Üzüm Salkımlarının Hasİyetleri

Nitekim, Bediüzzaman kendisi kaleme aldığı ve çağın güzeli Risale-i Nur ile ilgili olarak, “Risaleler kendi malım değil, Kur’ân’ın malı olarak, Kur’ân’ın reşâhât-ı meziyâtına mazhar olduklarını izhar etmeye mecburum. 

Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.” diyor.  

Demek, sahip olduğumuz güçleri ve nimetleri yok sayarak değil; sahiplenerek de değil; tevazu içinde ve tahdis-i nimet anlayışıyla Allah’a güvenerek büyük işlere yönelmek ve Allah’ın izniyle başarmak imkânımız vardır. Ne olumlu manada, ne olumsuz manada “mübalâğa” hak bir davranış değildir. İfrat da, tefrit de doğru değildir.  

O hâlde yapmamızı bekleyen ve yapmadığımızda ortada kalan bir hizmet olduğunda, hemen davranmalı, elimizi tez tutmalı ve yapmaya gayret etmeliyiz. Şüphesiz bu esnada Allah’a tevekkül etmeli ve kendimize güvenmeliyiz. Fakat ucb etmekten ve biz olmazsak bu işin yapılmayacağını vehmetmekten sakınmalıyız. 

Tevazu ediyorum diye, “Estağfirullah! Ben neyim ki? Ben bir hiçim! Ben kimim ki?” deyip kenara çekilmekten de sakınmalıyız.

Dipnotlar:

1- Mektûbât, s. 358.

2- Âl-i İmrân Sûresi: 159.

***

Günün Duâsı

Allah’ım! Aklımı, fikrimi, kalbimi, lâtifelerimi Rububiyetinle terbiye et! Şeytanî rezil hislere kapılmaktan koru! İmanımı kemale erdir! Amelimi kötü ahlâktan muhafaza eyle! Âmin.   

Okunma Sayısı: 2719
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı