"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ölüm karşısında metin olabilir miyiz?

Süleyman KÖSMENE
10 Ocak 2018, Çarşamba
Mahzun rumuzlu okuyucumuz: “Mü’min ölüm karşısında metin olmalı ve ağlamamalı diyorlar. Oysa bu kolay değil. Ölüme ağlamak günah mıdır? Nasıl metin olup ağlamamalı?”

Ölümün Perde Arkası Bilinirse

Ölüm evet, acı veriyor, incitiyor ve ağlatıyor. Çünkü insanın ruhu yufka yüreklidir, incedir, kalbi rikkat sahibidir, duyguları şefkat yüklüdür. En yakınındaki birisinin üzerine şefkatiyle toz konduramazken, birden bire ölmesi karşısında dayanamayacak derecede incinebiliyor.

Ancak ölüm perdesi arkasındaki İlahi şefkat ve büyük rahmet bilinirse işte o zaman insan teselli bulabiliyor ve ölüme karşı dirayet kazanabiliyor. Ölüm hükmüne teslim olabiliyor.

Ölüm Allah’ın emridir. Ölümle mü’min Allah’ın rahmetine ve şefkatine teslim olur. Allah’a kavuşur. Bunu birçok âyet-i kerime ilân ediyor. Bunu bilen ve iman eden mü’min ölümü severek karşılıyor. Çünkü mü’min Allah’a kavuşmayı arzu eder. Allah da mü’mine kavuşmayı ister. Dolayısıyla mü’min Allah’tan korkar, fakat ölümden korkmaz.

Nitekim Allah korkusu da mü’mine yüksek sevap ve derece kazandırmaktadır.

Allah’ın Rahmetini Umuyorum

Resûlullah Efendimiz (asm) ölmek üzere olan bir genci ziyaret etmişti. 

Gence buyurdu ki:

“Kendini nasıl hissediyorsun?”

Genç: “Vallahi yâ Resûlallah, Allah’ın rahmetini umuyorum. Fakat günahlarımdan korkuyorum.” dedi.

Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (asm): “İşte o ikisi (ümit ile korku) kulun kalbinde bir araya gelirse, Allah muhakkak ona umduğunu verir ve onu korktuğundan emin kılar.” buyurdu.1

Peygamber Efendimiz (asm) bir diğer hadislerinde buyurdu ki: “Her kim Allah’a kavuşmayı arzu ederse, Allah da ona kavuşmayı arzu eder. Ve her kim Allah’a kavuşmayı arzu etmezse, Allah da ona kavuşmayı istemez.”

Hazret-i Âişe (ra) dedi ki: “Yâ Resûlallah! Hepimiz ölümü sevemeyiz!”

Peygamber Efendimiz (asm): “O manada değil. Fakat mü’min, can verirken Allah’ın rahmeti, rızası ve Cenneti ile müjdelendiği zaman, Allah’a kavuşmayı arzu eder. Ve Allah da ona kavuşmayı arzu eder. Kâfir ise, Allah’ın azabı ve gazabı ile müjdelenir de, Allah’a kavuşmaktan ve Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.” buyurdu.2

Ölüm Sıradışı Bir Davettir

İnsanın ölümle nereye gittiğini ve nereye sevk olunduğunu soran Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, sorusuna kendisi cevap verir: İnsan öyle bir Cennet hayatına davet olunuyor ki, o Cennet hayatının bir saatlik lezzeti, bin senelik mesut, bahtiyar ve rahat dünya hayatı ile elde edilemiyor. Bundan da ötesi: İnsan öyle bir yüksek huzura dâvet olunuyor ki, o huzurda Allah’ın eşsiz cemalini ve sonsuz güzelliğini görmeye mazhar olmanın bir saati, mutluluk itibariyle bin senelik Cennet hayatında bulunmuyor.

Ehl-i Cennete Cenneti unutturan güzellikler bunlar.

Bediüzzaman’a göre, insanoğlu hiç durmadan böyle bir yüksek huzura gidiyor, götürülüyor ve sevk olunuyor.

Öyle ki, insanın, âşık, tutkun ve düşkün olduğu dünya sevgililerinde gördüğü bütün güzellikler, Allah’ın eşsiz güzelliğinin binler perdelerden geçmiş bir nevi gölgesinden ibarettir. Bütün Cennet bütün güzellikleriyle Allah’ın rahmetinin bir tek cilvesinden ibarettir. Bütün sevgiler, muhabbetler, aşklar ve cazibeler, Allah’ın bir tek muhabbet pırıltısından ibarettir. İşte insan böyle bir Mâbud-ı Lemyezel’in ve bir Mahbub-u Lâyezâl’in huzuruna gidiyor ve ebedî ziyâfetgâhı olan Cennete çağrılıyor. Kur’ân’da birçok âyette beyan olunan, “O’na döndürülüyorsunuz.” ifadesi bu yüksek dönüşü haber veriyor.

Öyle ise insan kabir kapısına ağlayarak değil; gülerek gitmelidir.3 Sevdiklerini de ağlayarak değil; en azından Allah’a teslim etmiş olmanın verdiği iç huzuruyla ve güven duygusuyla yolcu etmeli, göndermelidir.

GÜNÜN DUÂSI

Ey hayatı veren! Ey ölümü yaratan! Ey ölüleri dirilten Allah’ım! Hayatımı iman-ı tahkiki ile tenvir eyle, amel-i salih ile tezyin eyle! Ölüm geldiğinde hüsn-ü hatime ver! Ölümü saadet-i ebediyenin mukaddimesi kıl! Ölenlerimize rahmet eyle! Amin.

Dipnotlar: 1- Tirmizî, Cenâze, 10. 2- Tirmizî, Cenâze, 67; Müslim, Zikir, 15; Buh3arî, Rikâk, 41; İbn-i Mâce, Zühd, 31; Nesâî, Cenâze, 10. 3- Bediüzzaman, Mektûbât, s. 223.

Okunma Sayısı: 2467
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı