"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Suya düşen elma ve Ebu Hanife

Süleyman KÖSMENE
13 Ekim 2017, Cuma
Hatice Sevde Hanım: “İmam-ı Azam hakkında bilgi vererek kaç yaşında hafız olduğunu yazar mısınız?”

SUYA DÜŞEN ELMA

Şemseddin-i Sivasî’nin Menakıb-i İmam-ı Azam isimli eserinde anlatılır ki: 

İmam-ı Azam’ın babası Sabit, gençliğinde takva sahibiydi. Bir gün derede abdest alırken, suda yuvarlanarak yüzen kütür kütür bir elma gördü. Birden elmayı yakalayıp ısırıverdi. Fakat tükürüğünden kan gelmişti. Bu elmanın kendisine helâl olmadığını düşündü ve elmanın sahibini bulmak için dere boyunca bahçeyi takip etti. 

Nihayet elma bahçesinde bir adam gördü ve selâm verdi. Durumu anlatarak helâllik istedi. 

Adam: “Helâl edersem karşılığında ne vereceksin?” dedi.

“Ne istersen efendim!”

“İyi o zaman.. Bahçemde biraz çalış bakalım!”

Sabit çaresiz bahçede çalışmaya başladı. 

Nihayet bir gün tekrar helâllik istedi. 

Adam: “Bir şartım daha var.” dedi. 

Sabit: “Nedir; lütfen söyleyin.” dedi. 

Adam: “Benim kör, sağır ve dilsiz bir kızım var. Onunla evlenirsen hakkımı helâl ederim.” dedi. 

Sabit: “Peki efendim. Kul hakkıyla ölmekten iyidir.” dedi. 

  Ve adamın kızıyla evlendi. Gördü ki kız kör, sağır ve dilsiz değildir. 

Adama: “Bir yanlışlık olmasın. Sen kör, sağır ve dilsiz demiştin…” dedi. 

Adam: “Kızım haram görmez, haram işitmez, haram söz söylemez demek istemiştim. Kızım helâlindir evlâdım!” dedi. 

İşte bu evlilikten Numan doğdu. Bu Numan büyüyecek, âlim olacak, İmam-ı Azam Ebu Hanife adıyla anılacak ve ümmetin ibadette ve amelde, fıkıhta ve hukukta hemen bütün problemlerini doğru ve isabetli içtihatlarla çözecek, hak bir mezhebe imza atacaktı.      

HAYATI VE ŞAHSİYETİ

Numan bin Sabit hicri 80 yılında Kûfe’de doğdu. Dedeleri, Türklerin yaşadığı bölgelerden hicret ettiği için Ebu Hanife’nin Fars veya Türk kökenli olduğu rivayet edilir. Dört yaşında Kur’ân’ı hatmettiği, ardından hıfzettiği söylenir.  

Gençliğinde ticaretle uğraşmış, ilim yaptığı ileri yaşlarda da ticaret ile alâkasını kesmemiştir. Ticaretten kazandığını öğrencilerin ve müderrislerin ihtiyaçlarına sarf ederdi. Kıraat ilmini kırâat-ı seb‘a âlimlerinden Âsım b. Behdele’den öğrenmiştir.  

Kendisinin ticareti sevdiğini gören Ebû Amr eş-Şa‘bî bir gün çağırarak, 

 “Seni zeki ve kabiliyetli görüyorum evlât. İlmi ve âlimlerin meclislerini ihmal etme!” diye uyardıktan sonra o günlerde Kûfe’de ders okutan büyük âlim Hammad bin Süleyman’ın meclisine gidip gelmeye başladı. 

Hammad Hazretleri(nin meclisinde hızla ilim sahibi olur, olgunlaşır, pişer. 18 Yıl bu mecliste ilim müzakerelerine devam eder. Hazret-i Hammad’dan sonra ikinci adam haline gelir. Nihayet Hazret-i Hammad’ın vefatından sonra yerine geçen bir otorite olur. 

İLİM KAYNAKLARI       

 İmam-ı Azam, hocası Hammad vesilesiyle İbrâhim en-Nehaî ve Ebû Amr eş-Şa‘bî’den, dolayısıyla Mesrûk b. Ecda‘, Kādî Şüreyh, Esved b. Yezîd ve Alkame b. Kays’tan, bunların ilimleri de sahabenin en âlimlerinden olan Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Mes‘ûd ve Abdullah b. Abbas’tan gelmektedir. İmam-ı Azam’ın içtihatlarında bu zincirin etkisi büyüktür. İmam-ı Azam ayrıca Basra, Kûfe ve Irak âlimlerinin hadis ve fıkıh meclislerine de iştirak etmiş, 100 civarında tabiin âlimiyle, 15 civarında sahabeyle görüşerek, hadis ve ilim almış ve sahabe içtihatlarını öğrenmiştir.  

Mezhebi dalga dalga bütün İslâm memleketlerine yayıldı.     

DÖNEMİN SİYASÎ OTORİTELERİ İLE İLİŞKİLERİ      

İmam-ı Azam hem Emevîler, hem Abbasiler dönemini gördü. Ömrünün 52 yılı Emevîler döneminde, 18 yılı Abbasiler döneminde geçti. Devleti yöneten halifelerle arası hiç iyi gitmedi. Emevî halifelerinin Hazret-i Ali evlâtlarına haksızlık yaptığını gördü ve hep eleştirdi. Emevî yönetiminden gelen Kûfe’de kadılık veya beytülmâl eminliği tekliflerini devletin siyasî yanlışlarına alet olmamak için kabul etmedi. Bu sebeple hapse atıldı, hapiste işkence gördü.

Abbasi yönetiminden başta memnun olmuştu. Fakat Abbasîlerin de kayırmacılıklarına şahit olunca resmî işlere bulaşmadı. Abbasi halifesi Mansur’un teklif ettiği Bağdat kadılığı görevini de kabul etmedi. Bu sebeple tekrar hapse atıldığı, hapiste işkence gördüğü, zehirlendiği ve nihayet 150 yılında hapisten cenazesinin çıktığı rivayet olunur.

Allah ondan razı olsun.

Okunma Sayısı: 2558
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Tam

    13.10.2017 22:26:13

    Iktidari elinde bulunduran adaletsiz bir zalim ise hapishaneyi islah icin degil ZULM icin kullanir. Hapishaneyi bir Medreseye cevirebilmek icin ya Hz Yusuf AS ya da Hz Yusuf AS'in misyonunu ve vizyonunu en iyi idrak ve tatbik eden bir Bediüzzaman Said Nursi RA olmak lazim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı