"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kıymet bildik mi sahiden?

Tuğba Çolak
23 Eylül 2018, Pazar
Her sene olduğu gibi bu sene de eğitim ve öğretim yılı başladı.

İlkokullusuyla, liselisiyle hatta üniversiteli yetişkin gençleri de katacak olursak, bu kategoriye herkeste bir heyecan, umut, mutluluk bir arada yeşermeye başladı. Kimisi için ilk okul, ilk deneyim, farklı arkadaş ortamı, evdeki baş muallim anne yerine artık okullu bir anne yerini aldı. Kimileri ise ben büyüdüm, genç oldum edasıyla lise sıralarını doldurdu. Ve eğitim hayatının en son kademesi üniversite yılları… Her genç üniversiteyi kazanabilmek için hem manen hem maddeten çok çaba sarf etti. Hayalini yaşamak, kendini gerçekleştirmek, kendi ayaklarının üstünde durmayı öğrenmek ve tabiî ki ailesinin de isteğini yaşamak ve onları da onulandırmak için bu eğitim hayatındaki merdivenin sonuna başarıyla çıkmak istedi. Ve bu çaba sonucunda kimisi eğitim merdivenlerini başarıyla tırmanırken kimisi hayallerini gerçekleştiremeyecek oluşunun hüznünü yaşadı. Ama bu da kaderdir benim kısmetimdir deyip tekrar azmetmeye tekrar bu eğitim hayatının bu zorlu merdivenlerinden çıkmaya yeniden başladı bile belki. Çünkü her genç üniversite okumak, üniversite hayatı nasılmış görmek, yaşamak istiyor ve tabiî ki meslek sahibi olmak…

Gençlik, bu hayat yolculuğumuzun en güzel, en verimli, en dinamik zamanları. Büyüklerimiz de söylerler ya hani “ne varsa gençlikte vardır ne yapabilirsen gençken yaparsın”. Çünkü gençlik devresinde enerji ve güç had safhadadır. Belli bir yaştan sonra bazı şeyleri yapamamaya başlayınca gençliğin kıymeti daha iyi anlaşılır. Gençken çok uzun bir ömür varmış gibi gelir, çünkü yapacak, gerçekleştirmek istenilen çok hayaller ve yeşermek üzere olan umutlar, sevinçler ardı ardına tükenmez. Fakat nefs-i emmare baki olmayı, sonsuza kadar yaşamayı istediği için aniden gelen ölümler, kayıplar, üzüntüler insanı hiç beklemediği bir anda vurabilir. İşte gençken hayat-ı içtimaiye de insanlardan sürekli dünyevî şeyler bekleniliyor, duymak isteniliyor, belki de gerçekleştirilmek istenen hayallerin bir tanesi bile kalmadan yaşamak isteniliyor ve işte analar babalarda aman evlâdım paşa olsun, büyük insan olsun, teveccüh edilsin diye belki de evlâtlarının ahiretlerini yok sayıyorlar. Çünkü bütün ilgi ve alâka dünyalık bir makam kazanmaya çevriliyor. Ama asıl hakikatler unutuluyor ve işte ani gelen hadiseler sarsıntı yaşatabiliyor insana. İşte bu nokta da Üstad Hazretleri uyarıyor “Maahaza ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bakide göreceğin rahat ve lezzet ancak bu fani ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bakiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!”. “Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve ahireti unutup, dünyaya talip bedbaht nefsim! Bilir misin neye benzersin? Deve kuşuna… Avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor, ta avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarda. Avcı görür. Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, göremez.” Ahireti unutup, dünyaya dalan bir deve kuşu gibi mi olmak isteriz acaba? Bu soruyu kendinize sorduğunuz da “Elhamdülillah ki bu durum da değilim” diyeceksinizdir mutlaka çünkü çok şükür ki Üstad Hazretleri’nin muallimi olduğu Risale-i Nur Külliyatı bizlere gerçekleri alenen gösteriyor göstermekle de kalmayıp Medrese-i Yusufiyelerin havasını teneffüs ederek yaşatıyor da bize aynı zamanda. Üniversite hayatım boyunca dershanelerde kalmak, Risale-i Nurlar’ı okumak, neşretmek, hayatına geçirmeye çalışmak ve kalben inanmak nasip işi derlerdi de pek oralı olmazdım. Ama şimdi görüyorum ki doğruymuş. Çünkü herkes pastadan bir dilim almayı zor gördü. Mesele kıymet bilmek, sevmek, sevilmek, uhuvvet bağlarının gücü, bir cemaat algısıyla tesanüdü sağlam zincirlere vurmak, alçakgönüllülük, kardeşlerinizin nefislerini nefsinize tercih etmek, iman hakikatlerini duyurabildiğin kadar duyurmak, vatanına, milletine hayırlı bir evlât olabilmek ve her şeyde Allah’ın rızasını gözetmek. Okudukça, Risale-i Nur okudukça farkına varacak insan bunca şeyin. Risale-i Nur okudukça Kur’ân nuru içinize dolacak ve o Kur’ânî hakikatler aklınızı ve kalbinizi tenvir edecek. Ve aslında şu geçici hayat için değil, ebedî bir hayatı ve sonsuz bir saadeti kazandıracaktır Risale-i Nurlar inşallah. Şimdi soruyorum. Kıymet bildik mi sahiden oksijen çadırlarımız olan dershanelerimizin ve bu zamanın en hakikatli en tesirli ve en kuvvetli iman kurtarıcısı olan Risale-i Nurlar’ın?

Haydi gençler durmayın. Fırsatınız varken, imkânınız varken, eliniz ayağınız tutuyorken ve belki de en önemlisi sağlığınız ve aklınız yerindeyken dershanelerimizin değerini unutmayalım ve okudukça okuyalım. Dershanelerde kalmayı zulüm değil hayatınızda bir dönüm noktası olarak görün ki diğer bütün gençlerden farklı, değerli ve bir o kadar önemli bir kiiişi olduğunuzun farkına varın. Merhum Zübeyr Abinin bir sözü vardır ki bunu çok duyacaksınız “şimdi oku, kabirde okuyamazsın”.

Okunma Sayısı: 624
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı