"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Empati mi, isâr hasleti mi?

Yasemin YAŞAR
06 Ekim 2018, Cumartesi
15. ve 16. y.y. Osmanlısının esnaf zihniyetine dair bir makale okuyordum.

Kur’ân’da bahsedilen “isâr” hasleti ve bu hasletinin kurumsallaşarak fütüvvet (başkasını kendi nefsine tercih etme) ahlâkına dönüşmesi, bu ahlâkın Anadolu’da “Ahilik” adıyla devam ettiğine dair bir makale idi.

Anadolu 12.-13. Y.Y.’da Moğol istilâları ile bir kargaşanın içine düşmüş ve bu kargaşa, Anadolu’da, her sahada olduğu gibi esnafların, san’at erbaplarının dünyasında da, bir takım çığırların açılmasına sebep olmuştur. Asya’dan gelen yeni san’atkârlar ve tüccarların, Türklerin yerli unsurları karşısında tutunabilmeleri, ancak aralarında disiplinli bir örgüt kurmalarıyla mümkün olabilmiştir.

İşte ahilik dediğimiz bu esnaf-san’atkâr teşkilâtı, o dönemin huzurunu temin eden, sosyal hayatın düzenini sağlayan, bir ocak, dergâh, tekke hüviyetindedir. Ahîliğin temel esası, o fütüvvet ahlâkının bir gereği olarak cömert olmak, yabancılara, yolda kalmışlara, gariplere, kimsesizlere şefkat göstermek yardım etmek gibi özelliklerdi. Cömertlikle beraber, şecaat sahibi olmak fütüvvet ahlâkının bir şartıydı.

Fütüvvet ehli olan bu insanlar, aç gözlülükten uzak, kanaatkâr ve tembel olmayan insanlardı. Zira her bir ahinin mutlaka bir işi ve san’atı olması gerekirdi. Hırstan uzak, cömert olması beklenen bu insanların 18 dirhemden fazla dünyalığa sahip olmaması, bir şarttı.

Yaşayacak kadar kazançtan fazlası için gayret sarfetmek ise ahlâkî düşüklük sayılır ve bir ahî fazla zenginleşecek olsa, ahilikten ihraç edilir ve “tüccar” diye aşağılanırdı.

Ecdadın kurduğu bu sistem, ta Asr-ı Saadetle başlayan ve ilk defa Cafer-i Sâdık’ın kullandığı fütüvvet kavramının kurumsallaşmasıyla devam eden, Anadolu’da ahilik adını alan bu asırda da “uhuvvet” ismiyle yaşatılmaya çalışılan “İsâr” hasleti dediğimiz çok yüksek bir ahlâkın meyveleriydi.

İşte bu makaleyi okurken bugün Avrupa kaynaklı servis edilen, inanç temelleri çatırdamış olan Avrupa insanının içine düştüğü bencilliği, merhametsizliği bir nebze tedavi edecek olan “empati” kavramı aklıma geldi.

Avrupa’nın empati kavramını bulması veya hissetmesi çok yakın bir geçmişte olduğu bir gerçektir. İşte bugün, güya bize öğretmeye çalıştıkları, dersini verdikleri bu kavramın, Müslüman toplumlarda bunca zamandır yeri boş mu kalmıştır?

Elbette hayır. Zira İslâm Devleti ilk kurulduğundan beri temelleri kardeşlik ve dayanışma üzerine bina edilmiştir. Dolayısıyla Avrupa’nın bize servis ettiği bu kavram “empati”, aslında 1500 yıldır bir Müslüman ahlâkı olması gereken “İsâr” hasletinden çok daha geri bir kavram ve ahlâktır.

Empati, başkasının yaşadığı acıyı, hüznü hissetme hissiyatı iken, “İsâr” kardeşini kendi ihtiyaç içinde olsa bile kendisine tercih etme ahlâkıdır.

İsâr hasletinin bir peygamber ahlâkı olan cömertlikle doğrudan ilgisi vardır. Hatta İslâm ahlâkçıları, cömertliği “sehavet”, “cud”, ve “isar” olmak üzere üçe ayırmıştır. Kişinin imkânlarının çoğunu kendisine ayırarak azını hayırda kullanması sehavet, azını kendisine ayırarak çoğunu infak etmesi cud, gerektiğinde kendisini tamamen mahrum bırakarak, imkânlarının hepsini başkaları için kullanması isar olarak tanımlanmıştır.

Hasılı, empati denen ve bu asrın bir cankurtaran duygusu olarak lanse edilen Avrupa kaynaklı bu hissiyat, Müslümanın bir ahlâkı olan cömertliğin en alt seviyesi olan sehavetten bile daha geri bir kavramdır. Lâkin şu da bir gerçektir ki, İslâm’ın ortaya koyduğu bu fütüvvet ahlâkı, bu asır Müslümanlarının çok uzağında kalmış bir ahlâk gibi gözükmektedir.

O halde hiç olmazsa şu iki ahlâkî tavra ihtiyaç hissetmek gerekir.

Birisi kendimize hâkim olmak,

İkincisi de başkasına merhamet etmek. Yani “empati” yapabilmek.

Okunma Sayısı: 1490
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı