"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayallerin hayatı

Yasemin YAŞAR
19 Temmuz 2018, Perşembe
Risale-i Nur eserleri hayal ve zihin kuvvetinin nasıl imana hizmet ettirilerek kullanılabileceğini de öğreten muazzam eserlerdir.

Adeta sınır ve had altına alınmakta zorlanan hayalleri eğiten, zihni faaliyetleri istikamet üzerine yoğunlaştırıp tefekkür yaptıran bir eserdir. Âyetü’l-Kübrâ Risalesi, Fatiha’nın tefsiri bunlardan sadece bir kaçıdır.

Meselâ Bediüzzaman Fatiha tefsirindeki, “Ancak Senden yardım dileriz” âyetinde “Na’büdu”deki ‘Nun’u anlatırken, üç büyük cemaatin içinde olduğunu önce hayal eder, sonra da bu hayalin hakikat boyutuna geçer. İçinde bulunduğu cami cemaati bütün âlem-i İslâm mescitleri ve sonra da kendi içinde milyarlarca hücre ile beraber bütün kâinatın hayali ve hakikati ile ‘Na’büdu’yu tefsir eder. Akıllı insanın ulvî manaları düşünmesi ve hayalleri, marifetullah ve muhabbetullahı netice verir. Ayrıca nefsin kusurlarını, nefsin felâketlerini görmek yani ciddî bir nefis terbiyesi de yine önce hayal ve düşüncelerle oluşmaktadır.

Nefs-i emmareyi terbiye etmede etkili olan ulvî hayaller ve düşüncelerle insan nefsi mertebe kat eder ve mutmain hâle gelebilir ve insan artık zevk-i ruhanî denen imanın en üst basamaklarına yükselir.

Akıllı insan hayallerini ve düşüncelerini doğru kullanmakla vaktin kıymetini, ânın vazifesini düşünür ve bütün gayretini ona yöneltir. Boş kuruntular ve hayallerle kendini avutmaz. Zira ânın kıymetini bilmeyen ömrün kıymetini de bilemez. Çünkü bütün maslahat ve faydalar ancak içinde bulunulan vakitten doğar.

İnsanın aklına gelip giden fikirler ve hayaller ya hayrın ya da şerrin başlangıcını oluşturmaktadır. Niyet, irade, kasıt ve kararlar akla gelen fikirlerden ve düşüncelerden doğar.

İnsan fikriyle hâkim olmazsa tahayyül safsataları doğurur. Hatta batılı güzel gösterir. Bu yüzden düşünce dünyasına hâkim olabilen bir insan, aslında nefsine de hâkim olabilen bir insandır. Fikirler, kalbe sürekli olarak gelir ve sonunda boş temenniler hâline dönüşebilir. Böyle insanlar hakikatlerin yerine yalancı ümitlerle ve avuntularla zaman geçirirler. Hiç şüphesiz bu insan için çok zararlı ve tehlikeli bir gidişin başlangıcı hükmündedir. Zira kişinin tembellik, acizlik, miskinlik, pişmanlık, keder, tefrit ve ümitsizlik halleri hep bunlardan doğar.

İnsanların en düşüğü ve en bayağı nefislileri de bu tip insanlardır. Bunların hâli, yiyecekleri zihninde canlandırıp, aç kalan insanın durumu gibidir. Günümüzde bir ok insanın içine düştüğü bu hastalık neticesinde kanaat etmeyen, iş beğenmeyen, sefil hâle düşmüş, aç ve işsiz insanların manzaraları ortaya çıkmıştır. Oysa hayaller insanın ümit dünyasıdır. Hiss-i müşterekin hazinesidir. Çünkü hissi müşterek beş duyu ile aldığı bütün malûmatları hayale aktarır. Aslında hayaller sağlam itikatların oluşmasındaki ilk süzgeçtir.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Ve keza o habbe-i kalp için pek çok hizmetçi vardır ki o hadimler kalbin hayatıyla hayat bulup inbisat ederlerse kocaman kâinat onlara tenezzüh ve seyrangâh olur. Hatta kalbin hadimlerinden bulunan hayal mesela en zaif ve en kıymetsiz iken hapiste ve zindanda kayıtlı olan sahibini bütün dünyada gezdirir ve ferahlandırır.” (Mesnevî-i Nuriye)

Akıllı insan, imanlı insandır. Dolayısıyla akıllı insanların hayalleri süflî düşünce ve hayallere tenezzül etmeyecek ulvî manalarla doludur. Fikir ve hayalleri en ulvîsi ise, Allah ve ahiret günü için olandır. Kur’ân âyetlerini tefekkür etmek, Allah’ın razı olacağı işleri düşünmek, iman ve itikadı kuvvetlendirecek ince mânâları, marifetullaha dair âyetleri tefekkür etmek akıllı insanların işidir. Zira zihin, hayal, hafıza kuvvelerini kalbin ulvî manaları ile meşgul etmek, kâmil ruhlara hastır. İnsan nefsini hak ile meşgul ederse, o nefis onu batıl şeylerle, hayal ve düşüncelerle meşgul edemez.

İnsanın zamanı aslında onun ömrüdür. Bu yüzden hangi vakit Allah adına ise, o bakileşmiştir. Onun dışındakiler ömür sayılmaz ve fanidir. İşte insan vaktini gaflet, eğlence, boş hayal ve düşüncelerle harcıyorsa, aslında o kişi ölüdür. Nasıl ki kişinin namazından sadece aklettiği ve şuurunda olduğu kadarı kaldığı gibi, ömür içinde de sadece Allah’a ait olan, O’na yönelik vakitler kişiye ömür olarak kalmaktadır.

İnsanın hayal ve düşüncelerini nefis ve şeytan yönlendirirse, psikolojik hastalıklar kaçınılmazdır. Birçok ruh hastalığının başladığı ve oluştuğu nokta, zihin ve hayallerdir.

Hasılı; insanın hayalleri, düşünceleri boş verilmeyecek, yön verilmeyecek kadar önemsiz değildir. Kalbin ulvî işlerle meşguliyeti, aklın yüksek manalarla iştigali önce zahiri kuvveleri düzenleyecek, buradan da batınî kuvveler (hafıza, hayal) düzene girecektir. Nasıl kalbin hastalığı aklî ilimlerle meşguliyeti, aklî ilimlerle meşguliyet de kalbin marazını arttırıyorsa; aklın ve kalbin boş meşguliyetleri de kuvvelerin, duygu, hayal ve düşüncelerin maraziyetini arttıracaktır.

Okunma Sayısı: 2195
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı