"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şahs-ı mâneviye teslim olmak

Yasir Özer
02 Eylül 2018, Pazar 00:45
Risale i Nur mesleği hem imanî ve itikadî, hem de içtimaî ve siyasî meseleleri itibariyle bir bütündür.

Âhirzamanda gelecek olan Zat-ı Nuranî buralarda yapılan tahribatı tamir edeceği malûm. Bütün bunları ihtiva eden mesleğimizin tatbikine azamî dikkat göstermek, omuzumuza yüklenen ağır, umumî ve büyük bir vazifenin gereğidir. Bu noktada tarihe, millete karşı büyük bir sorumluluğumuz var.

Bin senelik dayanakların kaybolduğu bir noktada ittihadı ve intibahı netice verecek böyle kıymetli ve öksüz, değerli ve sahipsiz bir vazifede bizi cadde-i kübradan çıkarıp tâli yollara sürükleyecek hatalara karşı müteyakkız olmaya muhtacız ve mecburuz.

Başkalarının yaptığı hataların maliyeti maddiyatla ölçülürken, bizim yaptığımız yanlışların neticesi umumu alâkadar eden mânevî bir sorumluluk ortaya çıkarıyor.

Böyle kaygan bir ortamda ancak farz bir emir olan, Kur’ân’ın ahkâmı dairesindeki meşveretin nuruyla yönümüzü tayin edebiliriz.

Yirmi göz aynı tarafa baktığında bir kuvvet ifade eder, aksi takdirde her birisi ferdiyetten ileri gidemiyor. Her şeye hâkimim denilen meselelerde kör noktalardan kurtulunamıyor. On  insanı tek insan hükmüne getiren ve bir şahs-ı manevî netice veren, ferdî dehalara karşı mağlûp olmayan bir meşvereti yapmak mühim olduğu gibi, en az onun kadar önemli olan başka bir hadisede alınan karara uymaktaki sadakattir. Bu sadakatin de sözle değil, ancak icraatle anlaşılacağı bir vakıa.

İşte bu noktadaki ehemmiyeti kavramış olan Yeni Asya camiasının bu zamana kadar kritik konularda meşveretinde aldığı kararların isabeti ortadadır.  Meşveret yapılırken meşveret edenlerin birbirini tenkit etmesi gayet normaldir. Fakat alınan kararları daha sonra tenkit etmek, bu kararların yanlış olduğunu savunanlar oluyor maalesef. Zaman ve hadiselerin camiayı doğrulamasıyla bir zaman sonra aynı kesimin bu sefer kendilerinin yanlış yaptığını itiraf etmesi aslında farkında olmadan Yeni Asya’nın en başta aldığı tavrın yine bizzat kendileri tarafından doğrulanması demek. “Yeni Asya doğruydu” demiyorlar, demelerini de beklemiyoruz gerekmiyor da, ama hiç olmazsa kendi hatalarını kabul ediyorlar... Bu daha önemli.

Yeni Asya birileri onu konuşsun derdinde değil. Çünkü biliyor ki Yeni Asya, Hakkı’n rızasına uygun davranma gayreti içinde olan bu cemaat çoğu zaman Hakk’ın hatırını halkın ekseriyetine rağmen ayakta tutmaya çalışıyor. Yıpranıyor, ama yıkılmıyor, bir hakikat söylüyor binlerle yalan hücumuna maruz kalıyor.

Peki hak-batıl mücadelesinde bu kadar savrulmaların yaşandığı insanların hak ararken eline geçen batılı, hakkı bulsa yapması gereken müdafaadan daha bir ifratla müdafaa ettiği bir zaman’da Yeni Asya nasıl oluyor da hem istikametini bozmuyor, hem de insanların yıllar sonra, binler zarar ve ziyanla, arkasında bir çok kırık dökük bırakarak, çarpa çarpa öğrendiği hakikate işin evvelinde vasıl oluyor?

Cevap basit: Bediüzzamanı, Eski Said döneminin karmaşık vaziyetinde istikamette tutan şey ne ise, o hakikat!

Muhterem Kar’i! Sırtımızda yumurta küfesi var. Yapılan yanlıştan sonra diğerini deneyelim deme şansımız bulunmuyor. Bazen ağır imtihanlar bir kere önünüze geliyor ve aldığınız karara göre inandığınız mesleği ya bir kenara bırakmış oluyoruz, ya da bedelini peşinen sırtlamayı göze alarak müdafaa durumunda kalıyoruz.  

Bununla birileri de “Bu kadar zor şartlarda yaşamaya ne gerek var. Siz de biraz taviz verseniz siz de âbâd olursunuz” diyeceklerdir. O onların vazifesi, cehli. Kanunî Sultan Süleyman kendisine isyan hazırlığı içinde olan oğlunun haberini alınca derhal vezirlerini toplar, danışır: “Ne yapmalı?” diye sorar. Bir veziri, hemen ‘öldürülmeli’ deyip çekiliverir kenara. Onun bu derece rahatlıkla verdiği cevaba, gözleri yaşlı Kanunî, asrı kuşatacak bir mukabelede bulunur. “Öyle ya ne evlât senin ne devlet senin”. Evlât ve devlet meselesi olmayanlar bir çırpıda “şuradan da biraz taviz verin” deyivereceklerdir.

Halbuki neticesi Âlem-i İslâmı alâkadar eden mesleğimiz tavizi, eğilip bükülmeyi kaldırmıyor, kabul etmiyor. Zira ehemmiyet vermediğiniz bir milimlik bir sapma sizi ilerde yüz kilometre maksadınızın dışına çıkarıyor. Hem de omuzumuzda bu kadar ağır bir yük varken ve her an insafsız eleklerden geçirildiğimiz, her an fırtınalara maruz kaldığımız bir zamanda Hak namına tatbik etme mesuliyeti üzerimizde olan kıymetli bir kararın tatbik edilememesinin sebebi yarın Ruz-ı mahşerde önümüze konulursa başımızı öne eğmekten başka hiçbir şey yapamayacağımızın farkında olalım.

O halde meslek içinde meslek oluşturmakla değil mesleğe tabi olmakla vazifeli olduğumuz hakikatini idrak etmeye çalışalım. Mesleğin bütün zamanlara dar gelmeyecek ölçülerini zaten mesleğin mimarı koymuş. Bize düşen hissedar olmak.

O halde buyurun.!

 

Okunma Sayısı: 1186
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı