"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hani Türkiye demokratikleşmişti?

Cevher İLHAN
04 Ocak 2011, Salı
2010’u geride bırakırken, kamuoyu demokratikleşmeden özgürlüklere, siyasetten sosyal gelişime, büyümeden ekonomiye ciddî bir çarpıtmayla karşı karşıya. Her defasında uluslararası kurumların raporlarını ve anketlerini “başarı”nın göstergesi olarak sunan siyasî iktidar, son demde ne garip ki bunları “teğet” geçiyor; kendinden menkul içte eğilip bükülerek saptırılan rakamlara sığınıyor. Bakanlar Kurulu kararıyla, 2011 yılı programında yer alan “Fert Başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla”ya ilişkin “düzeltme”yle, millî gelirin bir gecede 2.500 dolar arttırılarak 15 bin dolar olarak ilân edilmesi gibi…

İşin gerçeğine bakılırsa, 1.6 milyon tiraja sahip ekonomi dergisinin dünya çapında iki yılda bir yaptığı demokrasi endeksi araştırmasına göre, Türkiye’nin “tam demokrasiler” bir yana “kusurlu demokrasiler”in bile arasında yer alamaması ibret verici.
167 ülkeyi kapsayan araştırmada, Türkiye’nin iki yıl önce olduğu gibi “hibrit (melez) rejimler” kategorisinde yer alması, akamete uğrayan “açılımlar” ortasında demokrasi ve özgürlüklerdeki hal-i pürmelâlini ortaya koyuyor. Zira sözkonusu araştırmada ülkeler, seçim süreci ile çoğulculuk, sivil özgürlükler, hükümetlerin işlevi, siyasal katılım ve siyasal kültür dikkate alınarak dört ana kategoride sıralanıyor.
Birinci kategori olan “tam demokrasiler” bölümünde 26. sırada bulunan Türkiye’nin ikinci kategori “kusurlu demokrasiler”in de altına düşüp, -2008’de 5.69 puanla 87. sıradayken- 10 üzerinden 5.73 ortalama ile Honduras’ın ardından 89 puanla Nikaragua ile aynı, Zambia, Tanzanya, Uganda, Sierra Leone, Haiti gibi “karma rejimler” sırasında gerilemesi, gerçeği açığa çıkarıyor.

NİKARAGUA İLE AYNI SIRADA…
Bunun sebebi, öncelikle Türkiye’nin “medya özgürlüğü” alanında da kötüye gittiğinin belirtilmesi, düşünce ve ifâde özgürlüğü”nde hâlâ kusurlu kalması. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS), “herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olması” gereğinin uygulamada yerine getirilmemesi…
Türkiye’nin “sivil özgürlükler”de 132. sıradaki Kazakistan’ın gerisinde kalması ise çarpıcı. AİHS’nin, “herkesin görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip olmasını, kanaat özgürlüğünü, kamu otoritelerinin müdahâlesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme hak ve hürriyeti”ni taahhüd altına almasına mukabil, Türkiye’de vatandaşlar hâlâ fikirlerinden dolayı soruşturuluyor, cezaevine giriyor.
Türkiye’de hâlen hapiste 50 gazeteci bulunuyor. Yeni Asya gazetesi yazarlarına açılan “İlâhî ikaz” davalarında olduğu gibi, hâlen sırf dinî inanç ve düşüncelerinden dolayı gazetciler ve yazarlar yargılanıp ceza alıyor.
Bu arada Türkiye’nin “seçim süreci değerlendirmesi”nde gerilerde kalıp ancak Sri Lanka’yı geçebilmesi, “hükümet işlevi”nde pek iyi olmaması, “siyasî gelenek”te Latin ülkeleri geride bırakmasına karşı bilhassa “siyasî katılım kategorisi”nde 3.89 puanla “otoriter rejimler kulvarı”nda kalması, dikkat çekici. Kısacası Türkriye’nin 89’uncu sıraya inen ileri demokrasimiz Nikaragua’ya denk.
Diğer noksanlıklar bir yana, siyasî iktidar, AB ile müzâkere sürecindeki “Türkiye  ilerleme raporları”nda siyaseti demokratikleştirmenin birinci şartı olarak iletilen siyasî partiler ve seçim sisteminin düzeltilmesine yanaşmıyor…
Başbakan Erdoğan’ın AKP Genel Başkanı sıfatıyla ilk AKP hükûmetinin kurulduğu gün olan 16 Kasım 2002’de açıkladığı “Âcil Eylem Plânı”nda söz verdiği 2820 sayılı “siyasî partiler ve seçim kanunu”nu ele alınması sürekli öteleniyor. Sekiz yıldır, seçim beyannâmelerinde vaat edilmesine, hükûmet programlarında deklâre edilmesine rağmen, savsaklanıyor…

HİBRİT (MELEZ) REJİM…
Doğrusu, hiçbir demokratik ülkede benzerine rastlanmayan yüzde 10’luk “seçim barajı”yla başta iktidar partisi olmak üzere, Meclis’teki muhalefet partileri almadıkları, hak etmedikleri oyların üzerinde oturuyor. AKP’nin birinci dönemde yüzde 35’le, ikinci dönemde yüzde 47 ile Meclis’in yüzde 65’ini doldurması, yüzde 40’lara, 45’lere varan vatandaşların oylarının temsil edilmeyip Meclis dışında kalması, “siyasî katılım kategorisi”ndeki vaziyeti ortaya çıkarıyor.
Şimdiki vaziyete göre 550 milletvekilinin bütününü partilerin genel merkezleri, genel başkanları seçiyor. Oysa gerçek bir demokratik seçimle seçmenin istediğini seçmesi için yargı denetiminde tesbit edilen parti üyelerinin hâkim nezâretinde önseçimle sıraladığı aday listelerindeki “tercihli sistem”le bunun önü alınabilecekken, siyasî iktidarın bigâne kalışı, çarpıcı…
“Alevi açılımı”ndan “Romen açılımı”na, peşpeşe bir dizi “açılım”ı açan, “demokratik açılım”dan dem vuran Erdoğan ve iktidar partisi sözcülerinin, siyasî sistemin demokratikleşmesinin asgari şartı olan yüksek “seçim barajı”nın indirilmesine, siyasî partiler ve seçim kanunun düzeltilmesine “Türkiye’yi hazır bulmaması” ise “hibrit rejim”in bir diğer göstergesi…
Hani Türkiye demokratikleşmişti?!

Okunma Sayısı: 1379
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı