Abonelik
E-gazete
  2 Ekim 2014 Perşembe
Ana Sayfa Güncel Yurt Haber Yazarlar Dünya Ekonomi Kültür Sanat Spor Medya-Politik Eğitim Otomobil Bilim ve Teknik Lahika Görüş
 

12 14 16 18

İttihad-ı İslâm için Türk-Kürt ittifakı
“İttihad-ı İslâm projesinin “ çekirdeğinde Kürtlerin İslâmî uhuvvetlerinin bulunduğunu ilk olarak Bediüzzaman’dan duyanlar, önce şaşırıyorlar. Mesele mantıkî temele oturtulup, Kürtlerin yaşamakta olduğu coğrafyanın düşmanlarımızca ne kadar istismara, uhuvvet tesis edildiğinde ise ne denli ittihada müsait olduğu izah edildiğinde, üzerimizdeki cehalet bulutları hemencecik dağılıveriyor.


Şükrü BULUT
s.bulut@saidnursi.de

Bediüzzaman Hazretleri, 19. yüzyılda milliyetçiliğin dinsiz felsefenin yardımıyla ortaya atıldığını, ırkçılık sevdasıyla devlet-i âliyeden ayrılan Müslüman halkların “ecnebilerin boğazına“ gittiğini ve 20 yüzyılın ise milliyetçilik asrı olmadığını, bolşevizm ve sosyalizm gibi ideolojilerin yine dinsiz felsefece yükseltildiğini satır aralarında haber veriyor. Çoğu Yahudi kökenli feylesofların “fikir kulüplerinde” ürettikleri o dehşetli ırkçılık zehirinin Avrupa’nın başına açtığı Birinci ve İkinci Dünya harplerini gayet iyi biliyoruz. Seksen milyon insanın helâketine ve bin seneye yakın medeniyet birikimlerinin tahribine sebep olan ırkçılık ateşinin İkinci Dünya Savaşından sonra iyice söndüğünü, yakın Avrupa tarihini dikkatlice inceleyenler bilirler.
Cehaletimiz , devlet-i âliyenin yerinin siyaseten doldurulamaması ve bilhassa İngiltere’nin desteğiyle Türkiye’den İslâmî kimliği zorla gaspedip yerine ırkçı bir “Türk kimliği” ikameye çalışan Kemalistlerin sebep olduğu tahribatlar, maalesef millet olarak ırkçılığın mahiyetini anlamayı engelledi. Hâlâ Arnavut, Arap, Türk, Kürt, Fars ve Kafkas  kimliklerinin son asrın Avrupa’sında olduğu gibi “ortak tarih, inanç, değer ve kültür havuzunda” erimemeleri sonucu, dinsiz ikinci Avrupa’nın bu damardan yakalayarak “dış müdahalelere” yaklaşmak istediğini gelişen olaylar az-çok ihsas ediyor.
Risale-i Nur Külliyatını yukarıdaki fikirler çerçevesinde incelediğimizde, Bediüzzaman’ın belki de yüz sayfaya yakın yerlerde bu dehşetli hastalığın mahiyetini reçeteyle birlikte yazdığını görüyoruz. Mektubat isimli eserinin 26. Ve 29. Mektuplarında, Eski Said dönemi eserlerinde, lâhika mektuplarında ve mahkeme müdafaalarında sârî hastalığa şiddetle dikkatimizi çekmesi, belki de içinde bulunduğumuz şu dehşetli kaos ve çatışmaların önünü alabilmemiz içindi. Gel gör ki “büyük kafalar “Bitlisli Said-i Nursî’nin” eserlerini çare ve reçete olarak hâlâ dikkate almıyorlar.
İkballerini şovenizmde görüp, ırkçılıkla dış güçlere bilerek veya bilmeyerek yardım edenler, tarih boyunca Bediüzzaman’a, Risale-i Nur’a, Nurculara ve Yeni Asya‘ya hasım olageldiler.
Bediüzzaman’ın  “frengi hastalığı” dediği ırkçılık illetinin reçetesini, mücerrep ilaçlarını, kullanma talimatlarını Risale-i Nur’dan güzelce derleyip Yeni Asya sayfalarında bize sunan değerli muharrirlerimize bırakarak, bir hususu dikkatinize arz etmek istiyoruz. Örgütlü global dinsizlerin başta Avrupa olmak üzere belki elli ülkede seslendirdikleri  “Kürtlük meselesinin” arkasında dehşetli çatışmaların, belki de dünya savaşlarının hazırlanmakta olduğuna inanmayanlar, söz konusu ülkelerdeki savaş sözcülerinin beyanatlarını, münasebetlerini  ve şimdilik ele geçirdikleri bazı siyasî organizasyonların icraatlarını dikkatlice gözden geçirmelidirler: Turuncu devrimler, Arap baharları, Wikileaks fitnesi, PKK ve Kürtlük meselesi ile AB karşıtlığının mutasavver savaş ve kaoslar için yalnızca birer tezgâh olduklarını rahatlıkla görebilirler.

DIŞ  MÜDAHALE RİSKİ
Çarşamba’nın gelişi Perşembe’yi  az-çok şekillendirmiyor mu? Global savaş çetesinin menfaati için bir ülkeye hangi sebepler tahtında müdahale ettiğini 11 Eylül sürecinde iyice öğrenmiş olduk: Afganistan, Irak ve Libya işgallerinde hiçbir hakikî sebep yokken, zalimler o ülkeleri tarumar ettiler. Suriye’yi parçalamak için bir seneye aşkındır oynanan oyunları görmemek için kör olmak lâzım. Suriye’nin kuzeyindeki “Kürt kuşağının” Erbil Cumhuriyetiyle“ irtibata geçirilmesinden sonra sıra kime gelecek? Türkiye’ye mi, İran’a mı, yoksa ikisine birden mi? Hükümetimiz meşhur global işgal organizasyonlarına “müttefik”  nazarıyla bakabilir. Maalesef onlarla yaptığı ittifakların mahiyetini bilemiyoruz. Yalnız söz konusu global savaş çetesine bizler; Balkanlar'da, Çanakkale’de ve Kafkasya’da bize; Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında tüm dünyaya; Sovyetler döneminde Slav, Kafkas, Tatar, ve Türk halklarına; Uzak Doğuda ve Çin’de Budistlere tarihin bir kere yüzleştiği zulmü reva gören zalimler gözüyle bakıyoruz. Bu hadiseyi daha doğru tahlil için Cengiz ile anlaşan Kıpçakların akıbetlerini ve Hulâgu’nun Bağdat’taki mezalimini okumakta fayda var. Bediüzzaman’ın izahlarından çıkardığımız neticelere göre Cengiz ve Hulagulu Moğollar birinci Deccaliyeti, bunlar ise ikinci Deccaliyeti temsil ediyorlar. Deccal’ın merhametine sığınanlar, babalarına ve çocuklarına sıkılan mermilerin de paralarını ödemek zorunda kalıyorlar. Irak ve Libya örneklerinde olduğu gibi …

FELÂKETE KARŞI SET: TÜRK-KÜRT İTTİFAKI
Bazı âlimler Bediüzzaman’ın  eserlerine atfen şu dehşetli çatışmaları çıkaranları “Ye’cüc ve Me’cüc” olarak tanımlıyorlar. Tarihteki Ye’cüc ve Me’cüc‘leri durduran dağvari setleri yapanlar Peygamberlerdi. Zamanımızda Kur’ân’dan ve Peygamberimizin hadis-i şeriflerinden ilhamen inşa edilmiş Risale-i Nur’un bu global dinsiz Ye’cüc ve Me’cüce set olacağını, zira dünyayı ateşe veren, kardeşe kardeşini öldürten, çevreyi insaniyetle birlikte yıkan ve işe fitne ile başlayan hareketin dinamosu “dinsizlik ve ahlâksızlıkla” çalıştığından ancak Kur'ân’ın bizzat manevî set olacağını söyleyenler, elbette dâvâlarında haklıdırlar. Risale-i Nur’un hem kuzeyden hücuma geçen şimal cereyanına ve hem de dinsiz emperyalistlerin desteğiyle bin senelik kültür ve ahlâkı tahribe koyulan Kemalizme karşı galibane zaferlerini bilenler, bunun boş bir iddia olmadığını iyi biliyorlar.
12 Eylül fitnesiyle doğudaki Nur talebelerini batıya sürgüne gönderen zihniyetin amacı Kürtleri Risale-i Nur’dan mahrum bırakmaktı. 12 Eylül’den günümüze ihtilâl bakiyesi “dindar kimlikli” siyasetçilerle kısmen bunu başardılar. Batımızda da Kemalistlerin değirmenine su taşıyan “milliyetçiler” bu nifak projesine bilmeden yardımcı oldular. Fakat Deccaliyet ülkemize buğün Şam-ı Şerif cihetinden girmek istiyor. Mesih’in ilk vatanını işgal ile Bediüzzaman’ın coğrafyasına yerleşmek istiyor. Şayet bu kudsî ve tarihî cephe—eliyazubillah—yarılırsa Türke de, Kürde de, Araba ve Farsa da yazık olur. Çok âcilen milletin bu hususta da tenvir ve irşada ihtiyacı var. Göreceksiniz, inşallah çok kısa zamanda ittifaklar kurulacak ve Deccaliyetin sivil ve resmî orduları gerisin geriye  püskürtüleceklerdir.  

18.10.2011
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
734 Kere Okundu
 
       Yorumlar  

  Abdurrahman AYDIN, Bozkurt Müftüsü, Kastamonu 21.10.2011
Yazılarınızı takip ediyorum. İttihad-ı İslam İçin Türk-Kürt İttifakı! yazınız fevkalade güzel. İçten tebrik ediyorum. Siz bir Deccalizm Uzmanı gibi onun zor fark edilen Şeytani silüetini gayet net teşhis ediyor ve başkalarına da gösteriyorsunuz. Ezberi bozuyor ve Şu devlet, bu devlet bizim düşmanımız demek yerine, her devletin kalbine ve beynine el atmış Global Deccalın kanlı tırnaklarını röntgen gibi gösteriyorsunuz. Bir çok yazar gibi hadiseleri ve suçlularını toptancılık zulmüyle bir topluma veya devlete yüklemiyor, belki zalimi ve zulmü ayırıp çıkaran yazılar yazıyorsunuz. O yüzden yazılarınızın sadece Türkiye’ye değil, özellikle dünyaya da hitap ettiğine inanıyor ve Avrupa ve Amerika mevkutelerinde yabancı dillerde de neşredildiğini umuyorum. 18 Ekim 2011 Tarihli yazınızın Çukurca saldırısı öncesine tevafuk etmesi apayrı bir isabet ve bir hiss-i kable’l vuku gibi duruyor. Kaleminizdeki mürekkeb Risale-i Nur oldukça ve siz bu kalemi ihlasla tuttukça bu kalem inşallah adalet-i hakikiyeden ve isabetten ayrılmayacaktır. Teşekkür ve tebrik ediyorum.

Arama
İle Göre Bak