Abonelik
E-gazete
  23 Mayýs 2013 Perþembe
Ana Sayfa Güncel Yurt Haber Yazarlar Dünya Ekonomi Kültür Sanat Spor Medya-Politik Eğitim Otomobil Bilim ve Teknik Lahika Görüş
 

12 14 16 18

Ýhlâs ve siyaset
Ýhlâs, kalbî bir ameldir. Kullukta harika sadâkat ve fevkalâde metânettir. Ýhlâs, Ýslâmiyetin bir esâsýdýr. Rýzâ-i Ýlâhî cihetinde Kur’ân’ýn ders verdiði hükümler ve kudsî hakîkatlere ait harekât ve a’mâldir. Hakîkat-i ihlâs, rýzâ-yý Ýlâhîden baþka hiçbir þeye âlet ve tâbi olamaz ve Kur’ân’dan baþka hiçbir nokta-i istinâdý yoktur.


Bakî ÇÝMÝÇ
bakicimic@hotmail.com

 “Ýnsanýn çekirdeði olan kalb, ubûdiyet ve ihlâs altýnda Ýslâmiyetle iskâ’ edilmekle îmânla intibaha gelirse, nûrânî, misâlî âlem-i emirden gelen emirle öyle bir þecere-i nûrânî olarak yeþillenir ki, onun cismânî âlemine rûh olur. Eðer o kalb çekirdeði böyle bir terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nûra inkýlâp edinceye kadar ateþle yanmasý lâzýmdýr.”1
Hem “Her þeyde bir ihlâs var. Hattâ muhabbetin de ihlâsla bir zerresi, batmanlarla resmî ve ücretli muhabbete tereccuh eder.”2 Mânevî hizmetlerin gâye-i aslîsi ihlâsa dayanýr. Çünkü ihlâs sýrrý kulun kalbî niyetlerini Rabbine rapteder ve kul sadece Rabbinin rýzâsýný esâs alýr. Aslî olan dünyevî gâyeler ve siyâsî maksatlar ve neticeler sýrr-ý ihlâsa münâfîdir. Çünkü ihlâs, bir fiili yalnýz Allah emrettiði için yapmaktýr. Ýhlâs hakîkati öyle bir sýrdýr ki kâinatta maddî ve mânevî bütün gâyeleri, neticeleri ve maksatlarý hedef ittihaz etmemeyi gerektirir. Onun içindir ki cemaatî olan mânevî îmân ve Kur’ân hizmetleri arzî ve dünyevî mes’eleler olan siyâset, ticaret, hubb-u câh, benlik, gösteriþ ve þöhretperestlik olan lüzûmsuz malâyaniyata âlet edilmemelidir.
Hele hele “Nûr mesleðinde benlik ve gösteriþ bir nevî þöhretperestlik, merdûd olduðundan, bu enâniyet zamanýnda insanlara kendini satmaya çalýþmak ve beðendirmek, bir anda Nûr þakirtleri böyle büyük bir imtiyaz gibi bu eserlerle meþhûr mevkilere kendilerini göstermek bir nevi gösteriþ olmasý cihetiyle, kader-i Ýlâhî, Nûr þakirtlerini tam ihlâsýn muhâfazasý için þimdilik müsâade etmiyor.”3
Ancak siyâset daireleri ve aslî olarak siyâseti meslek ittihâz edenlerde durum farklýlýk arz eder. Çünkü “güneþ gibi îmânlar taþýyan bir kýsým Sahâbeler ve onlara benzeyen mücahidînden, Selef-i Salihînden baþka, siyâsetçi, ekserce tam müttakî dindar olamaz. Tam ve hakîkî dindar, müttakî olanlar, siyâsetçi olmazlar."4
Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri’nin tesbitleri çok önem arz ediyor. Demek oluyor ki “güneþ gibi îmânlar taþýyan bir kýsým Sahâbeler ve onlara benzeyen mücahidînden, Selef-i Salihîn” hem dindâr hem de siyâsetçi olabiliyor. Ancak onlardan baþkalarý “ekserce tam müttakî dindar olamaz.” O halde ekserde hem salâhat hem de mahâretin birlikte bulunmasý ve birbirini cerh etmemesi mümkün görünmüyor.
Hem “maksâd-ý aslî siyâsetini yapanlarda din, ikinci derecede kalýr, tebeî hükmüne geçer. Hakîkî dindar ise, ‘Bütün kâinatýn en büyük gâyesi ubûdiyet-i insaniyedir’ diye, siyâsete, aþk-ý merak ile deðil, ikinci üçüncü mertebede onu dine ve hakîkate âlet etmeye—eðer mümkünse—çalýþabilir. Yoksa, bâki elmaslarý kýrýlacak âdi þiþelere âlet yapar.”5
Ýþte Üstâd Bediüzzaman Hazretleri de mesleðini ve dâvâsýný ucu ecnebilerin elinde ve neticesi meþkûk olan siyâset cereyanlarýna kaptýrmamak için bâki elmas hakîkatleri kýrýlacak âdi þiþelere âlet yapmamýþ ve yaptýrmamýþtýr.
Siyâset cereyanlarý özellikle bu âhirzamân asrýnda bizzat müteharrik deðil, bilvasýta müteharriktir. Hem siyâset dünyevî bir hizmettir. Gâyesi dünyaya ait netice almaya yöneliktir. Siyâsetin aslî maksadý önceden belirlenmiþ ve galibiyet üzerine kuruludur. Onun için de o maksada çoklar taliptir. O maksada ulaþmak için de çok þiddetli çarpýþmalar ve boðuþmalar yapýlacak demektir. Çünkü neticesi ve þartlarý acýmasýzdýr. Bu sebepledir ki “Tam ve hakîkî dindar, müttakî olanlar, siyâsetçi olamazlar” denilmiþtir. Çünkü siyâset menfaate ve neticeye odaklý olduðu için ihlâsý kýrar. Hem siyâsette tarafgirlik olduðundan tarafgirlik damarý ihlâsý kýrar, hakîkati deðiþtirir. Bedîüzzamân Hazretleri de “Hattâ, benim otuz seneden beri siyâseti terk ettiðime sebep, bir mübarek âlimin takip ettiði cereyanýn tarafgirlik damarýyla, sâlih ve büyük bir âlimin onun fikrine muhâlif olmasýndan tefsîk (fýsk) derecesinde tahkîr edip ve cereyanýna ve kendi fikrine muvâfýk meþhûr ve mütecâviz bir münâfýðý gayet medh ü sena etti. Ben de bütün rûhumla ürktüm. Demek tarafgirlik hissine siyâsetçilik de karýþsa, böyle acîp hatâlara sebebiyet veriyor diye ‘Þeytanýn ve siyâsetin þerrinden Allah’a sýðýnýrým’ dedim, o zamandan beri siyâseti terk ettim.”6 demiþtir.
Siyâsetin bir cihetini de hýrs tutar. “Hýrs, ihlâsý kýrar, amel-i uhrevîyeyi zedeler. Çünkü, bir ehl-i takvânýn hýrsý varsa, teveccüh-ü nâsý ister. Teveccüh-ü nâsý mürâât eden, ihlâs-ý tâmmý bulamaz. Bu netice çok ehemmiyetli, çok câ-yý dikkattir.” 7
Bir cemaatin gâyesi ihlâs olmalýdýr. Ýhlâs ile hareket edenlere rýza-yý Ýlâhî kâfidir. Eðer o yâr ise, herþey yârdýr. Çünkü ihlâslý amellerde dünyevî hatta uhrevî maksatlar aslî gâye olmamalýdýr. Eðer dünyevî olarak “insanlarýn takdîri, istihsâný, eðer böyle iþte, böyle amel-i uhrevîde illet ise, o ameli iptal eder. Eðer müreccih ise, o ameldeki ihlâsý kýrar. Eðer müþevvik ise saffetini izâle eder. Eðer sýrf alâmet-i makbûliyet olarak, istemeyerek, Cenâb-ý Hak ihsân etse, o amelin ve ilmin insanlarda hüsn-ü te’sîri namýna kabûl etmek güzeldir ki, ‘Bana, arkamdan hayýrla yâd edilmeyi nasip et’8 buna iþarettir.”9
Öyleyse hizmet-i Kur’ânîyede ve vazîfemizde maðlûp da olsak, kuvve-i mânevîyemize ve hizmetimize noksanlýk gelmemelidir. Ýhlâs, güzel ahlâkýn esâsý ve rûhudur. Hizmet-i dînîyenin mukabilinde dünyada bir þey istenilmemesidir.
Bedîüzzamân Hazretleri “Risâle-i Nûr dünya iþlerine âlet olamaz, dünya iþlerine siper edilmez. Çünkü, ehemmiyetli bir ibâdet-i tefekkürîye olduðu cihetle, dünyevî maksatlar onunla kasten istenilmez. Ýstenilse, ihlâs kýrýlýr, o ehemmiyetli ibâdet þekli deðiþir. Evet, dünyaya ait harîka neticeler, bazý evrâd-ý mühimme gibi, Risâle-i Nûr’a çokça terettüp ediyor. Fakat onlar istenilmez, belki veriliyor; illet olamaz, bir fayda olabilir. Eðer istemekle olsa, illet olur, ihlâsý kýrar, o ibâdeti kýsmen iptal eder.” 10 demektedir. Bu noktaya çok dikkat etmek gerekir. Özellikle “Dünyada muvakkat zevkler, kerametler tam nefsini maðlûp etmeyen insanlara bir maksat olup, uhrevî ameline bir sebep teþkil eder, ihlâsý kýrýlýr. Çünkü amel-i uhrevî ile dünyevî maksatlar, zevkler aranýlmaz; aranýlsa, sýrr-ý ihlâsý bozar.” 11
“Hem o geniþ ve câzibedar siyâset ve boðuþma dairelerine dikkat eden, bazan kapýlýr; vazîfesini yapamadýðý gibi, selâmet-i kalbini ve hüsn-ü niyetini ve istikamet-i fikrini ve hizmetindeki ihlâsý kaybetmese de o ithâm altýnda kalabilir.” 12
Bunun içindir ki Bedîüzzamân Hazretleri “Güneþ gibi hakîkat-i îmâniye ve Kur’ânîye, yerdeki muvakkat ýþýklarýn câzibesine tâbi ve âlet olmadýðý gibi, o hakîkati cidden tanýyan, deðil küre-i arzdaki hâdisata, belki kâinata da âlet edemez” 13 demiþtir.
Bizler de Üstâdýmýz dediðimiz o zata benzemeliyiz ve onun yolundan ve mesleðinden ayrýlmamalýyýz.

Dipnotlar:
1- Mesnevî-i Nuriye, 2006, s: 188.
2- Lem’alar, 2006, s: 323.
3- Emirdað Lâhikasý-I, 2006, s: 442.
4- Emirdað Lâhikasý-I, 2006, s: 113.
5- Emirdað Lâhikasý-I, 2006, s: 114.
6- Emirdað Lâhikasý-I, 2006, s: 467.
7- Lem’alar, 2006, s: 366.
8- Þuârâ Sûresi, 26: 84.
9- Barla Lâhikasý, 2006, s: 137.
10- Kastamonu Lâhikasý, 2006, s: 382.
11- Emirdað Lâhikasý-I, 2006, s: 161.
12- Sikke-i Tasdik-i Gaybî, 2006, s: 279.
13- Sikke-i Tasdik-i Gaybî, 2006, s: 280.

07.05.2012
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
398 Kere Okundu
 
       Yorumlar  
Henüz Yorum Eklenmemiþ.
Ýlk Yorumu Siz Ekleyiniz.

Arama
İle Göre Bak