"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Özerklik” demokrasi değil, tefrikayı getirir…

Cevher İLHAN
18 Temmuz 2011, Pazartesi
BDP ile “yemin krizi”nin görüşüldüğü günde İmralı’nın “ateşkes”i tek taraflı uzatmasına ve PKK’nın askerî hedeflere saldırmayacağı taahhüdüne rağmen, güvenoyunun ertesi gününde Silvan’da 13 askerin hunharca şehid edilmesine dair sorular cevap bekliyor.

Çarpıcı olan; Öcalan’dan Kandil’e, KCK’dan DTP’den BDP’ye öteden beri “özerklik talepleri” tekrarlanması. Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) aynı günde, hatta saldırıyla aynı saatlerde “özerklik kararları”nı deklâre etmesi.
Farklı olan, “talepler”in ötesinde, bizzat DTK Genel Başkan Yardımcısının ağzından, “Kürt halkı olarak demokratik özerkliğimizi ilân ediyoruz” denilmesi.
“Özeklik” ilânında, “Türkiye halklarının ulusal bütünlüğü”nden bahsediliyor, “demokratik özekliğin sadece Kürt halkı için değil, tüm Türkiye halklarının, farklı kimlik ve kültürlerin kendisini özgürce ifade edeceği ve kendi kendilerini yöneteceği bir çözüm modeli” olarak tanımlanıyor. “Halkın kendi coğrafyasındaki öz yönetime katılma sistemi” olarak târif ediliyor.
Belli ki demokrasinin yerelleşmesi ve yaygınlaşması, yerinde yönetim, demokratik temel hak ve hürriyetlerin genişletilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ile ayrı bayrak, ayrı parlamento, eğitimden dinî hizmetlere, sağlıktan spora, belediyelerden maliyeye, hatta ayrı güvenlik gücüne kadar ayrı yönetimi ve merkezî bütçeden ayrı bütçeyi esas alan “özerklik” perdesindeki “eyâlet-federatif sistem” karıştırılıyor; bilerek veya bilmeyerek…

BATI’DAN İTHAL VE SUN’Î…
Oysa yerel yönetimlerin demokratikleşmesi” ile etnik ve bölgesel tefrikaya zemin hazırlayan, eyâlet ayırımıyla ülkeyi “federasyon sistemi”ne teşne hale getiren dünün “muhtariyet” olarak ifâde edilen bugünün “özerkliği” de demokrasiyi, hak ve özgürlükleri değil, tefrikayı getirir.
Esasen Osmanlıda “muhtariyet/özerklik” tezi, Bediüzzaman’ın “Avrupa zâlim hükûmetlerinin zulümleriyle âlem-i İslâma ve merkez-i hilâfete ettikleri ihânet” belgesi, “Kur’ân’ın zararına gâyet ağır şerâitle (şartlarla) kâfirâne fikirlerinin icrası ve “vâhim-müthiş bir su-i kast plânı” olan “Gaddarâne Sevr muâhedesi”ne dayanır.
Bunun içindir ki sırf “Batı ürünü” olduğu için bir dönem Batı hayranı Jön Türkler’ce de benimsenen “adem-i merkeziyet” ve “tevs-i mezuniyet (yetkinin arttırılması, genişletilmesi) fikrine “cevap veren Bediüzzaman, bu görüşleri ithal ve sun’î olarak görür.
Avrupa’daki merkezlerde, Paris’te yaşayan dönemin kargaşasında Jön Türklerle yakınlaşan ve o dönemde kurtuluşu piyasaya sürülen entelektüel “Batı reçetesi” olan “Anglo-Sakson adem-i merkeziyet”te gören Mahmut Celâlettin Paşa’nın oğlu Prens Sabahaddin’e, “adem-i merkeziyet”in badirelerini bildirir. (Eski Said Dönemi Eserleri, 109-110)

DÜNÜN “MUHTARİYETİ”YLE AYNI…
Bediüzzaman, Prens’e, “sû-i telâkki olunan (yanlış anlaşılacak olan) güzel fikrine cevap” mektubuyla, bu zâhiren “mâkul” gibi görünen “özerklik” düşüncesinin arka plânındaki tehlikelere dikkat çeker. Bunun milletin birlik ve bütünlük râbıtalarını keseceğini ikaz eder. Sonunda, “Osmanlılık ve meşrutiyet (demokrasi ve hürriyet) perdesini birden feverân ile yırtacak bir muhtariyete ve sonra istiklâliyete (bağımsızlığa) ve sonra tavaif-i mülûke (küçücük devletçiklere parçalanması) vartasına varacağını ikaz eder.
Gerçek şu ki, dün Osmanlıda olduğu gibi bugün de, “adem-i merkeziyet” ve “muhtariyet/özerklik” fikrinin, idârî hüviyette kalmayacağı, ecnebilerin parmak karıştırmalarıyla, tefrikayla iftirakı azdıracağı açıktır.
Mâlum son “özerklik ilânı”nda “halklarımızın demokratik birliğine ve özgürce yaşama özlemlerine dair büyük gelişmelere vesile olacağı”nın aksine, bu tezin, demokrasinin yerelleşmesini sağlamak, merkezî bürokrasi engelini ve hantallığı aşmak, tepeden inme istibdadî uygulamalar kaldırmak yerine, etnik-bölgesel tefrikayla Birinci Dünya Savaşında görüldüğü gibi, milleti “kavmiyetçilik” illetiyle kamplaştırıp kutuplaştırması plânlanıyor.
Bundandır ki “ortak vatan anlayışı temelinde toprak bütünlüğüne ve demokratik ulus perspektifi temelinde Türkiye halklarının ulusal bütünlüğüne bağlı kalınması” güvencesi gibi süslü lâflar, dün olduğu gibi bugün de havada kalıyor…

Okunma Sayısı: 1330
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı