"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dert deyince...

Yusuf Selim
10 Eylül 2017, Pazar 00:23
Dert; tek hece de olsa tasasıyla beyinleri felç eden, taşınan omuzları çökerten, demir gibi ağır bir kelime.

Hele dermanı olmayan ise candan can alan türünden.. Derdinin olmadığı tek bir beni âdemle karşılaştınız mı hayatınızda? Bu cihetle de hemen hemen her bir ferdin müptelâsı, olmazsa olmazı bir kelime. Zira sahip olduklarımıza emanet gözüyle bakmadıkça varlığı yük, yokluğu da dert olacağı ölümsüz bir küllî kaide olsa gerek. 

Dert demiştik ya, geçen gün parkta otururken bir köpek görmüştüm. Bir şeyler vermeye kalkıştım, yanıma çağırarak. Daha sonra anladım ki ben gitmeliymişim yanına. Öncelikle, siz siz olun, iyilik yapmanın da ayrı ayrı şartlarının olabileceğini aklınızdan sakın, ama sakın çıkarmayın. O bilge hayvan yapı(lacak o)lan iyiliğin makbuliyeti, içinde zerre minnete izin vermediğini bakışlarıyla öğretmiş oldu bana. Hayvan deyip geçiyoruz ya! Zira birinin ihtiyaç halinde olması ne kadar sıkıntılı ise, ihtiyacını hissettirmek de en az bir o kadar acı, onun o halini görmek bir o kadar daha acı verici ve o haliyle onu tek başına bırakmak acılar üstü acı olsa gerek...

 Sonra mı? Ağır ağır yaklaştı. Gelişinden asalet, duruşundan rahatsız olduğu anlaşılıyordu. Asalet; heyeti sokaklara ait olmadığını gösteren cinstendi. Ne acı ki yaşlanınca atılmış, terk edilmiş olmanın hüznünü taşıyarak. Yani, hüzün, acı ve de kabullenişin yoğrulduğu bir yumak. Rahatsızlık; ayağa kadar gelmenin ıztırabı yanı sıra taşıdığı hastalık. Evet, kendi yediğimden vermiştim; hani normalde iştihasını getirecek türden şeylerdi. Ama pek iltifat etmedi. Sanırım edemedi. Önce kokladı ardından yüzüme baktı. Hem teşekkür, hem mahcubiyet, hem de acı sezinledim ifadesinde. Yorulduğuma değmezmiş der gibiydi sanki. Dert yedirmez, yedirse de doyurmaz dercesine. Hatta iyiliğe nankörlük yapmama adına gelmiş olduğunu hissettirme gibi sanki..

 Sonra dikkat edince vücudunun bir yerinin şiş olduğunu fark ettim. Ön ayağının gövdesine uzanan yerinde tüyleri dökülmüş vaziyette ciddî bir teverrüm vardı. Bir kadın sokuldu yanımıza, hani o sokak hayvanlarına yardım elini uzatan nice âli gönüllülerden. ‘Kanser’, dedi. Bir buçuk senedir tedavi gördüğünü de ekledi, sıradan bir vazife yapıyormuşçasına..

 “Acının dili ortakmış derler, hele şefkat, merhamet penceresinden bakıldığında kâinatta dilinin anlaşılamayacağı tek bir varlık olamaz.”Hele zîruh olanlar insana çok daha yakından, çok daha derinden çağlar aşan ders vermekte. Onun içindir ki, Kur’ân varlık âleminde en hakir bir sinekten, karıncadan, arıdan, örümcekten en cesîm develere, fillere kadar örnekler üzerinden dikkatleri çeker, gafil zihinlere dikte ettirir. Nerde kalmıştık? Dert dedik ya, hayvan dahi olunca boynunu büküyor işte. 

Güldürmüyor; ama gülüyor görünmen gerekiyor üstelik. Daha da acıtsa da.. Zira tek başına yaşanılan acılar vardır; gören gülüyor, eğleniyor sanabilir de.. Ama daha acıdır, çok daha acıdır. Zira sadece bıçak mıdır, acıtan? Zira her gözyaşı için acı gerekmediği gibi her acı için de gözyaşı gerekmediği bilinmiyor mu ki! Zira kabuk bağlayan bir yaranın acısı çok daha şiddetli olmuyor mu? Birilerinin ağız ucuyla dediği gibi zamanın hafifletemediği yani. Hele hele, çekilen ıztırabın artık acıtmıyor olması acının şiddetini göstermez mi? Öldürmüyor da, sabrın iliklere kadar tesir etmesi için belki. Derecesine göre her acının insanı bulunduğu makamdan bir üstüne çıkarması için belki de. Balın tadının fark edilebilmesi için acının tadılması gerektiği için belki de. Acının bıraktığı izler arasında kalıcı mutlulukların olduğu, ferahfezâ bir hayatın sağladığı mutlulukların bununla mukayese dahi edilemeyeceği gerçeğini demine kadar hissettirmek için belki de..

Cennetin dünyada yaşanılan acılar nispetinde mamur olacağı için belki de..

Dertler ile Allah’a kurbiyet arasında sırlı bir münasebet olduğu için de belki de...

Hele derdini anlamayanların acısı... Söz bırakmıyor sahibine. 

 Oysa bazıları gerçekten dert sebebiyken bazıları da dert edilmeyecek kimseler olsa gerek aslında..

Okunma Sayısı: 1479
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı