"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mal, markasıyla satılır!

Zübeyir ERGENEKON
08 Ağustos 2017, Salı
Türkiye’de bazı kişiler, çeşitli isimler altında verdikleri konferans ve seminerlerde ve yazdıkları kitap ve makalelerinde Bediüzzaman Hazretleri’nin sözlerini alıyorlar, kendilerine mal ederek satıyorlar ve karşılığında yüksek ücret de alıyorlar.

Bu fikir hırsızlarını, şahsım ve birçok araştırmacı mütefekkir insan, hayret ve dehşetle izlemekteyiz. Bunları bulup ayıklamak insanî ve vicdanî tekâmüldür.” (Halil Uslu, Yeni Asya)

Muhterem Halil Uslu Ağabeyimizin, hakikatleri özetleyen veciz cümleleri vardı. Bunlardan bir tanesi de “Mal, markasıyla satılır.” sözüdür.1 Halil Uslu Ağabeyimiz, bu cümleyi muhterem ve muallâ Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri’nin eserlerinden ve fikirlerinden bolca istifade edip, isim ve kaynak verme konusunda geri duran ‘nadanlar’ için kullanırdı.

Halil Uslu Ağabeyimizin bu tesbitini zaman seyli içerisinde daha iyi anlıyorum. Arka kapağında ‘yarım milyondan fazla’ sattığı yönünde sena edilen okuduğum son kitapta da bu bahtsız mesele ile yüzleşince uzun zamandır zihnimde olan bu konuya değinmeye karar verdim. Ne yazık ki bu vartaya ‘nur camiasına yakın isimler ve neşriyatlar’ düşmektedir…

Bu bahtsız davranışa ‘OHAL ile kapatılmış bir yayınevinin’ kitaplarında bolca rastlardım ve bu beni çok rahatsız ederdi. ‘Kendi üstadlarının fikirleri ve eserleri’ mevzubahis olunca bol bol kaynak gösteren bazı yazar taifesinin, risaleden ve Üstadımızdan aldığı fikirler söz konusu olunca kaynak göstermemeleri ya da bu konuda oldukça cimri davranmaları esef vericidir. Aynı kitabın içerisinde bu yanlışın defalarca tekrar edilmesini de iyi niyet ile bağdaştıramıyorum. Nurun mahsulâtından alınan feyizler, ilhamlar ve terakkiler ile başka kapının kulu olunmaz… Zaman seyli içerisinde gelişen ve şahit olduğumuz hadiseleri görüyorsunuz; Arşı azamla bağlı olan Kur’ân’a dayanan ve onun bir tefsiri olan Risale-i Nurlar’a ihanet karşılıksız kalmaz…

Üstadımızın ve Risalelerin fikriyatından istifade edip de kaynak göstermeyen bu zatlar ya düşmandır ya da dosttur. Her iki halde de kaynak göstermeleri zorunludur. Muhabbeti olan zaten kaynak göstermekten kaçınmaz, aksine memnun olur. Muhalif olanlar ise etik ve yayın kuralları gereği yine kaynak göstermeye mecburdur. Peki, hakikat bu yönde olduğu halde, kaynak göstermeyen bazı yazar taifesine ne denilir? Renginizi belli etmekten çekiniyorsanız, fikirlerle savaşılan bir meydana niye atıldınız? Renginizi belli etmek istemiyorsanız, kaleminize ahenk veren ve hayatınıza istikamet katan bir eserden niye fütursuzca alıntılar yapıyorsunuz?

Bu yanlışa düşen kimselerde gözlemlediğim şaşırtıcı bir çelişki de şudur: Bu zatlar, Mevlânâ gibi, Yunus Emre gibi İslâm âlimlerinin isimlerini zikretmekten çekinmiyorlar. Üstadınızı hakikat yolunda giden bu zatlar kadar görmüyor musunuz ki ismini zikretmekten beri duruyorsunuz? Hatta en küçük bir haberin, bir alıntının ve bir fikir parçasının kaynağını gösteriyorsunuz da ne yazık ki Üstadımıza ait bir fikre kaynak göstermiyorsunuz? Veya on istifade edip sadece bir kaynak gösteriyorsunuz. Bu çelişkinin sebebi nedir? Varsayalım ki Nur Üstadımız sizin bu ihanetinizi affetti, peki ya Kur’ân hizmeti affeder mi?

Bir fikrin binlerce ifade şekli vardır. Bahsettiğim yazarlar ise kullanmış oldukları cümlelerde ‘Risalelerde geçen aynı cümleleri, metodu, kalıpları’ kullanıyorlar. Üstadımıza has bir üslûpla ifade edilmiş fikirlerin kaynak gösterilmeden (ç)alıntılanmasını görmek esef vericidir. Açıkçası bu davranış Üstadımıza yapılan bir saygısızlıktır. Bu durum, kalem erbabının Nur hizmetine olan sadâkatinin derecesini göstermektedir.

Kaynak göstermemekteki maksadınız nedir? Namınıza zarar vereceğini mi düşünüyorsunuz? Dünyevî bir ikbal ve istikbal için Nur Talebeliğini kenara mı koyuyorsunuz? Meşhur olmak, Nur Talebesi olarak anılmaktan daha mı önemlidir nazarınızda?

Yazar vasfının ‘Nur Ttalebesi’ vasfından önce anılmasını arzu edenler için bu davranış normal kabul edilebilir. Ama Nur Talebeliği ve hizmet gibi isimler adı altında bu davranış büyük bir cinayettir ve hıyanettir.

Yazımızı, Üstadımızın sözleriyle bitirelim: “Acaba hizmet-i Kur’âniyede arkadaşımız ve o hizmet-i kudsiyenin tedbirinde üstadımız ve ustabaşımız olan Said Nursî’nin yüzünden, bizim gibi hak yolunda ona dost olan ehl-i haktan kim zarar görmüş? Ve onun has talebelerinden kim belâ görmüş ki biz de göreceğiz ve o görmek ihtimaliyle telâş edeceğiz?”2

Not: Bu vesile ile Muhterem Halil Uslu Ağabeyimizi rahmetle anıyoruz. Ruhu şad olsun!

Dipnot: 

1- Halil Uslu ağabeyimizin aynı başlıklı yazısına http://www.yeniasya.com.tr/2006/06/23/yazarlar/haliluslu.htm adresinden ulaşabilirsiniz.

2- Mektubat, 405.

Okunma Sayısı: 849
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı