Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 10 Nisan 2007
Mehmet Fırıncı ve Mehmet Kutlular ; Mehmet Emin Birinci'yi anlattı...indirmek ve dinlemek için tıklayınız

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Basından Seçmeler

Şemdinli’den darbe günlüğüne

Darbe teşebbüsünün soruşturulmasında ortaya çıkan karmaşa, çekingenlik ve bulanıklığın en önemli nedeni (...) askeri yargının sivil yargı aleyhine tabii hakim ve yargılama birliği ilkelerini ortadan kaldıracak şekilde genişlemesidir. Darbe teşebbüsü soruşturmasında görev konusundaki bulanıklığın nedenlerinden biri yargıda çift başlılık olmakla birlikte, diğer neden Ferhat Sarıkaya olayından ürken sivil savcıların askerle ilgili işlere bulaşmama refleksidir. Somut olaydaki suç eski TCK 146, yeni TCK 309. maddedeki suçtur. Bu suç anayasal düzene yönelik bir suç olduğundan Askeri Ceza Kanunu’na alınmamış ve askeri bir suç haline getirilmemiştir. Suçu işleyen asker kişiler bu suçu askeri mahalde işlemiş olmalarına rağmen, emekli olduklarından askeri yargı ile olan bağlantı kesilmiştir. 353 sayılı Askeri Usul Kanunu’nun 17. maddesi bu hususu öngörmektedir. “Askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer.”

Aslında Şemdinli olayında da yaşanan yargıdaki çift başlılık sorunuydu. Suçu işleyenlerin asker kişi olmaları nedeniyle Şemdinli’nin gerisine gidilemedi. “Tabii hakim” ilkesi uyarınca asker kişiler sırf askeri suçları (firar, emre itaatsizlik, askeri malzemeyi hasara uğratmak gibi) dışında TCK’na giren suçları nedeniyle sivil yargıda yargılanabilselerdi bir mesafe alınabilirdi. Dosya Genelkurmay’a gitti ve olayın gerisine gidilemedi. Aslında Şemdinli önemli bir kırılma noktasıydı. Hükümet bu fırsatı kaçırdı. Bize bir yol açan ve önemli bir görev yapan savcıya sahip çıkmadı. Üstelik bu kararın anayasal engel nedeniyle hukuki denetimi de yapılamadı.

Öncelikle demokratik bir hukuk devletinde askeri vesayet olmaz. Mevcut rejimin demokratik olmadığı ve devletin de hukuk devleti olmadığı açık. Bu fiili durumu yani rejimi bu anlamda korumaya çalışanların neyi koruduklarını tekrar düşünmelerinde yarar var. Demokratik bir hukuk devletinde ordu siyaset yapamaz, sivil siyasetin emrinde sadece yurt savunmasından sorumludur. Ordunun darbe yapması tasavvur edilemez, askerin böyle bir kültürü, eğitimi ve anlayışı yoktur. Bizde bunun tam tersi bir durum olduğu için darbe teşebbüslerini dahi soruşturamıyoruz. Kuşkusuz demokratik bir hukuk devletinde bu iddialar yargıda derhal soruşturulurdu, çift başlı yargı olmadığından bu soruşturmayı kimin yapacağı tartışma konusu olmazdı, bu iddiayı ortaya atan basın organı soruşturulmaz, iddia çok ciddiye alınırdı, parlamento hemen bu konuyu araştırmaya başlardı, muhalefet partileri ortalığı ayağa kaldırıp hükümetle işbirliği yaparak demokrasiyi korumaya çalışırlardı.

Başbakan’ın savcıları darbe konusunda göreve çağırması Şemdinli olayında yaşananlardan sonra acı bir çelişkiydi. Artık hiçbir savcı ucu askere dokunan bir soruşturmaya girmek istemeyecektir. Nokta’nın durumu da Şemdinli olayı ile bire bir benzerlik göstermektedir. Bu tabloda hukuk ve demokrasi yoktur. Gücün ve baskının egemenliği vardır. Milletin iradesi yoktur.

Yeni Şafak, 9.4.2007

Dr. Ümit KARDAŞ (Emekli Hakim

10.04.2007

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

 

Bütün haberler

Başlıklar

  Alper Görmüş: Günlüklerin Örnek’e ait olduğundan eminiz

  Şemdinli’den darbe günlüğüne


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004