18 Mayıs 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Dergilerimiz

Lahika

Hadis-i Şerif Meâli

Selâm, Allah'ın isimlerinden birisidir. Yere indirilmiştir. Öyle ise selâmı aranızda yayın.

Câmiü's-Sağîr, No: 1160.

18.05.2009


Ölüm ölmüyor

Evet, bir genç, hapiste, yirmi dört saat her günkü ömründen tek bir saatini beş farz namaza sarf etse ve ekser günahlardan hapis mâni olduğu gibi, o musîbete sebebiyet veren hatâdan dahi tevbe edip sâir zararlı, elemli günahlardan çekilse, hem hayatına, hem istikbâline, hem vatanına, hem milletine, hem akrabâsına büyük bir faydası olması gibi; o on, on beş senelik fânî gençlikle, ebedî parlak bir gençliği kazanacağını, başta Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân, bütün kütüb ve suhuf-u semâviye katî haber verip müjde ediyorlar.

Evet, o şirin, güzel gençlik nimetine istikametle, tâatle şükretse, hem ziyâdeleşir, hem bâkîleşir, hem lezzetlenir. Yoksa hem belâlı olur, hem elemli, gamlı, kâbuslu olur gider; hem akrabâsına, hem vatanına, hem milletine muzır bir serseri hükmüne geçirmeye sebebiyet verir.

Eğer mahpus, zulmen mahkûm olmuş ise, farz namazını kılmak şartıyla, herbir saati bir gün ibâdet olduğu gibi, o hapis, onun hakkında bir çilehâne-i uzlet olup, eski zamanda mağaralara girerek ibâdet eden münzevî sâlihlerden sayılabilirler.

Eğer fakir ve ihtiyar ve hasta ve imân hakikatlerine müştak ise, farzını yapmak ve tevbe etmek şartıyla, herbir saatleri yirmişer saat ibâdet olup, hapis ona bir istirahathâne; ve merhametkârâne ona bakan dostlar için bir muhabbethâne, bir terbiyehâne, bir dershâne hükmüne geçer. O hapiste durmakla, hariçteki müşevveş, her taraftaki günahların hücumuna mâruz serbestiyetten daha ziyâde hoşlanabilir; hapisten tam terbiye alır. Çıktığı zaman, bir kàtil, bir müntakîm olarak değil, belki tevbekâr, tecrübeli, terbiyeli, millete menfaatli bir adam çıkar. Hattâ Denizli hapsindeki zâtların az zamanda Nurlardan fevkalâde hüsn-ü ahlâk dersini alanlarını gören bâzı alâkadar zâtlar demişler ki, “Terbiye için on beş sene hapse atmaktansa, on beş hafta Risâle-i Nur dersini alsalar, daha ziyâde onları ıslâh eder.”

Mâdem ölüm ölmüyor. Ve ecel gizlidir, her vakit gelebilir. Ve mâdem kabir kapanmıyor; kafile kafile arkasında gelenler oraya girip kayboluyorlar. Ve mâdem ölüm, ehl-i imân hakkında idâm-ı ebedîden terhis tezkeresine çevrildiği, hakikat-i Kur’âniye ile gösterilmiş; ve ehl-i dalâlet ve sefâhet hakkında, gözle göründüğü gibi, bir idâm-ı ebedîdir, bütün mahbubâtından ve mevcudâttan bir firâk-ı lâyezâlîdir. Elbette ve elbette, hiç şüphe kalmaz ki, en bahtiyar odur ki, sabır içinde şükretmek ve hapis müddetinden tam istifade ederek Nurların dersini alarak istikamet dairesinde imânına ve Kur’ân’a hizmete çalışmaktır.

Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki, hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imândadır ve imân hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır.

Ey hapis musîbetine düşen bîçareler! Mâdem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı. Çalışınız; âhiretiniz dahi ağlamasın ve hayat-ı bâkiyeniz gülsün, tatlılaşsın; hapisten istifade ediniz. Nasıl, bâzan ağır şerâit altında düşman karşısında bir saat nöbet, bir sene ibâdet hükmüne geçebilir; öyle de sizin, bu ağır şerâit altında, herbir saat ibâdet zahmeti, çok saatler olup, o zahmetleri rahmete çevirir.

Sözler, s. 136, (yeni tanzim, s. 243)

LÛGATÇE:

müştak: İştiyaklı, arzulu.

müşevveş: Karışık.

idâm-ı ebedî: Sonsuz idam, yokluk.

mahbubât: Mahbuplar, sevgililer, sevilenler.

firâk-ı lâyezâlî: Bitmeyen ayrılık, ebedî ayrılık.

aynelyakîn: Gözle görür derecede.

hayat-ı bâkiye: Sonsuz hayat.

şerâit: Şartlar.

Bediuzzaman Said Nursi

18.05.2009


Ahirette ‘zaman’ nasıl olacak?

Zaman nedir?

Az biraz fizik okumuşsak, bu soruya vereceğim cevap çok basittir. Zira Yol/Hız zamanı verir. Bir vasıtanız var. 90 km/saat hızında seyahat ediyorsunuz. 180 km yol almışsanız bu mesafeyi 180/90=2 saat gibi bir süre içinde kat etmiş olursunuz. Burada alınan yolun mesafeye bölümü zamanı verir. Yani zaman bir ölçüde mekân ve harekete bağımlı olarak tanımlanan bir kavramdır. Ve bilhassa hareketin ve hızın bir göstergesi hükmündedir. Hareket de bir yer ve mekân içinde gerçekleştiği için, dolayısıyla zamanın mekâna da bağlı olduğu söylenebilir.

İçinde bulunduğumuz dünyanın zamanı da böyledir. Yani saat dediğimiz kavram, dünyamızın bir gece ve gündüzde kat ettiği yolun 24 eşit parçaya bölünmesi ile elde edilir. Bu sebeple dünyamız kendi ekseninde 24 saatlik bir zaman diliminde yaklaşık 40 bin km yol alır.

Ekvator çevresini yaklaşık 40 bin km kabul edersek, dünyanın dönüş hızı da yaklaşık 1669 km/saat olur. Demek ki, ‘1 saat’ diye tanımladığımız zaman kavramı, dünyanın 1699 km yol almasına karşılık gelen bir zaman dilimidir. Bu durum sadece dünyamıza ait bir durumdur. Güneşin, gezegenlerin ve yıldızların zamanı muhakkak ki farklıdır. Çünkü her bir yıldızın dönüş hızı farklıdır. Önceleri dünya zamanının bütün kâinat ölçeğinde sabit bir değer olduğu kabul edilirdi. Ancak yirminci yüz yılın başında zamanın izâfî olduğu, cismin hızına bağlı olarak artıp azalabileceği keşfedildi. Yani zaman, hıza göre değişen bir boyut, bir kavramdı. Yüksek hızlarda zamanın daha yavaş ilerlediği bilimsel deneylerle ispat edildi. Demek ki zaman hıza göre azalıp, artabiliyordu.

Bediüzzaman Hazretleri, Lem’alar adlı eserinde bu hususa, “Şu dünyada zamanın, fenâ ve zevâli eşyadaki tesirâtı gayet muhteliftir” ifadesi ile dikkat çeker. Üstelik Sözler adlı eserinde biraz daha ileri bir tanım yapar: “İşte, zaman, çünkü, harekâtın bir rengi, bir levni, yahut bir şeridi hükmünde olduğundan, harekâtta câri olan bir hüküm, zamanda dahi câridir.” (Sözler: 525.)

Bu ifadeler zamanın değişken, izâfî, bağıl ve hareketin bir göstergesi olduğunu net bir şekilde açıklar. Aslında şu dünyada bile bu durum az bir dikkat ile anlaşılır. Zira biz insanlar aynı zaman dilimi içinde yaşamamıza ve maddî hayatımız aynı zaman tesiri altında olmasına rağmen, his, ruh, akıl, kalp ve diğer mânevî hasselerimiz farklı zamanlarda yaşayabilmektedir. His ve duygularını inkişaf ettiren insanlar zamanı kendilerine göre tanzim edip, aynı anda farklı işler yapabilmektedirler. Öyle ki bazı insanlar bir dakikada bir günlük işi yapmışlar. Aynı zaman diliminde birkaç yerde bulunarak içinde bulundukları şu dünya hayatının zaman ve mekân sınırlarından dışarıya çıkabilmişler. Demek ki her insan için farklı bir zaman dilimi var.

Suâl: Dünya hayatındaki zamanı bir ölçüde anladık. Peki ahiret yurdundaki ‘zaman’ nasıl olacak?

Cevap: Ahiret hayatı bu dünyadan farklı olduğu için elbette ki zamanı da farklı olacaktır. Belki de orada bizim bildiğimiz zaman olmayacaktır.

Bunu şu ifadelerden anlıyoruz: “Evet, dünya dârü’lhikmet ve âhiret dârü’lkudret olduğundan, dünyada Hakîm, Mürettîb, Müdebbir, Mürebbî gibi çok isimlerin iktizâsıyla dünyada icadı eşya, bir derece tedricî ve zamanla olması, hikmeti Rabbâniyenin muktezâsı olmuş.

“Âhirette ise, hikmetten ziyâde kudret ve rahmetin tezâhürleri için maddeye ve müddete ve zamana ve beklemeye ihtiyaç bırakmadan, birden eşya inşâ ediliyor. Burada bir günde ve bir senede yapılan işler, âhirette bir anda, bir lemhada inşâsına işareten Kur’ân-ı Mu’cizü’lBeyân, ‘Kıyâmetin gerçekleşmesi ise, ancak göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır’ (Nahl Sûresi: 77.) ferman eder.” (Sözler: 106.)

Bu ifade ahirette zaman kavramının olmayacağına işaret ediyor. Zira ahirette mekân değiştiği için bu dünya şartlarında yaşadığımız zaman da o ölçüde anlamını yitiriyor.

Suâl: Mezkûr ifadede geçen, “âhirette bir anda, bir lemhada inşâsına işareten” tâbiri içindeki “bir anda” kelimesi bir zamana işaret ediyor gibi?

Cevap: Evet, burada bir zaman varmış gibi gözüküyor. Ancak bu bildiğimiz tarzda bir zaman değil. Belki zamansızlığa işaret ediyor.

Mânâ, zihinlerimize yakınlaşsın diye böyle denilmiş. Aslında bu dünya şartları içinde bile ışık hızındaki bir sür'atte zaman sıfırlanıyor. Ahirette ise hayal ve ruh sür'atinde bir hayat olacak. Bu sebeple bildiğimiz zaman kavramı da anlamını yitirecek.

Suâl: Yukarıda geçen ifadede “zaman, harekâtın bir rengi,” olarak tanımlanmış. Buradan, hareket olan her yerde zaman olacağı anlaşılır. Ahirette ise mutlaka ki hareket vardır. Bu da bir zamanın olması gerektiğine işaret etmiyor mu?

Cevap: Muhakkak ki hareket olan yerde zaman da vardır. Ama bu bir ölçüde hareketin hız ve niteliğine bağlıdır. Asrımız bilim adamları şu yaşadığımız kâinat içinde bile zamanı harekete göre sınıflandırmışlar. Bu sınıfa göre üç tip zaman var: Birisi, ışık hızının altında pozitif yönde akan bir zaman. Diğeri, ışık hızında sıfır olan bir zaman. Üçüncüsü ise, ışık hızının üstünde eksi yönde akan bir zaman. Demek ki bu dünya şartlarında bile ışık hızına çıktığınız zaman, zaman ortadan kalkabiliyor.

Ahiret şartlarında ise iki durum gözüküyor. Birincisi mekân açısından ortaya çıkan zaman. Ahirette mekân sabit olacağı için dünya şartlarındaki zamanın orada olmayacağı açıktır. Zira bu dünyadaki zaman tegayyür ve tebeddül sonucundaki hareketten ortaya çıkıyor. Ahirette böyle bir durum yok. Cennet ve Cehennem hayatı bir ölçüde sabit ve daimî hayat tarzlarıdır. İnsanın hareket ve hayat tarzına gelince: Ahirette insan hayatı inkişaf edecektir. Üstadın tabiri ile insan, “ruh sür'atinde, hayal hızında” bir hayat sürecektir. Bu sebeple her insanın kendine ait bir zamanı olacaktır. Veya zamansızlığı... “Çünkü ruh zamanla mukayyet değil. Hissiyâtı insaniye ruh derecesine çıktığı vakit, o hazır zaman genişlenir; başkalarına nisbeten mazi ve müstakbel olan vakitler, ona nisbeten hazır hükmündedir” (Mektubat: 55.) sırrınca zamanı kendine ait olan bir hayat tarzı ile yaşamaya devam edecektir. Ruh ve hayal sür'atindeki bir hızın da zamanı kendine göre bükebileceği açıktır. Bu durum dünya şartlarında bile olmaktadır ki, ahirette elbette ki yaşanacaktır. Üstelik her bir insanın ahirette farklı bir boyutu olacaktır. Her bir insan farklı bir boyut ve hayat tarzı içinde yaşayacaktır. İnşallah bu konuyu da başka bir yazımızda ele alalım. iakgun@tnn.net

HALİL AKGÜNLER

18.05.2009


Öldürme psikolojisi

Mardin’deki öldürme olayı bütün Türkiye’yi sarstı. Yazılı ve görsel basının hemen tamamı bu konu üzerinde yorumlar yaptı, konu günlerce haber programlarında yer buldu, sebepleri ve sonuçları üzerinde fikir yürütüldü.

Peygamber Efendimizin (asm) on dört asır önce dikkat çektiği, bu konu ile alâkalı bir hadisini nazarlara sunmak istiyorum. Bu öldürme psikolojisini harika bir şekilde ifade etmiş.

Ebû Hüreyre’nin (r.a.) rivâyet ettiği bir Hadisi Şerifte Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

“Zaman kısalıyor, (faydalı ilimle) amel etmek azalıyor, (dünya ehlinin gönlüne) cimrilik konulur, fitneler açığa çıkar, ‘herc’ çoğalır.”

“Ya Resulallah, herc nedir?”

“Öldürmedir, öldürmedir.”

Zamanın kısalması konusunda Hz. Enes’in (ra) rivayet ettiği başka bir hadiste şöyle denilmektedir:

“Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi kısa olur.”

Burada zamanın bereketinin azalacağı, senenin ay kadar, ayın hafta kadar, haftanın da bir gün kadar bereketsiz olacağı konusuna dikkat çekilmektedir. Yani insanlar ömürlerini çok lüzumsuz şeylerde tüketeceklerdir. Ömrün kullanılması konusundaki önceliklerin yönü dünyaya ve dünyanın da mâlâyani sayılabilecek işlerine çevrilecektir.

Bir başka açıdan, kıyâmete yakın zamanlarda, öyle imkânlar doğacak, öyle büyük gelişmeler olacak ki, eski zamanda bir senede yapılan işler, o zamanda bir ayda yapılabilecektir. Bir ayda yapılacak işler, o zamanda bir haftada yapılacaktır. Teknolojinin getirdiği kolaylıklara ve imkâna dikkat çekilmektedir.

O dönemin insanları bildikleri ile amel etmeyecekler. Kötülüğün kötülük olduğunu bildiği halde yapacak, iyiliği de bildiği halde terk edebilecektir.

Bunlar toplumun geneline bakan ifadelerdir.

Burada hadisin son cümlesi üzerinde biraz yorum yapmanın, olayın psikolojik boyutuna dikkat çekmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Bir vahşi hayvanın bile vahşette bu kadar ileri gitmediği bir dünyada insan fıtratı bu kadar nasıl bozulabilir, bunun üzerinde düşünmek gerekmektedir.

Yıllarca bu olayların içinde yaşamış, gözünü kırpmadan insanları öldürmüş birinin hatıralarından bir pasaj aktararak bu tür insanların ruh halini deşifre etmeye çalışmak istiyorum:

“Anarşistin de tek hedefi var, o da savaşmak ve öldürmektir. Onun mantığına göre, mantığın dili, sadece savaştı. Ne olursa olsun savaş. Her şeye böyle bir pencereden bakılıyordu.

“Her şeyin savaşa odaklandığı bir psikoloji hâkim oluyordu. Terörün kuralları, savaşın kurallarından daha korkunç olarak ortaya çıkıyordu. Birisi hakkında güven ortadan kalktığı zaman, onunla görünmek affedilmez bir kara leke olarak gözükmektedir. Dağa taşa korku hâkimdir. Herkes, örgütün hayalinden bile korkar ve ürker.

“İnsana değer verme son sıradaydı. Basit bir araç gibi muâmele görüyordu. Örgütün ve başındakilerin ayakta kalması, ölümleri çoğaltmakta yatıyordu. Ölüm, onun krallığını sürdürdüğü tek dayanaktı.”

Bu ruh halindeki bir insandan ne beklenir? Hayatı öldürmek üzerine kurulmuş bir ölüm makinesi sanki. Karşısındaki onun gözünde bir insan değil. Sadece bir hedeftir. Silâhını ha bir taşa doğrultmuş, ha bir insana, onun gözünde ikisinin arasında hiçbir fark yoktur.

İnsanların beyninden kutsalları silindiğinde, onun yerini başka şeyler dolduracaktır. Kendi kutsalını meydana getirecektir. Kutsalı ya Allah koyacak veya insan kendi koyacak. İnsan kendi kutsalını koyarsa işte böyle oluyor.

Bundan kurtulmanın tek yolu var, insanların vicdanlarını din ile beslemek. Dini bilmek demiyorum, dini yaşamak diyorum. İnsanların his ve vicdanlarını etkileyecek bir bilgiden bahsediyorum. Kızlarını diri diri toprağa gömen cahiliye toplumunun karıncayı öldüremez hâle gelmesi şeklindeki yaşamadan bahsediyorum. Bunu da ancak İslâm başarabilir.

Said Nursî’nin güzel bir sözünü hatırlayalım:

“Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhyâi dinle olur, şu milletin ihyâsı.” ali_sarikaya@yahoo.com

ALİ SARIKAYA

18.05.2009

 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri

Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim - Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl
Reklam Linkleri: Risale Yorum- Risale Çocuk- Oktay Usta - Euro Nur - Fıkıh İnfo- Ahmet Maranki- Cevşen - Yeni Asya Barla - Makdis