"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Makamat-ı mânevîye mesleğimizde mevzu-u bahis değil

Abdülbakî ÇİMİÇ
03 Haziran 2019, Pazartesi
Bediüzzaman Hazretleri’nin talebelerine yazdığı mektuplar bilinir.

Hatta bu mektuplar Yirmiyedinci Mektup olarak Mektubat eserine girmiştir. Ancak hacimleri çok büyük olduğu için Barla, Kastamonu ve Emirdağ Lâhikası mektupları olarak müstakil olarak neşredilmişlerdir. Bir de talebelerin Üstadları Bediüzzaman’a yazdıkları mektuplar vardır. Bu mektupların bir kısmı münteşir lâhikalara girdiği halde, önemli bir kısmı girememiştir. Hem Bediüzzaman’ın, hem de talebelerinin neşredilmeyen mektupları ‘Gayr-ı Münteşir’ mektuplar sınıfına dâhildir.

Elimizde bulunan yekûnu epey hacimli bir kitap kapasitesinde olan bu mektupların önemli bir kısmı Üstada yazılmış olup Bediüzzaman’ın tashihatından geçmiştir. Hatta bir çok mektubun girişine Bediüzzaman “Lâhikaya Girsin” notu yazdığı halde giremeyen mektuplar vardır. Bu mektuplar saff-ı evvel Nur Talebelerinde dağınık vaziyette iken, bazı hususî gayretlerle bir araya getirilmeye çalışılmıştır.

Muhammed Serkan isimli bir kardeşimiz bu konuda epey bir emek vermiş olup bir Risale-i Nur Külliyat Programı içerisine “Gayr-ı Münteşirler” başlığı açarak bu mektupları kendi gayreti ile tanzim ve tasnif etmeye çalışmıştır. Ancak bu çalışma da yeterli olmayıp geniş bir dairede taramalar yapılarak teşrikü’l mesâi, taksim-i a’mâl ve teavün düsturu ile bu mektuplar tasnif edilmelidir. Mütesanid bir heyet bu konuda çalışabilir ve çalışmalıdır. Bediüzzaman Hazretleri ve talebelerinin yazmış olduğu çok kıymetli mektuplar bu Gayr-ı Münteşir mektuplar içerisinde kalmıştır. Zaman zaman çalışmalarımızda ve araştırmalarımızda bu mektuplardan istifade ettiğimizi hatırlatalım.

Sizlerle bu gün münteşir olmayan ancak Tılsımlar Mecmuası’nın Zeyli olan Maidet-ül Kur’ân’ın girişine giren Bediüzzaman’ın önemli bir mektubunu paylaşacağız. Bediüzzaman Hazretleri Emirdağ Lâhika mektuplarında bu eserin muhteva ve dâvâsını, şahsına ait kısmını Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsine çevirerek tasdik etmiştir. “Mâidet-ül Kur’ân isimli bu eseri, Bediüzzaman Hazretleri de görmüş, okumuş ve tasdik etmiştir. Hattâ Üstad Bediüzzaman tarafından bu Risale bazı ta’dil ve tashihlerden sonra, 1946-1948’lerde teksir makinesiyle ve İslâm harfleriyle neşredilen Tılsımlar Mecmuası adlı kitabın âhirine ilhak edilerek neşrettirilmiştir. Böylece “Mâidet-ül Kur’ân” Tılsımlar Mecmuası’nın Zeyli olarak Üstad tarafından da kabul edilmiştir. Lâkin 1948’de vukua gelen Afyon Mahkemesi’nin savcı ve hâkimleri veya onun ehl-i vukufu Mâidet-ül Kur’ân eserini, rapor ve iddianamelerinde çok fazla mevzu ettikleri için, Hazret-i Üstad Afyon hapsinden sonra onu Tılsımlar Mecmuası’nın arkasından ayırmış ve umumî neşirden kaldırmıştır.” 

Bediüzzaman’ın büyük makamları kabul etmemesini ifade ettiği ve Maidet-ül Kur’ân eserine giren mektub şöyledir:

“Aydın havalisinin Hasan Feyzi’si ve Hüsrev’i ve Mehmed Feyzi’si ve “Risale-i Nur’un mânevî avukatı” Ahmed Feyzi’nin üç seneden beri âlîmâne, müdakkikane yazdığı şu gelen istihracat-ı gaybiyeyi ve Sikke-i Tasdik-i Gaybiye’nin bir kuvvetli hücceti ve şahidi bulunan şu risaleciği (Maidet-ül Kur’ân, Hazinet-ül Bürhan) dikkatle mütalâa ettim. Onun tetkikatına ve Risale-i Nur’un kıymetini tam hadîs ile âyet ile isbat etmesine karşı hayret ve istihsan ile “Mâşaallâh, Bârekâllah” dedim. Fakat bir derece tabire muhtaçtır. Ayn-ı hakîkattir, fakat Saîd hakkında hususan son kısmın haşiyelerinde şahsiyetim itibariyle haddimden yüz derece ziyade bir hüsn-ü zannı ile hakîkatin sureti değişmiş.

Evet hem Sikke-i Gaybi’ye hem onun yazdığı âyetler ve hadîsler müttefikan bu asırda bir hakîkat-ı nurâniyeye işaret ediyorlar ve bu asır ve bu zaman cemiyet zamanı olduğundan şahs-ı mânevî hükmedebilir. Hususan mânevî vazifelerde maddî şahısların ehemmiyeti azdır, dağlar gibi vazifeler o zaif şahsiyetlere yükletilmez.

Bazı âyat-ı kerime ve ehâdis-i şerife âhirzamanda gelecek bir müceddid-i ekberi mâna-yı işari ile haber veriyor. Fakat o gelecek zatın ve cemiyetin üç vazifesinden hakîkatta en ehemmiyetlisi olan ve zahiren en küçüğü görünen îmânı kurtarmak ve hakâik-i îmâniyeyi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı mânevîsi tam yaptıklarından o gelecek zata dair haberleri ve işaretleri Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsine hatta bazen tercümanına da tatbike çalışmışlar ve Şerîatı ihya ve hilâfeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki mühim vazifesini nazara almamışlar. Onların kanaatları onların Risale-i Nur’dan istifade cihetine faidelidir, zararsızdır; fakat Nur’un mesleğindeki ihlâsa ve hiçbir şeye alet olmamasına ve dünyevî ve mânevî makâmâtı aramamasına zarar verdiği gibi, Nurlar’ın muarızları her taifenin hususan siyasî taifenin tenkidine ve hücumuna vesile olabilir. Onun için ben bu müdakkik kardeşimizin risaleciğinin bir kısmını ve bazı cümlelerini kaldırmakla bir parça ta’dil ettim. Siz tam ta’dilat yapınız ve size gönderdim. Tılsımlar Mecmuası’nın âhirinde yazılsın. Bâkî kalan kısmını da şahsıma ait kısmını kaldırıp, bakiyesini ta’dil ederek belki size göndereceğiz. Bu münasebetle bugünlerde ruhuma gelen bir ihtarı kalbimle gördüğüm bir mânayı beyan edeceğim ki, kardeşim Ahmet Feyzi benden gücenmesin. 

Şöyle ki: Nurlar’ın fütuhatını kalben temaşa ederken bazı has kardeşlerimizin Nurun tercümanına verdikleri makam noktasında baktım; o makama nisbeten fütuhat az olmasından o makamın şerefi için bir hırs ile vazife-i İlâhiyeye karışmak gibi şekva geldi. 

Binler derece şükür ve sırf rıza-yı İlâhî noktasında bazı bîçarelerin Nurlar’la îmânlarını kurtarmak cihetiyle binler hamd, sena ve şükür lâzımken bir teşekki ve sıkıntı geldi. Sonra mahviyet ve terk-i enaniyet ve ihlâs-ı tam ile aynı vaziyete baktım gördüm ki, o fütuhatta binler hamd ve sena ve teşekkür ve mânevî sürür ve sevinç ruhuma geldi. Ben o halde iken anladım ki makamat-ı mânevîye dahi mesleğimizde mevzu-u bahis olmamalı. Eğer bazı has kardeşlerimin hakkımdan yüz derece ziyade bana verdikleri hisse ve makam hakîkat olsa ve hakkım da olsa mezkûr hakîkat için bırakmağa meslek-i Nuriyedeki ihlâs-ı tâmme mecbur eder. (Said Nursî) 

Dipnot:

1- Risale-i Nur’un Kudsi Kaynakları, A. Badıllı.

Okunma Sayısı: 934
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı