"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gazeteler millete tercüman olmalı

Abdullah ŞAHİN
19 Mart 2019, Salı
Gazete ve gazetecilik, evrensel değerlere bağlı hür ve demokrat dünya ülkelerinde, toplumu yönlendirip şekillendiren dördüncü güç olan medyanın en önemli unsurlarından birisidir.

Sulh-u umuminin tesisi ve milleti aydınlatma ve milletlerin bekasında, kendi milletinin olduğu kadar, insanlığın da ortak sesi ve sözcüsüdürler.

Bu sözcü ve ses olma hasiyeti, milletleri hayra sevk etmede böyle yüksek bir kıymete haiz olduğu gibi, bunun tersi olan insanları birbirine düşürüp, toplumu ayrıştırma ve kötülük ve şerlerin taraftar kazanmasına sebep olma manasında ise, toplumlar ve insanlık için, aynı zamanda, bir zehir ve bir seretan hastalığı hüviyetine bürünebilmektedir.

Şurası da bir gerçek ki, nefis ve şeytanın teşvikiyle, Hz. Adem’in Cennetten çıkarılmasından ve Kabil’in Habil’i katletmesinden itibaren, beşerin hayır ve şer ordularının, bütün maddî ve manevî güçlerini seferber ederek muharebe etmesine tarih ve insanlık şehadet etmektedir.

Bu husus ebedî saadet saraylarını kaybedip kazanma imtihanının asıl unsuru olup, insanlık var oldukça, durmaksızın, devam edecektir. Bu mücadelenin bitmesi demek, aynı zamanda kıyametin de kopması anlamına gelmektedir.

Risale-i Nur eserlerinde Bediüzzaman, fen ve teknolojinin kemale erdiği ahir zamanda, kılıçla yapılan maddî cihad yerini, kalem, kitap ve irşadla yapılan manevî cihadın alacağını haber vermiştir.

Memleketin en zor günleri olan İstiklâl Savaşı yıllarında ve öncesinde, aynı zamanda kendisi de ateşli ve etkili bir muharrir olan ve bir çok gazetede milletin kurtuluşu için makaleler yazan Bediüzzaman, gazete ile yapılacak ilânat ve mücadele konusunda aşağıdaki ikazı yapmaktadır:

“Cumhur-u mü’mininin kabul etmediği bir şeyin gazete ile ilânı, milleti dalâlete dâvettir.” (Mesnevî-i Nuriye, sh: 142)

Bu açıdan konuya baktığımızda: Nasıl ki medeni hukukta işlenen suçların gazete ile ilânı, suçu övüp teşvik anlamında, suçu umumîleştirip cezaları arttırmaktadır. Bu nevi suçların manen hukukullahtaki karşılığı ise, günahları teşvik ve umumîleştirmek anlamına geldiğinden, bunun karşılığının Cehennem hapsi hesabına kaydıdır.

Aynen öyle de, bunun mana-yı muhalifi olan ve insanları hayır ve güzelliklere teşvik edip sulh-u dünyevîye ve uhrevîyeye katkı sağlayan hususiyetteki gazete yazı ve ilânatların da, hem dünyada ideal insanlar nezdinde, hem de Allah katında yüksek dünyevî ve uhrevî karşılığı olacaktır. Bunu, cumhuru mü’mininin kabul ettiği şeylerin gazete ile ilânı ehl-i dalâlete vurulan bir darbedir, cümlesiyle özetleyebiliriz.

Kötülük ve kötülerle mücadelenin manevî bir cihad olduğu hakikatine binaen, bu manada hayırları emredip teşvik eden, şerlere karşı gelip ona mani olmaya çalışan nitelikteki yazılar, ahir zamanda kılıç yerine kalemle yapılacağı haber verilen cihad hakikatinin önemli bir tezahürü olup; bu niyetle, gazete üzerine yapılan çalışma ve hizmetler de manevî cihad metaı olarak, inşallah, Allah katında yerini alacaktır.

Gazetecilik mesleğini, “Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib olmalı” sözleriyle özetleyen Bediüzzaman, Volkan ve zamanın diğer gazetelerinde yazdığı makalelerinde, bu zamanın en büyük farz vazifesinin, İttihad-ı İslâm olduğunu, bunun cihetü’l-vahdetinin tevhid-i İlâhî, peyman ve yemininin iman, meşrebinin ise muhabbet olduğunu söyler.

Ayrıca gerçek anlamdaki meşrûtiyet hakikatinin umdelerinin en yüksek seviyede yer alıp değer kazandığı ittihad-ı İslâm hakikatinin, istinat ettiği diğer hakikatleri de saydıktan sonra, özet olarak, sadece İslâm âleminin değil, bütün insanlığın ittihadı anlamındaki hakikatlere havi olan bu ittihad ve birlikteliğin, nâşir-i efkârının ise, umum İslâmî kitaplar ile i’lâ-yı kelimetullahı hedef-i maksat eden umum dinî cerideler, olduğunu ifade eder.

Gazete ve gazeteciler, meşrûtiyet ve demokrasinin en önemli teminatlarından biri olmakla birlikte, İslâm âlemi ve insanlık âleminde toplumu uyandırıp şekillendiren birer nasih ve rehberidirler.

Bu noktadan Bediüzzaman Hazretleri gazetecileri “huteba-i umumî (umuma hitap eden hatipler, vaizler)” olarak tavsif etmiştir. (Eski Said Eserleri, Makalât, sh: 57)

Biz de diyoruz ki, ne mutlu bu vazifeyi hakkıyla ifâ edenlere.

Okunma Sayısı: 809
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı