"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mesele temsil meseli bulmaksa…

Ahmet BATTAL
30 Nisan 2019, Salı
Müslümanlar İslamiyet’i yaşayarak temsil edebilseler, samimiyetle Müslüman olmak isteyen Batılıların önünde fazla bir mani ve bir mesele kalmayacak. Hele biz. Hele Türkiye.

İktibas Dergisi’nin internet sayfasında Ankara İlahiyat Fakültesi’nin hocalarından Prof. Dr. Mehmet Akif Koç’un bir konuşması yayınlanmış. 

Tümü önemli ama özellikle doğru değerleri doğru şekilde temsil etmekle ilgili bir yeri dikkatimizi çekti. Şöyle: 

“Bundan önceki Alman Şansölyesi Gerhard Schröder. Dünyanın ikinci büyük ekonomisinin başındayken, Almanya’yı yönetirken; ana bir, baba bir, öz ağabeyi Almanya’da neyle geçiniyordu bilin bakalım? 8 ay iş bulamadı, işsizlik maaşıyla geçiniyordu. 8’inci ay iş buldu. Nerede buldu bilin bakalım? Kanalizasyon şirketinde. Ağabeyi 5 sene Almanya’yı yönetti, o da 5 sene kanalizasyon işçisiydi. Bu olay, … hiçbir Müslüman ülkede olamaz şu anda, Bangladeş’te bile olamaz. Sen daha diyorsun ki niye Müslüman olmuyorlar? Adam böyle bir pozisyondan öyle bir pozisyona geçer miyim diye düşünecek.”

Aynı web sayfasından okuduğumuz “Ankara Düştü” başlıklı yazısında Ümit Aktaş da belediye seçimlerinin sonuçlarının tahlili sadedinde ama aslında temsil ile ilgili olarak şunları yazmış: 

***

Yirmi beş yıl önce, 1994 yılında seçimi kazanan Refah Partili belediyeler, Türkiye için yeni bir başlangıcın ve aynı zamanda sosyopolitik değişimin işaretini vermişlerdi… 

Ne var ki bu toplumsal hareket… kendisini iktidara taşıyan demokrasinin temel ilkelerine riayetkâr davranmak yerine buradan kendisine ebedi bir muktedirlik hakkı çıkarmaya çalışarak, tam da bir kuşak sonrasında aynı sonuçla karşı karşıya gelecek; bu kez Ankara yeniden düşecek ve İstanbul kaybedilecektir. 

… her sapma ve kırılma noktasında, “durun bakalım, ne oluyoruz, bunların kitapta yeri var mı, insanlığın ortak değerlerine, iyiliğe ve meşverete uygun mu?” demek yerine, “büyüklerin bir bildiği vardır, düşmanları sevindirmeyelim” deyip susmayı tercih ederek sonucu belli olan bu gidişat karşısında suskun kalınmıştı. … Oysa sürdürülmekte olan giderek aşikârlaşan bir biçimde yoksulların ve yoksunların değil, zorbaların ve mağrurların iktidarıydı. Halk ise doğrusu bu konuda oldukça sabırlı ve ferasetli davrandı. Yeniden fırsatlar verdi iktidara. Ama iktidar her defasında bu fırsatları halkın açtığı krediler olarak görmek yerine kendi becerisinin ve gücünün bir sonucu olarak değerlendirdi. Eleştirinin tüm imkânlarını yok ettiği gibi, kendisi de adım adım uzaklaştı özeleştiriden … Dostluğun ve barışın imkânları değil, düşmanlığın ve ihanetin söylemleri yaygınlaştırıldı. Tüm bunlar yapılırken de kapitalizm tüm değerleriyle en mahrem noktalarımıza kadar sokuldu. AVM’ler, şehirlerin en görkemli tapınakları haline getirildi. Bunların üzerine çekilen sahte bir dindarlık cilası ise, sadece münafıklıkları artırdı. …

Hani kardeşlik ve insanlık değerlerimiz? Bilinen tüm toplumsal değerleri hüllelerle yerinden etmedik mi? Kendimize yapılan adaletsizlikler konusunda feveran ederken, adalet kurumuna görkemli binalardan, silahlarla donanmış korumalardan, lojmanlardan ve pahalı makam otolarından başka ne kazandırabildik? 

***

Bu değerlendirmelerden bizim anladığımız özetle şu: Türkiye’de dindarlar devlete yakınlaştıkları ölçüde İslamiyet’i temsilden uzaklaşıyorlar. 

Eğer biz şu devlet denilen tuzaktan kurtulabilsek ve dini hakkıyla temsil edebilsek var ya…

Okunma Sayısı: 1417
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-3

    30.4.2019 16:18:47

    İktisat inancın emri iken, "itibardan tasarruf olunmaz" deyip lüks, israf, kibir,ihtişama yelken açan politik İslamcılar, dindarların genetik kodlarının da değişmesine sebep oldular. Mesela, "yalan" mergub meta, geçerli akçe. Hele bir de din sosuyla süslenirse... İnhiraf/sapma, başlangıç noktasında dar açılı iken ilerledikçe açı büyümektedir. Başlangıçta Harun olmayı amaçlayan siyasal İslamcı yönetim anlayışı, geldikleri son noktada Karun olmayı kendilerine bir hak olarak görmüş olmalılar. Orta Doğu coğrafyası işte bu anlayışın sancılarını çekmektedir. Karun sınıfından idarecilerin Harun sınıfından halka istibdat ve tahakkümü. Türkiye ve İslam Dünyasında temsilde vaziyet bu olunca, Batı dünyasının İslam'a bakışı hiç şüphesiz menfi olacaktır. Gücü, saygınlığı, itibarı, adaleti... saraylarda arayanlar aradıklarını bulmaları imkansızdır. İstisnalar hariç "saraylılardan" hürriyet, adalet, demokrasi, hukuk, insan haklarına riayet....umuduyla bekleyenler! Bu istasyondan o tren geçmez!

  • Gündüz Alp-2

    30.4.2019 15:58:03

    Bir iktidar yanlısının "Yalan altın çağını yaşıyor" demesi siyasal sapmanın boyutlarını göstermesi bakımından fevkalade ibret ve ders verici. "Dindar iktidar" döneminde "yalanın altın çağını yaşaması" birbiriyle asla örtüşmeyen iki mesele. Yalnızca yalan mı?Toplumsal barış ve huzuru tehdit eden sair konularda da ciddi sapmalar vardır. İktidarın meşruiyet kaynağını hakimiyet-i milletten alıp "dindar" olmaya vererek demokratik hukuk devletini istibdat ve tahakküme çeviren ve buna destek veren dindarların temsil noktasında doğru davrandığını söylemek mümkün mü? Teşhis, tespit, tarif ve tanımlamaların doğru yapılması gerekmektedir. Bireylerin, kabuğun öze feda edildiği, görünür olmanın öne çıkartıldığı bir dindarlık anlayışına doğru yol adeta zorlandığını müşahede ediyoruz. Menfi siyaset, aldatıcı eylem ve söylemleriyle, dindarların kutsalını, kutsal olmayan dünyevi şeylerle değiş tokuş yaptırdı. Artık kutlu dava: Particilik.

  • Gündüz Alp

    30.4.2019 15:41:12

    Sayın Battal, sanırım Ramazan Kara isimli okuyucunun dediğinden hareketle mütedeyyin yani "dindar" ile "dinci" olanı ayırt edersek kafalarda şüphe, tereddüt ve soru işareti kalmayacaktır. Bu tasnif ve doğru tanım ciddi, samimi dindarları da töhmetten kurtaracaktır. Zira hepimiz biliyoruz ki temsil noktasında "Doğru İslamı ve İslamiyete layık doğruluğu" temsil edenler dindar kitleler de vardır. Bunlar bahsimizden hariçtir. Bir yanlış ya da hata diğerinin hatasına özür ve senet olamaz. Devletin dinden elini çekmesi, devlete yapışan dindarın da yakasını devletten kurtarması ve temsilin tam hakkını vermesi gerekmektedir. 25 yıl önce belediye hizmetlerini köprü ve basamak yaparak iktidara yürüyen zihniyet ve yönetim anlayışında bugün ciddi inhiraf/sapmalar yaşanıyor. Mesele salt iktidar olunca, sair konular ikinci, üçüncü mesele haline geliyor. Geldi de.

  • Ramazan Kara

    30.4.2019 12:55:14

    Yazılarınızda dindar kavramını çok fazla kullanıyorsunuz. Kimler dindar ve kimler değil? Bu kavramin çerçevesini bir gün yazarsaniz çok sevinecegim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı