"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İbadet, insanın Allah’a karşı bir hizmetidir

Ahmet DEMİRDÖĞMEZ
24 Mart 2019, Pazar
RİSALE-İ NUR’DA İBADET - 4

Risale-i Nur, insana verilen maddî manevî bütün cihazların ayrı ayrı ibadetleri olduğunu ve bunun neticesinde de küllî bir ubudiyeti kazandırdığını beyan etmektedir. 

İnsandaki pek kesretli âlât ve cihazatın her birisinin ayrı ayrı hizmeti, ubudiyeti olduğu gibi, ayrı ayrı lezzeti, elemi, vazifesi ve mükâfatı vardır.”1

Risale-i Nur, ibadetin iki çeşit ve iki cihetiyle birlikte bir de küllî olmasına dikkat çekmektedir. Bu ise, insana verilen bütün cihazların veriliş gayelerine göre kullanılması demektir. “İnsanın bir ferdinde bir cemaat-ı mükellefîn bulunur. Evet, her bir uzuv, bir şey için yaratılmıştır. O uzvu, o şeyde kullanmakla mükelleftir. Meselâ, her bir hasse için bir ibadet vardır. Onun hilâfında kullanılması dalâlettir. Meselâ, baş ile yapılan secde Allah için olursa ibadettir, gayrısı için dalâlettir.” 2 İnsan kendisine verilen bu cihazların farklı tartıp tanıması ile Allah’ı bütün isim ve sıfatlarıyla tanıyor ve buna göre iman ve marifeti tahkikileşiyor. Ayrıca, insan ibadetiyle bütün mahlûkatın ubudiyetlerini de temsil edip Cenab-ı Hakk’a takdim ederek ubudiyetini küllîleştirmektedir.

Küllî ibadet, insanı sair mahlûkattan ayıran ve üstün kılan en mühim cihetlerdendir. Evet, “İnsanın sair zîhayatlar üstündeki tefevvuku ve rütbesi ise; yüksek seciyeleri ve cem’iyetli istidadları ve küllî ubudiyetleri ve geniş vücudî daireleri itibariyledir.” 3 Çünkü “Cenab-ı Hak insanı kâinata câmi’ bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve Esma-i Hüsnadan her birisinin tecelligâhı olan herbir âlemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır.” 4 Bu itibarla, insan maddî ve manevî herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle küllî ibadeti îfa etmiş olacaktır. “İnsanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifedar letaifi ve hasseleri vardır. İnsan-ı kâmil odur ki: Bütün o letaifi; kendilerine mahsus ayrı ayrı tarîk-ı ubudiyette, hakikat canibine sevk etmekle sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir surette, kalb bir kumandan gibi, letaif askerleriyle kahramanane maksada yürüsün.” 5 Bütün bu manalar akabinde, mü’min olan bir insan, öncelikle bütün ibadetlerin özeti ve fihristesi hükmündeki ve bütün mü’minlerin fariza-i zimmeti olan farz namaz ibadetini mutlaka ifa etmelidir. “Bir nevi Mi’rac hükmünde olan namazın hakikatı; mahz-ı rahmet olarak Zât-ı Celil-i Zülcemal ve Mabud-u Cemil-i Zülcelal’in huzuruna kabulündür. “Allahü Ekber” deyip, manen ve hayalen veya niyeten iki cihandan geçip, kayd-ı maddiyattan tecerrüd edip bir mertebe-i külliye-i ubudiyete veya küllînin bir gölgesine veya bir suretine çıkıp, bir nevi huzura müşerref olmaktır.” 6 olan namaz hakikatini birinci sıraya koymalıdır.

Risale-i Nur, eşref-i mahlûkat ve halife-i zemin mertebesindeki insanın aslî vazifesi olan ibadeti yapmaması halinde çok büyük suç işleyeceğini ve şiddetli cezaya müstehak olacağını, ayrıca hem kendi nefsine yani canına zulüm, hem de mahlûkatın hukukuna tecavüz edeceğini ısrarla belirtmektedir, şöyle ki: “İbadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebed’in raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve manevî bir zulüm eder. Çünki mevcudatın kemalleri, Sâni’a müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadet ile tezahür eder. İbadeti terk eden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez, belki de inkâr eder.” Evet, “Terk-i ibadet, kâinatın kemalâtını bir inkârdır. Hem hikmet-i İlâhiyeye karşı bir tecavüz olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur.” 7 Hâlbuki “Cenab-ı Hak insanın ibadetine ve hiçbir şeye muhtaç değildir. Fakat insan ibadete muhtaçtır, manen hastadır. İbadet ise, manevî yaralarına tiryaklar hükmünde olduğu çok Risalelerde isbat edilmiştir.” 8 

Risale-i Nur, ibadetin makbul ve kabul şartlarını da şöyle beyan etmektedir: “İbadetin ruhu, ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır.” 9 “Ubudiyet, emr-i İlahîye ve rıza-yı İlâhîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlâhî ve neticesi rıza-yı Hak’tır. Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir.”10 Demek insan ubudiyetinde, Allah’ın emir ve rızasını esas maksad yapmalıdır.

“İnsan vazife ve mertebe noktasında, şu haşmetli kâinatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belâgatlı bir lisan-ı nâtıkı ve şu kitab-ı âlemin anlayışlı bir mütalâacısı ve şu tesbih eden mahlûkatın hayretli bir nâzırı ve şu ibadet eden masnuatın hürmetli bir ustabaşısı hükmünde” 11 olduğundan, İbadet gibi bir vesileyi elden bırakmayıp, ona yapışarak, a’lâ-yı illiyyîn-i insaniyete çıkmalı ve Ahsen-i takvimde olduğunu göstermelidir. “Zira ibadet, abdin Allah’a karşı bir hizmetidir.”12

Dipnotlar:

1- Sözler 725. 2- Mesnevî-i Nuriye 215. 3- Şuâlar 247. 4- İşarat-ül İ’caz 32. 5- Sözler 560. 6- age. 229. 7- Lem’alar 309. 8- age.309. 9- İşarat-ül İ’caz 167. 10- Lem’alar 228. 11- Sözler 366. 12- İşarat-ül İ’caz 3.

Okunma Sayısı: 2796
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı