"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Batıl mezheplerin ortaya çıkışı siyasîdir

Ali FERŞADOĞLU
17 Haziran 2019, Pazartesi
Şia, Ehl-i Sünnet içinde hak bir mezhep olarak kabul görmemiştir. Ancak, sapkın ve sapıtmış olan kollarının dışındakiler de asla tekfir edilmemiştir; edilemez de.

Sıffin Savaşı’nın ardından Hz. Ali’ye bağlılıkta aşırı gidenler (Şiatu Ali) Hz. Ali’nin (ra) hasımlarını tekfir ettiler. Teşekkül eden bu ikinci fırkaya göre Ali bin Ebu Talip, Hz. Peygamber (asm) tarafından vasiyetle halifeliğe tayin edilmişti. Buna rağmen, vasiyetine riayet edilmedi. Halbuki, ‘Esedullah’ ünvanına sahip Hz. Ali (ra), 20 sene boyunca kendisinden önceki ilk halifeye biat etmiş, şeyhülislâmlık yapmıştı. Eğer, kendi hilâfeti için “nass, vasiyet” olsaydı, hayatı pahasına onu uygulardı.

Şialar, Hz. Ali (ra) gibi bir İslâm kahramanını, “takiyye” yapmakla suçluyorlar. Üstelik Hz. Ali (ra), isyan edip Cemel ve Sıffin’de kendisine karşı savaşanların “kâfir” değil, “asi” oldukları hükmünü vermiş ve buna göre muamele etmiştir. Buradan anlaşılıyor ki, batıl mezheplerin ortaya çıkışı, siyasîdir; itikadî değildir. Yani, “iktidar, güç, menfaat” mücadelesidir.

Bediüzzaman, Dördüncü Lem’a’da, Mektubat’ta Şıa meselesini derinlemesine tahlil ederek haklı ve haksız oldukları yönleri ortaya koymuş, İttihad-ı İslâm’a giden kapıları açmıştır: “Şîalar Kur’ân’ın emrine imtisâlen Ehl-i Beyt’in muhabbetini esas tutup, sonra intikâm-ı milliye cihetinden bir garaz gelerek, meşrû muhabbet-i Ehl-i Beyt’in âsârını zapt ederek; Sahâbe ve Şeyheynin buğzuna binâ edip, âsâr göstermişler; “La liuhibbi Ali’yyin bel libuğzi Ömer / Maksat Hz. Ali’yi sevmek değil, Hz. Ömer’e duyulan kindir” olan darb-ı meseline mâsadak olmuşlar.”1

Amma Şîa-i Hilâfet ise, Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı mahcubiyetinden başka hiçbir hakları yoktur. Çünkü bunlar Hazret-i Ali’yi (ra) fevkalâde sevmek dâvâsında oldukları halde tenkis ediyorlar ve sû-i ahlâkta bulunduğunu onların mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki, “Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (ra) haksız oldukları halde, Hazret-i Ali (ra) onlara mümâşât etmiş, Şîa ıstılahınca takiyye etmiş, yani onlardan korkmuş, riyâkârlık etmiş.” Acaba böyle kahraman-ı İslâm ve “Esedullah” ünvanını kazanan ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı riyâkâr ve korkaklıkla ve sevmediği zatlara tasannukârâne muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade havf altında mümâşât etmekle, haksızlara tebaiyeti kabul etmekle muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali (ra) teberrî eder.” 2 

Dipnotlar:

1- B. Said Nursî, Mektubat, s. 354. 2- B. Said Nursî, Lem’alar, s. 31.

Okunma Sayısı: 847
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı