"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dünya barışını sağlayacak model

Ali FERŞADOĞLU
22 Nisan 2019, Pazartesi
Millet ve milliyetçilik - 9

Felsefenin, gruplar/cemaatlerarası bağı, menfi/olumsuz milliyet (ırkî, soy, sop vs) kabul eder. Bu ise, sosyal hayatı tar-ü mar eder. Yani, kibirlenmeyi, böbürlenmeyi, çatışmayı, didişmeyi, ötekileştirmeyi, düşmanlığı, cedelleşmeyi, boğuşmayı, nefreti, öfkeyi körükler. Ve biribirini yutmakla beslenmeyi getirir.

Kur’ân medeniyetinin milliyet anlayışı, ötekileştirmez, ayırıcı değil, birleştiricidir ve insanlığı kucaklar. İslâmın kelime anlamı, barıştır, emniyettir, selâmette olmaktır, her türlü olumsuzluktan emin olmaktır. Dolayısıyla dahili ve milletler arası ilişkilerde de aslolan barıştır.

İslâm toplumun farklı din, inanç, kültürlere sahip olanların dahi hak ve hürriyetlerini “ilk yazılı Medine Anayasası” ile güvence altına almıştır. 

52 maddeden oluşan bu Anayasa, orada yaşayan Müslüman, Yahudi, Hıristiyan ve az sayıda da olsa “müşrik”i de kapsıyordu.

En önemli noktası, aralarındaki sosyal ilişkilerde kabilecilik, ırkçılık, statü, inanç farkları yerine (ki bunlar garaz, kin, düşmanlığı körükler) “iman kardeşliği ve adalete” vurgu yapmasıydı.

Başta Yahudiler olmak üzere her kesim, savaş ve barışta sözverdiği ve imzaladığı anlaşma maddelerine uyduğu müddetçe Medine toplumunun “eşit” fertleriydi. Hatta, Yahudi ve Hıristiyanlar, kendi dinlerinin hükümleriyle yargılanma haklarına bile sahiptiler.

Müslümanlar hem kendi aralarındaki münâsebet, hem de gayrimüslimler veya diğer insanlarla olan ilişkileri, “din, vatandaşlık ve sınıf kardeşliği” çerçevesinde cereyan eder.

Bediüzzaman, milliyetin cihanşumül boyutlarını ortaya koyarak bütün insanları, hatta bütün varlıkları “yaratılışta kardeşler” olarak tanımlar. Kitleler, insanlar arası bağı, “milliyet” yerine “dinî, vatânî ve sınıfî” bağları kabul eder.

Aynı dinde olanlar kardeştir. Din kardeşliği muhabbet ve münasebet tesis ederler.

Aynı dinde olmayıp aynı “vatan”da yaşıyorlarsa “vatandaşlık” bağı kurulur. Aynı dinde değillerse, aynı vatanda yaşamaları dolayısıyla, vatandaşlık bağları onları biri birine bağlar. 

Bu, yardımlaşmayı, dayanışmayı gerektirir.

Aynı topraklarda yaşamıyorlarsa; “ilim, sanat, ticaret” gibi sınıf bağıyla bağlanırlar. Bu, sevgiyi, adaleti, yardımlaşmayı dayanışmayı, kaynaşmayı, dostluğu, hoşgörüyü getirir. 1

Şöyle özetlenebilir: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muamele etmektir. 2

Eğer, eğitim sistemimiz, hayat görüşümüz bu düşünceler istikametinde teşekkül ettirilebilseydi, şüphesiz ki, bugün ne PKK problemi, ne terör, ne başka bir sıkıntı yaşardık. Eğer yıllardır, Hulagu ve Cengiz’e sahip çıkılmasa, yerine müsbet milliyet, din kardeşliği yerleştirilebilseydi, bugün ırkçılık problemiyle mücadele etme zorunda kalmazdık. Çünkü din kardeşliği, ırkçılığa mânidir.

Dipnotlar:

1- Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 499, 122. 2- Mektûbât, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 258.

Okunma Sayısı: 814
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı