"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tarihte Hıristiyan-Yahudi çekişmesi

Atilla YILMAZ
16 Nisan 2019, Salı
Bediüzzaman’ın Kastamonu Lahikası isimli eserinden; kalbe ihtar edilen bir meselenin tahlili (4)

Hırıstiyanlık 4. Yüzyılda Roma’da güçlenip resmi din olduktan sonra Yahudilere baskı uygulamaya başladı.

Bu süreç Hz. İsa’nın(as) çarmıh olayına kadar gitmektedir.  Hırıstiyanlara göre; Roma mahkemesi Hz. İsa’yı suçsuz bulurken hahamlar suçlu görerek asılması yolunda bir karara sebep olmuşlardı.

‘’İsanın öldürülüşünün başlıca sarumlusu Yahudilerdir.’’1 dediler.

‘’Onlar tanrının katili, peygamberi öldürenlerdir.’’2 

‘’Kilisenin zaferinden sonra ilk olarak, Yahudilerin o zamana kadar Roma İmparatorluğunda sahip oldukları ayrıcalıklar kaldırıldı. Kilisenin Yahudiler üzerindeki baskısı arttı. Köleleştirme ve idamlar başladı.’’3

Bu olaydan sonra Hıristiyanlarda, Yahudilere karşı gizli bir hınç başlıyor. Aradan üç yüz sene geçtikten sonra, Hıristiyanlık Yahudilikten intikam alıyordu. Hıristiyanlar Yahudilere karşı baskı uyguluyorlar. Onlarda kendilerini gizliyor. Tabiri caizse adamın başı ağrısa, Yahudi suçlu oluyor ve hemen öldürülüyor. Yahudi’nin ziraat hakkı yok, mülkiyet hakkı yok vs.

Bu kez de Yahudilerde, Hıristiyanlara karşı gizli bir öfke ve kin damarı gelişmeye başlıyordu.

Bu durum; Yahudi toplumunda asırlar boyu, Hıristiyanlara karşı öfke ve kin biriktiriyor.

Ve bu, Yahudilerin eline imkân geçtiğinde, Hıristiyanlara karşı savaşa dönüşüyor. Bir nevi Yahudilik, Hıristiyanlıktan intikam alıyor.

Zulme uğrayan toplulukların veya toplumların, aradan asırlarda geçse, güç ellerine geçtiğinde, karşı toplumdan intikam almaya çalıştıklarına tarih şahitlik etmektedir.

‘’1930’ larda…Bolşevikler dinsel direnişi kırmaya çalışmıştı. ‘ Din halkın afyonudur.’ sloganına uygun olarak gençliği zehirlemeye kalkışmıştı.’’4 

Bolşevizme karşı Hıristiyan dünyada, İsevilik dinine daha bir sarılma ihtiyacı hissedildi. Roma ( İtalya) kendisini Hıristiyanlığın temsilcisi olarak görüyordu. Almanya Katoliklerden ayrılmış, Martin Luther’in öğretileriyle Protestan olmuştu. O da kendisini İsevilerin gerçek temsilcisi olduğunu savunuyordu.

Martin Luther İslama düşman bir şahsiyetti, ama izlediği yola baktığımızda Kur’ân’ın halka açık olmasının, onun papazlara başkaldırısına öncülük ettiği anlaşılıyor. İncil topluma kapalıydı. Kur’ân gibi değildi. Kur’an topluma açıktı. Herkes istediği anda Kur’ân’a ulaşabilirdi. Ama İncil sadece papazın elindeydi. O, para karşılığı İncil’e dayanarak günahları affedebiliyordu. Katoliklerde bir şahıs her türlü günahı işler, parayı bastırır kendini af ettirirdi.

Martin Luther bu duruma başkaldıran bir filozoftur. İncil’in başka dillere de çevrilerek topluma açılmasını istiyordu. Neden insanlar parayla günahtan arınabiliyordu?  Neden papanın sözü İncil’den önce geliyordu?

Luther’ le birlikte İncil başka dillere de çevrildi ve halka açıldı. Bir çok dilde İncil olunca değiştirilemez oldu. Daha önce sadece incil’de ne olduğunu papaz biliyordu.

Protestanlarla birlikte, İncil’in topluma açılmasını protestanlar başardı. Böylece Hıristiyanlar, kapalı toplumdan açık topluma dönüştüler. Almanlar’da kendilerini gerçek İseviliğin temsilcisi olarak görmeye başladılar.

HİTLER’İN ŞAŞMAZ HEDEFİ BOLŞEVİZMİN İMHASIYDI

İkinci Dünya Savaşında kendilerini gerçek İsevilerin temsilcisi olarak gören bu iki devlet (İtalya-Almanya) aynı ittifakta yer aldılar.

Alman orduları, Polonya’yı aldıktan sonra, Hitler’in Sovyetlere yönelmesi akıl alacak şey değil. Polonya’yı aldın orada dursana. Hayır durmadı ve Rusya ile saldırmazlık anlaşması olmasına rağmen Hitler, hedefi Moskova olarak belirledi. Bolşevizmin kalbine yöneldi.

‘’Hitler, Alman halkına Rusya’ya savaş açılmasının gerekçelerini açıklamış ve Bolşevizmin tehlikesine işaret ederek… Ona göre Almanya, Batı kültürünü Bolşevik tehdidinden kurtarmakla görevlendirilmişti.’’5

‘’Hitler’in şaşmaz hedefi Bolşevizmin imhasıydı.’’6 

Almanlar, 1941’de Sovyetler Birliğine saldırdı. Moskova’ya doğru 1000 km ilerledi. Savaşın başladığı ilk altı ay içerisinde, oldukça ‘galibane’ öldürücü darbeler vurdular.

Bediüzzaman bir mektubunda: ‘’Eğer o galip hükümet( Almanya-İtalya) harbi kazansa hadisin bir mânası çıkmış olur diyor. Şayet kazanamasa dahi yine hadise uygun bir mana ortaya çıkar demektedir. Burada kullandığı ‘kazansa’, ‘kazanamasa’ ifadelerinden yola çıkarak bu mektubun 1941 yılında yazılmış olabileceğini düşünüyoruz. Şunun altını özellikle çizmek gerekir: 

Said Nursî’nin bu mektubunu değerlendirirken olaya tarihsel olarak bakmak gerekiyor.

İslam âlemi; İtalya ve Almanya’nın başında bulunduğu iki şahsiyete kurtarıcı olarak bakmışlardır. Hadiseyi bu tarihi şartlara göre değerlendirmek gerekir. Bir yanda dine düşman, dini değerlere düşman, Allah’ı gökyüzünde sürgüne gönderen ateizm ve bolşevizim; diğer yanda, vahdaniyet esasına dayalı tek Allah’a inanmanın ortak paydasında buluşan, Hıristiyanlık ve dindar İsevilerin oluşturduğu ittifak söz konusu.

Ayrıca; İngilizlerin  İslam âlemini işgal altına (Hindistan, Afganistan, Irak, Ürdün, Katar, Umman, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Filistin, Mısır, Libya, Sudan, Somali vs.) almasından dolayı; Müslümanların İngiltere’yi sevmemeleri ne kadar doğalsa; İngiltere’ye harp ilan eden Almanlara da sempati ile bakmaları o kadar doğaldır.

Kastamonu Lahikası isimli eserinde Bediüzzaman, bu hadis-i şerifi üç yönden ele almakta ve yorumlamaktadır:

Birincisi: ‘’Din-i İsevinin hakikisini esas tutan İsevi ruhanilerinin cemaati (Alman ve İtalya askerlerinin içerisindeki gerçek Hıristiyan askerler) ve onlara karşı dinsizliği tervice başlayan (Rusya ve İngiltere askerleri içerisinde ateist ve dinsiz olan askerler) cemaat tecessüm (cisimleşse) etse, bir minare yüksekliğinde bir insanın yanında, bir çocuk kadar da olamaz.’’

Burada Hz. İsa’nın( as) gerçek dinine bağlı olan, tevhid inancı sahibi Hıristiyanlar kastediliyor. Bu hakiki İsevilerde, harbe iştirak etmişler, dinsizliğe karşı savaşıyorlar. Hem İtalya hem Alman kiliseleri bu savaşa destek olmuşlardır.

‘’Nazi rejimi ayrıca Alman kiliselerini yeniden düzenlemeye kalktı. Katolik ve Protestan din adamlarının büyük bir kısmımın desteğini aldı.’’7

‘’Protestan kiliseleri, kiliselerine tanınmış Nazileri aldı.’’8 

Bu kısımda Bediüzzaman, bu askerler içerisindeki gerçek İsevilerle, karşı blokta yer alan din dışı kuvvetlerin kıyasını yapmaktadır. Ki, bunlar hakkında zaten toplumun sadece bir katmanını oluşturan cemaat gibi daha dar bir ifade kullanmaktadır. Bu açıdan da bakıldığında, bu  karşılaştırmada da aralarında korkunç sayı farkı olduğu aşikârdır. Bu açıdan da bakıldığında hadis-i şerifin bir mânası tahakkuk etmiş olmaktadır.

Dipnotlar:

1- Eva Groepler, Türkçesi Süheyla Kaya, “Antisemitizm, Antik Çağdan Günümüze Yahudi Düşmanlığı Tarihi”,  Belge Yay. İstanbul,  Eylül 1999-

2- age

3- age

4- David Motadel, İslam ve Naziler, Alfa yay., s.521

5- Rudolf Hofmann-Walter Görlitz, Çeviren: Em. Top. Kur. Kd. Alb. İbrahim Ulus, “İkinci Dünya Savaşının kesin sonuçlu muharebelerinden Moskova ve Stalingrad Muharebeleri” Yazan, Ankara, Genel kurmay Basımevi,1995, s.2

6- age., s.51

7- Üçüncü Reich: Genel Bakış, Holocaustencylopedia

8- Cansu Arslan, “Hitler Almanyasında Sosyal Değişme”, Hacettepe Üniv., Sosyoloji bölümü, Ankara 2013

Okunma Sayısı: 873
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı