"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

13. Rica rehberliğinde Van Gezisi

13 Ekim 2021, Çarşamba 01:00
Van’a vasıl olduğumuzda seyahat planımızı yaptık dostlarımızla. Van'ın nurlu menzillerini gezmek için Van Gölü çevresini tamamen dolaşmak gerekecekti. Bir anlamda Van Gölü’nü tavaf edecektik.

NURS HEDEFLİ VAN GÖLÜ SEYAHATİ
Dizi - 1: Mikail Yaprak - Mehmet Pekel 

***

1999 Yılı Temmuz ayı sonlarında Vanlı dostlarımızın dâvet ve mihmandarlığında gerçekleştirdiğimiz Van şehri ziyaretinin tadı henüz damağımızda iken, 17 Ağustos Kocaeli depreminin sarsıcı ikazı ile İzmit’te yüzleşmiştik. Bu ziyareti İzmit’in güzide ve hizmet ehli bir grup arkadaş aileleri ile gerçekleştirmiş ve şevk depolayarak İzmit’e dönmüştük. Bu arkadaş grubu içinde yakın tarihlerde ahiret yurduna göç eden Saliheyn, yani Salih Oral ve Salih Çökren de vardı. Onların hizmet, şevk ve nükte dolu sohbetleri seyahatimize ayrı bir renk katmıştı. Bu vesile ile onları bir kez daha rahmet ve özlemle anıyoruz. 

İkinci Van ziyaretimizi de Vanlı şair, yazar dostumuz ve ailesinin nazik dâveti üzerine planladık. Van ve çevresindeki Bediüzzaman’ın menzillerini 22 yıl sonra tekrar görmek heyecanı kapladı vücudumuzu.

Açık ve güneşli bir günde İstanbul’dan havalanan uçağımız bütün Anadolu boyunca kâh bulutlarla kâh bulutsuz olarak kuşbakışı dereler, göller, dağlar, ovalar, platolarla görsel bir şölen sundu bize. Uçağın küçük penceresinden bazen hüzünlenerek bazen de heyecanlanarak bu İlâhî manzaraları seyrettik. Dikkatimizi çeken husus ise genel olarak ormansız ve çorak bir coğrafya idi, sevindirici olan ise çok sayıda akarsuların önüne yapılan sulama amaçlı göletlerdi. 

Van Gölü’nün havadan görünüşü Van’a vasıl olduğumuzda seyahat planımızı yaptık dostlarımızla. Tabiî ki bu planın merkezinde Bediüzzaman’ın doğduğu, nurlu çocukluğunu geçirdiği Nurs karyesi vardı. Van, Edremit, Gevaş, Hizan, Gayda, Nurs, Bitlis, Tatvan, Ahlat, Erciş, Alparslanlı ziyaret planımızın içinde idi. Bunu yapabilmek için de Van Gölü çevresini tamamen dolaşmak gerekecekti. Bir anlamda Van Gölü’nü tavaf edecektik. 

VAN KALESİ 

Ziyaretimize Van Kalesi’nden başladık. Merkeze 5 km mesafede bulunan Van Kalesi, ortalama 80 metre genişlik, 1800 metre uzunluk ve 100 metreye varan yüksekliği ile yekpare bir büyük bir kaya kitlesi üzerine Urartu’lar tarafından M. Ö. 9. yüzyılda yapılmış. Van Kalesi ve çevresi Urartu’lara Tuşba adıyla başşehirlik yapmıştır. Persler bir müddet kale ve çevresine hâkim olmuş, daha sonra farklı devletlerin egemenliğine giren bölge Osmanlıların eline geçmiştir. Osmanlılar kaleyi etkin olarak askerî amaçlar için kullanmışlardır. Osmanlılar daha sonra üst kale, burçlar ve Süleyman Han Cami başta olmak üzere birçok ilâveler yapmışlardır. Şehir Van Kalesi’nin güneyinde kurulmuştur.

1915 yılında 1. Dünya savaşı sırasında Ruslar ve Ermeniler tarafından yakılan ve yıkılan eski Van, bugün de restore ve tamir edilmiş bir iki cami dışında tamamen harabe halindedir. Harabe halindeki eski Van’ı görüp de 13. Rica’yı hatırlamamak mümkün değil, binler gözle değil, ama bir çift gözle hayalen o zamana gidip birkaç damla yaş akıtan çoktur her halde. Kalenin tepesinden bütün Van’ın, eski ve yenisiyle bütün güzelliklerini görmeniz mümkündür. Hele de gün batımı size eşsiz manzaralar sunar. Üstad Bediüzzaman 1897-1898 yıllarında Van’da bulunduğu esnada Van Kalesi’nin görünüşünü “İki minare yüksekliğinde dağ gibi yekpâre taştan ibarettir” ifadesiyle açıklar. Lemalar’da 13. Rica’da Bediüzzaman Van Kalesi, Horhor Medresesi ve eski Van şehri ile ilgili şu değerlendirmeleri yapıyor. “Harb-i Umumî’de Rus’un esaretinden kurtulduktan sonra, İstanbul’da, iki üç sene Dârü’l Hikmet’te, hizmet-i diniye beni orada durdurdu. Sonra, Kur’ân-ı Hakîm’in irşadıyla ve Gavs-ı Âzam’ın himmetiyle ve ihtiyarlığın intibahıyla, İstanbul’daki hayat-ı medeniyeden usanç ve 3 şâşaalı hayat-ı içtimaiyeden bir nefret geldi. Dâüssıla tabir edilen iştiyak-ı vatan hissi beni vatanıma sevk etti. ‘Madem öleceğim, vatanımda öleyim’ diye Van’a gittim. 

“Her şeyden evvel, Van’da Horhor denilen medresemin ziyaretine gittim. Baktım ki, sair Van haneleri gibi onu da Rus istilâsında Ermeniler yakmışlardı. Van’ın meşhur kalesi ki, dağ gibi yekpare taştan ibarettir, benim medresem onun tam altında ve ona tam bitişiktir. Benim terk ettiğim yedi sekiz sene evvel, o medresemdeki hakikaten dost, kardeş, enîs talebelerimin hayalleri gözümün önüne geldi. O fedakâr arkadaşlarımın bir kısmı hakikî şehid, diğer bir kısmı da o mûsibet yüzünden mânevî şehid olarak vefat etmişlerdi. 

"Ben ağlamaktan kendimi tutamadım. Ve kalenin, tâ medresenin üstündeki, iki minare yüksekliğinde, medreseye nâzır tepesine çıktım, oturdum. Yedi sekiz sene evvelki zamana hayalen gittim. Benim hayalim kuvvetli olduğu için, beni o zamanda hayli gezdirdi. Etrafta kimse yoktu ki, beni o hayalden çevirsin ve o zamandan çeksin. Çünkü yalnızdım. Yedi sekiz sene zarfında, gözümü açtıkça, bir asır zaman geçmiş kadar bir tahavvülât görüyordum. 

“Baktım ki, benim medresemin etrafındaki şehir içi, kale dibi mevkii, bütün baştan aşağıya kadar yandırılmış, tahrip edilmiş. Evvelki gördüğümden şimdiki gördüğüme, güya iki yüz sene sonra dünyaya gelip öyle hazîn nazarla baktım. O hanelerdeki adamların çoğuyla dost ve ahbap idim. Kısm-ı âzamı, Allah rahmet etsin, muhaceret ile vefat etmişler, gurbette perişan olmuşlardı. Hem Ermeni mahallesinden başka, Van’ın bütün Müslümanlarının haneleri tahrip edilmiş gördüm. Benim kalbim en derinden sızladı. O kadar rikkatime dokundu ki, binler gözüm olsaydı beraber ağlayacaktı. Ben gurbetten vatanıma döndüm, gurbetten kurtuldum zannediyordum. Vâ esefâ, gurbetin en dehşetlisini vatanımda gördüm…” (Lem’alar, 13. Rica, Yeni Asya Neşriyat, s. 305) 

EREK DAĞI 

Üstadın Van’daki menzillerinden biri de Erek Dağı’dır. Bahtiyar ve üstündekilere haşyet veren dağlar silsilesinin Van’daki şubesidir adeta. Büyük ve dâvâ sahibi insanların tefekkür ve tezekkür mekânları olan dağlar haşyet ve heybetleri ile adeta Allah’ın Celâlî tecellilerini insanlara hatırlatır. Büyük insanlar dağlarda kendi büyüklüklerinin izdüşümlerini bulurlar. Bediüzzaman bütün hayatı boyunca hapisten, sürgünden, tarassuttan fırsat buldukça dağlarla kucaklaşmış, oralarda hiçbir şeye değişmediği hürriyeti solumuştur. Yuşa Tepesi, Van Kalesi, Ankara Kalesi, Çamlıca Tepesi, Gelincik Dağı, Kastamonu Kalesi bunlardan sadece birkaçıdır. 

Zernabad Suyu’nun hemen üstünde bulunan Erek Dağı ormansız, sulak bölgelerinde kavak ve alıç ağaçlarının bulunduğu sarp kayalıklardan oluşur. Erek Dağı’nın karşısında da heybetli dağ arkadaşları vardır. Bediüzzaman 1915 yıllarında Ermeni çetecilerine karşı Van’ı savunurken silâhlı talebeleri ile birlikte burayı kışla haline getirmiş, çetecilerin Müslüman ahaliye zarar vermesini önlemiştir. Dağın eteklerinde harabe halinde bulunan eski bir manastırı karargâh olarak kullanmıştır. 

Yıllar sonra insanların hayat-ı içtimaiyelerinden çekilip, manevî bir iklime girmeye karar verdiğinde de aynı mekâna gelmiş, evrad, ezkâr ve tetebbuatına burada devam etmiştir. İki buçuk yıl kaldıktan sonra 1925 yılında Anadolu’ya sürgün edilir. Son yıllarda burada tefekkür ve tezekkür için gelenlerin ziyaretlerini kolaylaştırmak için cami, şadırvan gibi sosyal donatılar yapılmıştır. Dağa çıkanlar için ise, basamaklar halinde taş döşeme yollar yapılmıştır. Ancak dağa çıkmak için kararlı ve sabırlı olmak gerektir. Yol boyunca vecizelerin süslediği ahşap levhalar size refakat eder. Bu refakate bazen tilkiler de eşlik eder. Bediüzzaman’ın yıllar önce kurtlarla yaptığı sohbeti tilkilerle yapabilirsiniz. 

NURŞİN CAMİİ

Van’da Üstadın menzillerinden biri de Nurşin Camii’dir. 1923 yılında Van’a gelen Bediüzzaman önce Molla Abdülmecid Efendi’nin evine yerleşti. Bir müddet sonra da, Nurşin Camii’ne geçti. Van’lı Molla Hâmid’in anlattığına göre, caminin iç kısmının bir köşesinde hücre gibi bir yer yapılmış, Hazret-i Üstad orada kalmaya devam etmişti. Yine Molla Hamid’in ifadelerinden anlaşıldığına göre; Üstad Van’a gittiği senenin yazı, sonbaharı ve kış aylarını bu camide geçirirdi. Buna göre, Üstad bu camide 9-10 ay kadar kaldı. Üstad Cuma günleri bu camide vaaz ve hutbe verir, istikbalde telif edeceği Risale-i Nur’un hakikatlerinden çekirdekler şeklinde cemaate anlatırdı. Van’a geldiğinin ikinci senesinde, yani 1924 senesinin yaz aylarının başında “Erek Dağı’na” çıkmıştı. Bu sıralarda Nur kelimesini hayatındaki önemini anlatmak için de “Benim doğduğum köy Nurs, annemin ismi Nur’e, Hocam Nurî, kaldığım cami Nurşin!.. Bak duvarda bizim odanın köşesine düşen levhada Osman-ı Zinnureyn yazılı” diyerek, duvarda asılı bulunan levhayı tebessüm ederek gösterdi...” 

Bugün Nurşin Camii Risale-i Nur okuma ve derslerinin yapıldığı bir medrese gibi hizmet verirken, hemen yanı başına görkemli ve büyük bir cami yapılmış ve bu cami Van mevlidlerine ev sahipliği yapmıştır.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 242
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ali fergana

    17.10.2021 17:15:35

    Beni eski günlere, öğrenciliğimde Van'da geçen o güzel günlere götürdünüz. Rabbim sizden razı olsun. Van'ı ben hala ikinci vatanım olarak düşünmekteyim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı