"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Adalet bütün kâinata hükmediyor

18 Mayıs 2019, Cumartesi 01:38
Adalet Cenab-ı Hakk’ın hem celÂlî hem cemÂlî isimlerinden olup Rahman ismi altında bütün kâinatta caridir. Aynen Rahman ismi gibi canlı cansız, inançlı inançsız, haklı haksız, zalim mazlÛm bütün mahlûkatı eşit ve dengeli olarak kuşatmıştır.

Adalet ve Liyakat Semineri - 1

***

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi’nde iki haftada bir düzenlenen “ADALET ve LİYAKAT” temalı akademik seminerler kapsamında bir program daha icra edildi. 

Enstitünün bu haftaki misafiri, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Ankara Barosu avukatlarından ve Yeni Asya yazarlarından Erdoğan Çelebi idi.

Programda önce Enstitü Şube Sekreteri Hayati Binler misafirin özgeçmişini okudu ve kendisini takdim etti. Seminercinin sunumunun ardından da moderatörün ve dinleyicilerin sorularına cevaplar kısmına geçildi. Çelebi’nin konuşma metni yayınlıyoruz.

***

Hem hukuk tahsili yapmış, hem avukat olarak pratiğin içinde yer almış ve hem de Kur’ân’ın ahirzamana yönelik tefsiri olan Risale-i Nurlar’dan esma dersini talim etmeye çalışan bir kardeşiniz olarak adalet ve liyakat konusunda bilgi ve tecrübelerimi sizlerle evrensel hukuk ilkeleri bağlamında paylaşmaya çalışacağım.

Zira bir ilke ya da prensip ister bilimsel olsun ister hukukî olsun evrensel nitelik kazanmışsa ve insanlığın genel menfaatine hizmet eder hale gelmiş ise, böyle bir ilkenin İslâm’la da çelişmesi mümkün değildir. Çünkü Allah sonsuzdur, isim ve sıfatları da sonsuzdur. O nedenle bir ilke evrensellik kazandıkça sonsuzluk boyutuyla da uyumlu hale gelmektedir.

Cenab-ı Hakk’ın Adl ismi de hem kâinatın işleyişinde cari olan hem de ahirette tam anlamıyla tecelli edecek olan bir esmasıdır. Yani Yüce Yaratıcı kâinatı nasıl düzenli ve sükûnetli adaletiyle idare ediyorsa, devletler de adil yönetimlere kavuştukları oranda devamlılıkları mümkün olacak ve halkların kanun ve kurallardan memnuniyeti de o oranda yüksek hale gelecektir. 

RAHMAN VE RAHİM İSİMLERİ NE DER?

Rahman-ur Rahim kâinatı rahmetinden ya da rahmetiyle;  muhabbetinden yani muhabbetiyle yaratmıştır. Kâinatı yaratmaya da rahmet Peygamberinin ve Habibi’nin (asm) nurunu yaratarak başlamış ve ona “Habibim” demiştir.

Yine Kelâm-ı Kadim’i olan Kur’an-ı Kerîm’in ilk âyeti de “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” diye başlamakta ve her bir sûresinde de bu âyet tekrar edilmektedir. Aslında Kur’ân Allah’ın (cc) kelâmı olduğuna göre Rahman ve Rahim diyen ve bu isimleri zikrederek başlayan, Rububiyet-i İlâhiyenin bizzat kendisidir, yani Zat-ı Kudsî’sidir. 

İşte Adl isminin Rahman sıfatının bir tecellisi olarak her şeyi kuşattığını ifade eden Bediüzzaman Hazretleri; Allah’ın affetmesinin dahi Rahim isminin bir tecellisi olarak ekstra iyilik ve inayet olduğuna bizleri intikal ettiriyor. Yani Rabbimiz cezalandırırken adaletiyle ve Rahman ismiyle hükmettiği gibi affederken de Afüv ve Rahim ismiyle ekstra muamelede bulunmaktadır.

Sani-i hakikî, kâinatı “muhabbet ve rahmet şuunatıyla” yaratmış ve bu kudsî şuunatı sıfat ve esma marifetiyle zerreden küreye bütün kâinata nüfuz ettirmiştir. İşte Sani-i hakikî nasıl ki kâinatı şefkat ve muhabbetiyle yaratmaktan -tabirinden aciz olduğumuz- kutsî bir “lezzet-i mukaddese” alıyorsa bütün mahlûkatı adaleti ve rububiyetiyle idare etmekten dahi yine –mahiyetini bilmediğimiz bir tarzda- sürur-u mukaddese ve memnuniyet-i münezzehe duymaktadır. Öyleyse yöneticilerimiz de adaletle idare etmekten sürur duymalı ve hâkimlerimiz dahi adaleti tevzi etmekten ve adil yargılama yapmaktan ve adil kararlar vermekten memnuniyet duymalıdırlar. 

ADALET HANGİ İSİM ALTINDA CARİDİR

Adalet Cenab-ı Hakk’ın hem celâlî hem cemâlî isimlerinden olup Rahman ismi altında bütün kâinatta caridir. Aynen Rahman ismi gibi canlı cansız, inançlı inançsız, haklı haksız, zalim mazlûm bütün mahlûkatı eşit ve dengeli olarak kuşatmıştır. Ancak tam adaletin kemaliyle tecellisi elbette ahirette olacaktır.

Adalet, “haşir, nübüvvet ve tevhit” ile birlikte Kur’ân’ın dört maksadından birisidir. Bu sebeple de ism-i a’zam’dır. Ayrıca adalet, Hz. Ali’ye (ra) göre de “Ferd, Hay, Kayyum, Hakem ve Kuddüs” isimleriyle birlikte ism-i a’zam olarak keşif, tesbit ve teşhis edilmiştir. Bediüzzaman Hazretleri de Hz. Ali’ye istinaden Adl isminin ism-i azam olduğundan bahseder. Zira, zamanımızda da vicdanî duyarlığı yüksek olan entellektüel zihinlerde, adaletin adeta devletlerin dini olduğu dile getirilmekte ve bu felsefî anlayış hakkaniyetli kesimlerde ikna edici ve kabul gören bir görüş olarak kendisini göstermektedir.

Adalet sadece bir niyet değil daha çok bir pratiktir ve uygulamada kendisini, “yönetimde denge, istihdamda liyakat ve hukukta / haklarda eşitlik olarak gösterir. Bu anlamı ile de istikrara ve Allah’ın Kayyum ismine hizmet eder. “Adalet mülkün temelidir” sözü de bu anlamda kullanılmış olsa gerektir.

Kamusal ve toplumsal yönüyle adalet

Adalet dikey olarak kamusal, yatay olarak toplumsal özellik gösterir.

Adalet kamusal yönüyle; eşitlik, liyakat ve denge ilkelerinin birlikte gözetildiği sivil anayasal bir hukuk düzeni içinde hakların, nimetlerin ve külfetlerin halklara tevzi edilmesidir. İşte eşitlik ve dengeyi birlikte gözeterek kanun ve kurallar çerçevesinde hakkın dağıtıldığı sisteme de adil hukuk sistemi diyoruz.

Toplumsal yönüyle adalet ise, insanların ticarî ya da insanî ilişkilerinin tamamında hak merkezli hareket etmelerini ve ahlâk ve adab kurallarına uygun hareket etmelerini ifade eder.

Adalet ve hürriyet kavramları toplumsallaşma ile paralel olarak gelişmiş ve pratikte birbirine yaşama alanları açmıştır. Mekke döneminde ilk Müslümanlara yapılan baskılar sonrasında Peygamber Efendimiz (asm) sahabelerden bir kısmını Hıristiyan kral Necâşî’nin memleketine gönderirken “Orada adil bir hükümdar var, size de adaletle davranacaktır” demiştir. Daha sonraki dönemde de kendisi ve diğer sahabeler de Medine’ye hicret etmişlerdir. Medine’nin özelliği de Mekke’ye oranla daha hür ve hoşgörülü insanların yaşadığı bir şehir olmasıdır.

DEMOKRATİK HUHUK SİSTEMİNİN TANIMI

Adalet ve hürriyet kavramları şehirleşme ve sosyalleşme ile birlikte gelişen birbirini müsbet anlamda destekleyen, birisi olunca öbürünün de kıvamını bulduğu iki yönetsel özelliktir. Halkın hürriyet ve adalet ihtiyaçlarını birlikte ve aynı anda gözeten, dengeleyen, bağdaştıran cari bir hukuk sistemi ile; denetime açık, şeffaf, hesap verme mecburiyetinde kalınan, halk tarafından seçilmiş ve kararlarını istişare ile alan yasal bir sistemin işlerlik kazandığı idarî sisteme demokratik hukuk sistemi diyebiliriz.

Issız adada yalnız başına yaşamak zorunda kalan Robinson hikâyesi ile yine insanlardan uzak dağ başında sürülerini otlatan bir çobanın hikâyesi hakların ve hürriyetlerin nasıl birbirine paralel olarak geliştiğini ve birinin olmasının diğerinin kalite ve kıvamını nasıl yükselttiğini göstermektedir.

Robinson ıssız bir adada yalnızken beşeri ilişkiler anlamında hak-hukuk kavramlarına ihtiyacı yoktu, ama ikinci ve üçüncü kişilerle muhatap olmaya başladıktan sonradır ki, “Bu benim, şu senin” gibi hak, hukuk, adalet kavramları onun dünyasına da girmeye başlamıştır. 

Bunun gibi, hürriyet bağlamında da Bediüzzaman Hazretleri tarafından Münâzarât adlı eserinde bahsedilen çoban hikâyesi meşhurdur. Dağ başında yalnız ve bir yönüyle hür yaşayan çobandaki hürriyet kısmî bir hürriyettir. Bu hürriyet hayvanlarda da bulunur. Ancak dağ başındaki çobanın toplum içine çıkıp ikinci üçüncü kişilerle, toplumla temas etmesinden ve diğer insanların da hürriyet alanları bulunduğunu ve o alanlara tecavüz etmeden yaşaması gerektiğini fark etmesinden sonradır ki hürriyet anlayışını tamamlamış olur. Hak ve hürriyetler toplum içinde yaşanarak tecrübe edilebilir.

KÂİNATTAKİ ADALETİN TOPLUMDA UYGULANMASI

Kâinatta cari olan adalet toplum hayatında da uygulanmalıdır.

Adalet Cenab-ı Hakk’ın kâinatı idare tarzı olup Allah’ın Adetullahıdır, Rububiyetin Sünnetullahıdır. Yani Allah (cc.) Kâinatı adaletiyle idare eder. “Adalet mülkün temelidir” söylemi sadece insanların idaresine bakmaz. Esasen Allah’ın Adil-i Mutlak ve Malik-i Mutlak olmasını ifade eder. Kâinatın dahi adaletle ayakta durduğunu anlatır. Öyleyse insanlık da adil bir yönetime ve demokratik yasalara muhatap olduğu takdirde o sistemin devamlılığını sağlar ve o devleti ayakta tutar. Bu yönüyle adalet Allahın Rahman ismine bakar. Affa müstahak olanların affedilmesi ya da cezalarında iyi hal indiriminin uygulanması ise Rahim ismine bakar.

Nasıl ki bir insanın diğerinin hakkına tecavüz etmesi adaletsizlik ise, yönetimin vatandaşın hürriyet alanına müdahalesi de adaletsizliktir, hukuk ihlâlidir. Yine bir devletin diğer bir devletin sınırlarını tecavüz etmesi de -işgal olduğu oranda- adaletsizliktir. Yani bir canlı türünün diğer canlılar aleyhine dengesiz bir şekilde çoğalmasına, arzı istilâ etmesine ve yeryüzünün ortak yaşama alanı olmaktan çıkarılmasına müsaade etmeyen Adil-i Mutlak’ın adaleti; insanlığın bir kısmının da diğer insanların yaşam alanını ortadan kaldıracak şekilde işgal etmesine ve dünyevî anlamda yayılmacılık göstermesine de müsaade etmez.  —Devam edecek—

Okunma Sayısı: 951
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı