"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ankara’da hâkimler var

18 Nisan 2019, Perşembe
“Ankara’da hâkimler var” diyebilen bir toplum, neden demokrasiden ve iktidarı demokratik yolla uzaklaştırabilme arayışından vazgeçsin ki? Seçim ve sandık güvenliği işte bu sebeple hâkimlere emanet edilmiş.

Ethem Atay Semineri - 9

***

Moderatör: Bizde şimdilerde doktorlar bile “güvenlik soruşturmanız temiz gelmedi” gerekçesiyle liyakat esaslarına açıkça aykırı bir biçimde göreve başlatılmıyor. Bu uygulama hukukî mi? Demokrasisini geliştirmiş ülkelerde güvenlik soruşturması var mı?

Prof. Atay: AB ülkelerinde böyle bir şeyi devletler istemez. İstese de başaramaz. Zira Birlik içinde çalışma ve seyahat hürriyeti sebebiyle yerel sübjektif bilgiler kişilerin meslek icrasını engellemiyor. 

Sınavları kazanan ve kanunların aradığı tecrübeye sahip olduğunu belgeleyen herkes mesleğini her Avrupa Birliği ülkesinde icra edebilir. Kamuda da, işe girme hususunda, belki istihbarat birimleri hariçtir, herhangi bir sübjektif kriter uygulanmaz. Sadece sabıka kaydı gibi objektif veriler esas alınır.

Bizde ise bu tür hukuk dışı uygulamalar olağanüstü dönemler gerekçe gösterilerek, ama aslında bahane edilerek başlatılır ve olabildiğince sürdürülür. 

Amacın aslında bir tür tasfiye olduğunu da herkes bilir. Uluslar arası alanda mahcup olduğumuz kesin. Bu gidişle daha da olacağız.

AB, BİZİ İSTEMİYOR MU?

Moderatör: Son dönemde bilhassa iktidar çevrelerinin, “AB bizi istemiyor” bahaneleriyle AB’den geri dönüş gayretinin arkasında, aslında AB’nin engeline takılmaksızın güvenlik soruşturması ve benzeri sübjektif partizanca uygulamalarla dilediğini memur yapma ve dilediğini engelleme arzusu yatıyor olabilir mi?

Prof. Atay: Evet, AB liyakat esasını uygulamamızı şart olarak görüyor. AB müktesebatı da bunu ifade ediyor. Kamu hizmetlerine girme hakkının insan haklarıyla doğrudan ilgisi var. 

Dolayısıyla keyfi yönetim isteyenlerin AB’yi istememeleri ve girmemek için bahaneler üretmeye çalışmaları da normal.

Bu konuda da görev aslında yine demokrasi talebini öne çıkarması gerekenlere düşüyor.

Moderatör: Anayasadaki ideolojik hükümler, meselâ başlangıç hükümlerinde yer alanlar ya da meselâ eğitimin bütün kademelerde Atatürk ilkeleri doğrultusunda yapılmasını emreden 42. madde hükmü gibi hükümler liyakat esası ile çelişmez mi?

Prof. Atay: Evet. Her anayasa belli bir ölçüde bir tepkinin ürünüdür. Ve anayasa yazma ya da yazdırma kudretini elde etmiş olanlar kendi kafalarındaki ideolojik şablonu topluma dayatmaya çalışırlar. Bunu yaparken de toplumun genel yargılarından ve dinî, kültürel ya da tarihî değerlerinden yararlanmaya çalışırlar.

Atatürk’ü sevmek isteyenleri serbest bırakmak yerine herkesi Atatürkçü olmaya ve aslında Atatürkçü görünmeye zorlamak bir ideolojik bakıştır. İdeolojik devlet yapısı toplumu da yozlaştırıyor ve dönüştürüyor.

Atatürkçülük diye bir ideoloji yoktur ve olamaz

Üstelik biliyoruz ki bu işin ideoloji kısmında da bir hata var. Bir ülkeye özgü “izm” yoktur ve olamaz. Zira ideolojiler az çok evrenseldir. Buradan bakınca Atatürkçülük diye bir ideoloji yoktur ve olamaz. Olsa olsa bir yönetim politikası ve dönemin adıdır. İdeoloji ise belli bir hayat tarzının herkese empoze edilmesidir. Atatürkçülüğü bir ideoloji gibi anlıyor ve algılıyorsanız –ki bence böyle değil- ise Anayasa’dan çıkarılması zorunluluğuyla karşı karşıyayız demektir. Zira bütün diğer “izmler” gibi o da demokrasi ilkesine aykırı olur.

Moderatör: Bilhassa İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1950’lerden itibaren Batı ülkelerinde neden güç sahipleri ya da subaylar bir darbe düşünemiyor da bizde ve doğuda herkesin aklına ve milletlerin başına sıklıkla darbe fikri geliyor?

Prof. Atay: Sistem içinde meşrûiyeti güçlendirdiğiniz, adalete ve liyakate asgarî ölçüde de olsa değer veren bir sistem ve toplum yapısı oluşturabildiğiniz zaman, sistemden memnuniyetsizliği olanlar biliyorlar ki hataları gidermek için sistemin dışına çıkmaya gerek yok. Sistemi dönüştürmek mümkündür ve meşrûdur. Darbeye gerek yoktur.

Eğer sistemden memnuniyetsizliği olanlar “başka çare kalmadı” diye düşünmeye başlarsa birileri onlara “hadi gösterin kendinizi, yapın darbenizi” diye tabiri caizse gaz veriyor. Millete deşarj olacağı meşrû mecraları açmak lâzım. “Berlin’de hâkimler var” sözü boşuna değil. “Ankara’da hâkimler var” diyebilen bir toplum neden demokrasiden ve iktidarı demokratik yolla uzaklaştırabilme arayışından vazgeçsin ki. Seçim ve sandık güvenliği işte bu sebeple hâkimlere emanet edilmiş.

MİLLETİ YÖNETMEK

Moderatör: Siyasetçi bir manada seyistir. Bürokrat devlet aygıtının personelidir yani seyisin önündeki attır. Atın da ahırın da sahibi millettir. Ama bizde başta cumhurbaşkanı olmak üzere siyasetçiler gerek konuşmalarında ve gerekse icraatlarında bu ilkeyi göz ardı ediyorlar ve “devleti yani bürokrasiyi yönetmek” yerine “milleti yönetmek”ten söz edebiliyorlar. Sebebi nedir?

Prof. Atay: Fren ve denge mekanizması denilen şey bu tür hataları görüp gidermek için vardır. Ama bizim ülkemizde bilhassa son zamanlarda, yeniden, güçlü yönetimler ferdileştirilmiş iktidarlara dönüşüyor. Bu ise o iktidarı tabiî olarak otoriter yapar. 

Dozaj çok artarsa da diktatörlüğe dönüşür. Demek ki siyasetçi millet adına devlet aygıtını yönetmesi gerekirken kendisini bizzat milleti yöneten bir tür “sahip” olarak görüyor.

Son anayasa değişikliği olmadan önce Sayın Erdoğan’ın baş hukuk danışmanlarından biri ile onun bizden destek ricasıyla uzun bir sohbetimiz oldu. Kendisinden rica ettim ve “şunları şunları halk namına ve millet menfaatine mutlaka cumhurbaşkanına söylemelisin” dedim. Ama verdiği kaçamak cevaplardan anladım ki “ben bunları söyleyemem, bana bu yükü yükleme” demek istiyordu.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN DURUMU

Moderatör: AB’nin önemli gördüğü konulardan biri de baskı gruplarının siyasî iktidarlarla ilişkilerinin objektif kriterlere bağlanması. Bunun bizim yönümüzden önemli tarafı ise sosyal ve siyasal grupların ve bilhassa dinî cemaatlerin siyasî iktidarlarla ve devlet aygıtıyla ilişkilerinin sınırları. Liyakat esaslarını bir de bu yönden değerlendirebilir misiniz?

Prof. Atay: Dinî cemaatlerin bir şekilde ve bir sebeple devleti ele geçirmeye, devletle iç içe geçmeye çalışmaları bilhassa son yıllarda ciddî bazı sonuçlar doğurdu. 

Bundan sonra bu tür olumsuz şeyler yaşamamak için öncelikle demokratik rejimlerin en temel özelliklerinden biri olan sivil toplum örgütlenmesinin doğru bir zemine oturtulması lâzım.

Hem Türk toplumunun ve hem de dünyanın bir gereği ve olgusu olan dinî cemaatlerin sivil kalmaları ve bir yandan siyasî iktidarı ele geçirme arzusunun ve diğer taraftan da siyasî iktidar tarafından ele geçirilme riskinin bertaraf edilmesi lâzım. Aksi takdirde bilhassa büyük sosyal ya da dinî gruplarda Lavrens’ler yani bir tür “dönüştürücü”ler çok etkili oluyor.

Evet, örgütlenme hürriyeti gereğince cemaatler olacaktır. Devlet bunlara saygı duyacak, karışmayacak, içini karıştırmaya kalkmayacak. Ama onlara şirin görünmek ve oy alabilmek adına kamu imkânlarını onlara kullandırmaya da kalkamayacak. Zira devlet kendi kesesinden vermeye başladığında hemen bir ayrışma yaşanıyor. “O cemaat ona yakın, bu tarikat buna yakın” gibi hareketlenmeler oluyor. Batı din ve vicdan hürriyetinin de yardımıyla bu konuda oldukça gelişmiş ve mesafe almış durumda. Bu hususta onları taklit etsek bu bile yeterli olur.

Risale-i Nurlar’ı kısmen okuyup anlamaya çalıştım

Moderatör: Siyasî iktidarlar başta olmak üzere devleti yönetmeyi arzu edenlere vatan ve milletin menfaati namına nasihat ederek kendi doğrularını anlatmaya çalışan ve bir tür sivil toplum yapısı olarak bu sene ellinci yılını kutlayan bir yayın grubu olan Yeni Asya’yı siz de izliyorsunuz. Bizim gözlemimize göre basın hürriyetinde oldukça gerilemiş durumdayız. Bu konularda sizin gözlemleriniz ve tavsiyeleriniz neler?

Prof. Atay: Önce bu vesileyle bu seminer serisinde konuşmacı olarak dâvet ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Ben bugüne kadar hangi cenahtan kim çağırırsa gitmiş ve kendi doğrularımı lisan-ı münasiple söylemeye çalışmış bir akademisyenim.

Ben Risale-i Nurlar’ı kısmen de olsa biraz okuyup anlamaya çalıştım. İstifade de ettim. Dilinin ağırlığı gibi sun’î engeller bir yana Türk toplumunun önemli bir ihtiyacına bilhassa iman esasları hususundaki ders ihtiyacına cevap verdiği açık. Bir Kur’ân tefsiri ve mantıkî izahlarla insanları tatmin ediyor. Yeni Asya da bu fikirleri yaymaya çalışıyor. 

Demek okumak isteyenler ve okuyanlar artıyor ki Risalelerin sayfa içi lügatlı versiyonlarını da neşrediyorsunuz. Bunlar elbette güzel faaliyetler.

Ama siz de görüyor olmalısınız ki maalesef Türk Toplumunda dinî cemaatlere ve hatta dinin kendisine karşı çok ciddî bir tepki oluşturuldu. Bunun sorumluları kimlerdir o ayrı konu. Çocuklarını İslâmî ve millî değerlere uygun olarak yetiştirmek isteyen her ailenin yaşadığı bir sıkıntı var. Bilhassa gençlerin zihninde maalesef çok olumsuz bir din ve cemaat algısı var. Ama inşallah geçicidir.

Bir zamanlar da etnik yapılara ilişkin çok olumsuz bir algı vardı. Bu etnik furya şimdi kısmen dindi. Demek ki bu cemaat düşmanlığı ya da cemaat korkusu da bir süre sonra geçecek. Ama dağılanı toplamak zordur. Korkudan kaynaklanan bir rezerv var. 

Bunları aşmak için sivil toplumu yeniden güçlendirmek lâzım. Siz de aklı başında herkes gibi bu korkuları aşmaya ve yeniden “konuşan Türkiye”ye ulaşmaya çalışıyorsunuz. İşiniz zor, ama mühim.

-SON-

Okunma Sayısı: 2880
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı