KÂBE ALLAH’IN EVİ, BURAYA GELEN HACI ADAYLARI İSE ALLAH’IN MİSAFİRLERİDİR. O MİSAFİRLERE LÂYIKIYLA HİZMET, HAKKA HİZMET OLARAK GÖRÜLMELİDİR.
Daha huzurlu bir Hac için...
Mü’minlerin sosyal hayatlarına bakan İslâmın beş şartından en önemli ikisi şüphesiz hac ve zekâttır. Zekâtın Müslüman ülkelerin sosyal hayatına bakan yönü çokça dile getirilir. Bu farzın ihmal edilişinin bedeli mutlaka dile getirilmelidir. Mü’minlerin dikkati bu farzın eda edilişine çekilmeli. Bizim şimdi üzerinde duracağımız konu şüphesiz bu değildir. Üzerinde durmak istediğim konu hacla ilgili yaşadığım hayal kırıklıklarım ve bu olumsuzlukların telâfisi için neler yapılabileceğidir.
Dile getirmek istediğim hususların onlarca milyon Müslümanın belki de belirli zaman ve mekânlarda dillendirdiği konular olabilir. Bu konuda yeterli bilgiye sahip değilim. Onların tepkilerinin nasıl karşılık bulduğunu bilmiyorum, ama karşılaştığım manzaranın şimdiye kadar böylece devam edegeldiğini de bilenlerden öğrendim.
Bir Müslümanın gördüğü yanlış şeyleri eliyle, değilse diliyle, o da mümkün değilse kalbiyle buğz ederek engellemeye çalışmasının da görevleri arasında olduğunu biliyorum. Bu yanlış gidişe karşı birkaç söz etme hakkımı, Hakkın hatırı için söylemek ve yazmak istedim.
Faydalı olmak niyetimden; tesir ve tevfik ise Yüce Mevlâ’dandır.
Mevlâ’nın lütf-u keremiyle 2012 yılında hac görevimi yerine getirmek maksadıyla mukaddes topraklara ayak basmak müyesser oldu. Şartlarına riayet ederek bu görevi eda etmek ve sağ salim memleketime ve aileme tekrar kavuşmak nasip oldu. Bu devleti, bu saadeti yaşatan Allah’ıma sonsuz şükürler olsun.
Bu muazzam şeâirin insan ruhunda bıraktığı derin tesiri kelimelerle anlatmak benim gibi ifade özürlülerine şüphesiz kolay gelmeyecektir. Çünkü bu bir haldir ki ancak yaşanır. Bu manevî hazzı tatmayan, görmeyen bilemeyecektir. Bu ibadetteki manevî ve ruhanî feyizleri ifade etmek bu yazının konusu değildir. Yaşadığım hayal kırıklıklarımı yetkisi, etkisi olan şahıslara arz etmek emelindeyim.
HİJYEN, HİJYEN, YİNE HİJYEN!
Önce temizlikten söz etmek gerekecektir. Hz. Peygamber’in (asm) “Temizlik imandandır’’ hadisini bilmeyen Müslümanın sayısı yok denecek kadar azdır. Namazın dışındaki farzlardan ikisinin hadesten ve necasetten temiz olmak gerektiğini de..
Hz. Peygamber’e (asm) nazil olan 600 sayfalık Kur’ân-ı Kerîm’in ilk nazil olan iki üç satırlık ‘Alak’ Sûresinden sonra yine iki üç satırdan ibaret olan ‘Müddessir’ Sûresinin ilk âyetlerinde Yüce Allah Peygamberimize (asm) ‘’Elbiseni temiz tut. Maddî ve manevî kirlerden temizlen‘’ anlamında emir buyurması çok manidardır. Ayrıca ‘’Allah temizlenenleri sever’’ âyetini de bir çoğumuz bilmektedir.
Kuddüs İsm-i Şerif’i gereği Allah (cc) bütün kâinatta hücreden, yerküreden atmosfere kadar, oradan gökyüzündeki galaksilere kadar temizlik tecellileriyle temizlik derslerini ehl-i imanın nazarına arz etmiyor mu? Hele yeryüzünde kanatlarını temizleyen sinekten, yeryüzünü ölü hayvanların cenazelerinden temizleyen karıncalardan, gökyüzünde temizlik faaliyetine iştirak eden kartallardan, yaprak gibi kuru bitki türü ve her türlü müzahrefatı temizleyen mikroorganizmalardan, denizlerdeki hadde hesaba gelmeyen canlıların kirlerini temizleyen diğer varlık ve balıklara, her saniye soluduğumuz oksijenin vücuttaki karbondioksidi temizlemesine kadar her şey bize temizliği ders vermiyor mu? Yemekten önce, yemekten sonra ellerin yıkanması sünneti, haftada en az bir defa bütün bedeni, namazlardan önce abdest alarak kirlenme ihtimali en fazla olan azalarımızın temizlenmesi, temizlik bilincinin bir mü’minin hayatında ne kadar önemli olduğu dersini vermiyor mu? Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Bir konuyu dikkatlere sunduktan sonra arz etmek istediğim konulara girmek daha isabetli olur diye düşünüyorum.
Belki her mü’minin hacda gördüğü olumsuzlukları değil de olumlu şeyleri anlatması gereklidir diye düşünenler olacaktır. Bu görüşün doğru olduğuna gönülden katılıyorum.
Ancak aşağıda zikredeceğim hususların onlarca sene devam etmesi haccın ruhuna zıttır. Bu hallerin sürüp gitmesi, yetkililerin yeterli tedbir almaması, söz konusu gerekçeyi anlamsız hale getirmektedir.
Hedefimiz hiçbir mü’mini karalamak ve haksız yere itham etmek değildir. Amaç, yetkililere ve görevlilere doğru olanı hatırlatmaktır. Üzüm yemek amacımızdır, bağcıyla derdimiz yoktur. Alınganlık gösterenler mahşer gününde pişman olabilirler. İdareciler çobandır ve güttüklerinden sorumludur. Her idareci Hz. Ömer’in (ra) hilâfeti zamanında çocukları açlık yüzünden ağlayan kadınla olan diyaloğunu unutmamalıdır. Din nasihatten ibaret değil midir? Omuzunda akrep olduğunun farkında olmayan kişiye akrebi göstererek onu zehirlenmekten kurtarmak ona iyilik etmek demektir.
MEKKE’DE TEMİZLİK
Mekke’deki temizliği iki başlık altında değerlendirmek daha isabetli olacaktır:
1. Harem-i Şerif’in temizliği
2. Harem-i Şerif’in dışındaki temizlik ve şehrin temizliği
Harem’in içindeki temizlik faaliyetlerinin takdir edilecek seviyede olduğunu söylemeliyiz. Ancak bu temizlik Harem dışındaki bölgenin de temiz olmasıyla bir anlam kazanacaktır. Eğer dışarıda hijyen sağlanamazsa harem içi temizlik çok kolay olamayacak, belki de mümkün olmayacaktır. Entegre bir temizlik anlayışı ve faaliyeti mutlaka gereklidir. Hacı adayları hacca gelmeden önce hijyen konusunda ciddî şekilde bilgilendirilmeli, uyarılmalı, gerekli titizliği göstermeleri henüz kendi ülkelerindeyken onlardan istenmeli. Bu konuda Diyanet’in hacı adaylarına dağıtmış olduğu broşürlerin yeterli olmadığı görüşündeyim. Uzmanların yeni tedbirler üzerinde düşünmesi, daha güzel sonuçların elde edilmesini sağlayabilir. Daha iyiye ulaşma hedefi her sene canlı tutulmalı. Mevcutla yetinme daha gerilere gitmeye sebep olabilir.
Hijyen konusu üzülerek ifade etmek gerekirse diğer İslâm ülkeleri tarafından da hacı adaylarına gerektiği şekilde anlatılabilmiş değildir. Eğer bu bölgede hijyen sağlanacaksa, bu diğer ülkelerin hacı adaylarının da temizlik eğitiminden geçirilmesiyle olacaktır.
Bu ibadetin temiz bir ortamda icra edilmesinde en büyük sorumluluk ise Suudi hükümetine düşmektedir. Krallık tedbir alma isteğinde ısrarlı olursa çok şey değişecek ve çok hızlı bir şekilde sonuç alınacaktır.
Bir şekilde Suudi yetkililerine ulaşacağını bilsem şunları kendilerine söylemek isterdim.
Ne kendi ülkemde ne de gidebildiğim ve görebildiğim kadar başka ülkelerde bu derece hijyen şartlarından uzak bir şehir görmedim. “Allah’ın Evi” diye adlandırılan Beytullah’ın bulunduğu mübarek şehre bu görüntüyü verenlerin bunun manevî sorumluluğunu taşımaları kolay olmayacaktır. Kâbe Allah’ın Evi, buraya gelen hacı adayları ise Allah’ın misafirleri kabul edilmelidir. O misafirlere hizmet Hakka hizmet olarak görülmelidir. Onların yeme, içme, barınma gibi ihtiyaçları hafife alınmamalı, hastalanmalarına sebep olacak ortamların izalesi çok önemli addedilmelidir. Milyonlarca insanın hep bir arada olması mazeret olarak ileri sürülmemeli, çözüme odaklanılmalıdır.
Yapılacakların ilk akla gelenleri şöyle sıralanabilir:
1. Temizlik işiyle meşgul olan personel, geçici görevlilerden olmamalı, daha önceden yapacakları iş konusunda yeterince eğitilmelidir.
2. Dilenme gibi bir davranışı bir “temizlik memuru”nun göstermesi hoş bir görüntü değildir. Buna müsaade edilmemelidir.
3. Harem dışındaki temizlik görevlilerinin sayıları arttırılmalıdır.
4. Tuvaletler daha temiz olmalı, buralardaki temizlik personelinin de sayısı arttırılmalıdır.
5. Tuvaletlere ayakkabısız veya terliksiz girenlere müsaade edilmemelidir.
6. Tuvaletlerin hemen çıkışında yerlere oturup dinlenme veya yemek yemeye fırsat verilmemeli, hacıların hiss-i zahirisi rencide edilmemelidir.
7. Hijyen kurallarına uymayanlar görevliler tarafından uyarılmalıdır.
8. Sokak ve caddeler mümkün olan en kısa sürede ara ara yıkanmalıdır.
9. Hareme girişte, kapı önünde ayakkabı veya terliklerin çıkarılmasını gösteren bir çizgi olmalı ve bu çizgiye varılmadan ayakkabılar çıkarılmamalı, çizgi ayakkabı veya terliklerle geçilmemelidir. Gerekirse kurallara uymayan içeri alınmamalı hassasiyet bir şekilde hacılara hissettirilmelidir.
10. Harem dışında sık aralıklarla çöp kutuları olmalı, hacılar ellerindeki çöpü atmak için uzun süre çöp taşımaya mecbur olmamalı. Milyonlarca insanın özellikle pet şişe, naylon poşet gibi çok kullandıkları malzemeler göz önüne alınırsa tedbir almanın önemi daha net bir şekilde görülür.
11. Harem içinde giyilmek üzere galoş dağıtımı yapılmalı. Ayaklarında enfeksiyon veya mantar hastalığı olanların hastalıklarının yayılmasını, bu şekilde bir dereceye kadar önlemek mümkün olabilecektir. Gerekirse bu amaca uygun galoş benzeri bir ürün tasarlanmalıdır.
12. Galoş dağıtımı mümkün değilse giriş kapılarında ayaklarına geçirilmek üzere her hacı adayının kendi galoşuyla gelmesi sağlanmalıdır. Ekonomik gücü yeterli olmayanlara Suudi hükümeti yardımcı olmalıdır.
13. Ayaklarında mantar hastalığı veya enfeksiyon bulunan ihramlıların dinen mazeretli sayıldıklarından galoş giymelerinde dinen bir sakınca olmadığı görüşündeyim.
—DEVAMI YARIN—
EKREM KİŞMİROĞLU